“Masallar ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar; sadece dinlememiz yeterlidir.”
Clarissa P. Estés
İnsanın belki de en çok ihtiyaç duyduğu şeydir varoluş bilinciyle yaşamak. Ve tam da bu yüzden hepimiz bilerek ya da bilmeyerek hayatın anlamını bulmaya, hayatımıza anlam katmaya çalışırız. Varoluş bilinciyle yaşamak için hayatımıza katacağımız anlamı nerede arayacağımızı bilmek, doğru çıkarımlar yapmak çok önemlidir. Doğru cevapların bulunması ise bir bebeğin doğduğu zamanki bedensel yeterliliğinin zamanla gelişimi kadar yavaş ilerleyen bir süreçtir. Bundan dolayı insanın anlam arayışı çocukluk döneminde başlar ve hayat boyu devam eder. Hayatlarının ilk yıllarında bütün çocuklar bıkmadan usanmadan soru sorarlar. Çünkü merak ederler: “Onlardan neden her gün okula gitmelerini beklediğimizi, dünyanın nasıl başladığını ve sonunun ne olacağını, bazen de kendi istek ve duyguları hakkında ne yapmaları gerektiğini…” Aslında merak ettikleri kendi kimlikleri, aradıkları da anlamdır.
Peki çocuklar hangi anlamları arar?
Özellikle çocukluk döneminde çok zor sorularla ortaya çıkan anlam arayışı kavramı gerek ebeveynleri gerekse öğretmenleri zorlayan bir konudur. Çocuğa sürekli hap bilgiler vermeye dayalı bir eğitim sistemi ve disiplin kurallarını dayatmaya çalışan aile yapısının ezberini bozan sorulardır bunlar. Bazen içinde bulundukları büyüme evresine özgü bazen de bütün insanlar için ortak sorunlarla ilgili olabilirler. Biz yetişkinler bu sorular karşısında sinirlenir, çaresiz hisseder ve genellikle onların asıl ihtiyacının anlam arayışlarında rehberlik etmemiz olduğu gerçeği ile yüzleşip korkarız. Oysa edebiyat denilen büyülü alanın kapılarını aralarsak anlamı aramaktan da sorularla karşılaşmaktan da korkmamıza gerek kalmaz.
Peki anlam arayışında edebiyat çocuklara ve bize nasıl rehberlik eder, biraz buna bakalım.
Öncelikle, bir edebiyat eserinin, okunan bir öykünün çocuğa çekici gelmesi için onu eğlendirmesi ve merak uyandırması gerekir. Aynı zamanda bu eserlerin, çocuğun hayatına anlam katabilmesi için onun hayal gücünü harekete geçirmesi ve zeka gelişimini olumlu etkilemesi şarttır. Ancak en önemlisi, endişe ve istekleriyle yüzleşerek problem çözme becerisini geliştirmesine katkıda bulunmasıdır çünkü çocuk için aslında hayat baş etmeyi öğrenmek zorunda olduğu zorluklarla doludur. Çocuk, iç dünyasını düzene sokmak ve buna bağlı olarak endişe ve isteklerine onları yok etmeden bir düzen verebilmek için fikirler üretmeye gereksinim hisseder.
“Çocuklar için Felsefe” disiplininin kurucusu filozof Matthew Lipman şöyle diyor:
“Çocukların açlığını hissettikleri anlamlar hayatlarıyla bağlantılı ve aydınlatıcı olmalıdır.”
Ancak hiç durmadan soru soran çocukları, genellikle kendi sorunlarıyla ilgili konuşmaya istekli görmeyiz. Çoğunlukla saygı göstermemizi bekledikleri bir ketumlukları ve mahremiyet duyguları vardır. Yaşadıkları sorunları başka insanların yanında konuşmaya biz yetişkinlerden daha az ilgili duyarlar. Kendilerininkine benzeyen sorunlarla ilgili hikâyelere ise bayılırlar. Lipman bu konuya harika bir örnek verir.
“Psikolojide kardeş rekabeti olarak tanımlanan kavramı ele alalım. Bir ailedeki geçinemeyen çocuklar çoğu kez çatışmalarını birbirleriyle konuşmaz. Fakat birbirleriyle geçinemeyen prenses kardeşler veya ebeveynlerinin sevgisini kazanmak için yarışan prenslerle ilgili masalları okumayı severler. Her nasılsa “Bir varmış bir yokmuş…” şeklinde başlayan bir masalın parçası olarak anlaşılabildiğinde sorunun etkisi azalmaktadır. Yunanlıların Truvalılarla olan savaşta kendilerine daha nesnel bakmalarını sağlamaları gibi, masalın hayal ürünü ortamında da kardeş rekabeti sorunu daha bağımsız ele alınabilir.”
Çocuklar işte tam da bu yüzden masallara bayılırlar.
Masallar ve mitler, dış nesnelere ve olaylara yansıtılan insan zihninin arıtılmış bir gelişim öyküsü olduğu için çocuk onları kolayca anlar. Hepsinde onun aklını kurcalayan evrensel insani problemler yer alır, gelişmekte olan bilincine hitap eder masallar.
Adnan Binyazar “İnsanın bireysel gelişimi, bilen insan olarak insan türünün gelişim öyküsünün tekrarıdır” der. Bu nedenle dinlediği her masalla çocuk aslında tüm insanlığın iç çatışmalarını anlamlandırmaya çalışır. Kierkegaard’ın “Masal ve mitler aslında içsel olan bir şeyin dışsallaştırılmasıdır” dediği şey budur aslında.
Büyümeyle beraber karşısına çıkan zorlukların altından kalkabilmek için çocuğun bilinçli belleğinde neler olup bittiğini anlaması gerekir çünkü ancak bu şekilde bilinç dışında olanları anlamlandırabilir. Problem çözme becerisi, bilinç dışının doğasını ve içeriğini bilimsel verilerle anlamakla değil, hayaller kurarak bilinç dışını tanımaya başlamakla gelişir. Bettelheim’a göre işte tam da bu noktada masallar ve mitler benzersiz bir değere sahiptir çünkü çocuğun kendi kendine keşfetmesinin imkânsız olduğu yeni boyutları onun hayal gücüne sunar. Diğer taraftan, varoluşsal ikilemi kısaca ve açıkça ifade etmek bu yazın türünün özelliğidir. Çocuğun kafasını karıştırabilecek konuları genellikle en temel haliyle, sadeleştirerek ele alır.
Buraya kadar olay örgüsünün çocuğun anlam arayışındaki yerini ele aldık. Bir de masallarda yer alan birbirinden renkli karakterler var: cadılar, prensler, konuşabilen hayvanlar… O da bir sonraki yazımızın konusu olsun…
Funda Yıldız Çağlar
Referanslar ve Kaynakça:
- Lipman, M. (2023). Felsefe Sınıfta. İstanbul: Usturlab. ⇡⇡⇡
- Bettelheim, B. (2019). Masalların Büyüsü. İstanbul: İnkılap Kitabevi.
- Binyazar, A. (2019). Deli Dumrul’un Bilinci. İstanbul: Metis Yayınları.
- Gezgin, İ. (2020). Homo Narrans. İstanbul: Redingot Yayıncılık.






2 YORUMLAR
Dört dörtlük bir yazı. Konuyu sağlam bir temele oturtarak açıklamış. Doğru bakış. Devamını merakla bekliyorum. Kutluyorum.
Çok teşekkür ederim ❤️❤️❤️