Çocukluk Bizde Kalsın

Okumak ya da Okumamak

13 Mayıs 2024

Yazı: Okumak ya da Okumamak | Yazan:  Funda Yıldız Çağlar

“Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bu gafletten doğacak felaketler azalmaz.” – Benjamin Franklin

Bir öğretmen olarak okulda kutlamayı en sevdiğim hafta, “Kütüphaneler Haftası”. Her yıl kutlamalar yaklaştıkça içimi tatlı bir heyecan kaplar. Açılan kitap satış noktaları, okula davet edilen yazarlar, yeni çıkan kitapların tanıtımları, kitap karakterlerine bürünmüş çocuklar… Benim gibi kitap aşkıyla yanıp tutuşan biriyseniz o haftanın her dakikasından keyif alır, hiç bitmesin istersiniz.

Bu yıl da geçtiğimiz ay, büyük bir coşkuyla kutlamalarımızı yaptık. Bazı notlar aldım haftayla ilgili. Niyetim kütüphanelerin; çocukların ve biz yetişkinlerin hayatı ürerindeki etkilerinden bahsetmekti. Ama bu konuyu da kapsayan küçük bir deneyim yaşayınca konuyu değiştirmeye karar verdim.

Şimdi başlıyorum anlatmaya…

Her yıl ülkemizde 23 Nisan’ı içine alan hafta “Dünya Kitap Günü ve Kütüphaneler Haftası” olarak kutlanır. Bu yıl o haftanın son gününe bir de seçim telaşı eklendi. Vatandaşlık görevimizi yerine getirdik, ardından havayı güzel görünce sandviçlerimizi yaptık; kahvelerimizi, meyve sularımızı hazırladık; yanımıza meyvemizi, piknik örtümüzü alıp kendimizi çayıra çimene vurduk. Sessiz sakin, sadece çay servisi yapılan bir alana yaydık örtümüzü, oğlumun çok sevdiği tarzda pikniğimizi yapmaya başladık. (Çünkü piknik mutlaka yerde oturarak yapılır 😁)

Biraz yiyip içtikten sonra oğlumla eşim top oynamak için kaktılar. Bu arada ben de güzelce uzandım, açtım kitabımı bir taraftan okuyorum, bir taraftan atıştırıyorum. Keyfime diyecek yok kısacası. Bu sırada oğlumla eşimin uzaklaşmış olduklarını fark etmedim. Bir gölge belirdi yanımda. Servis yapan arkadaş çayımızı demlemiş getirmişti. Demliği bıraktıktan sonra dikilmeye devam etti. Parayı peşin ödememizi istiyor diye düşündüm ama yanılmışım.

Ben çantamı karıştırıp para çıkarmaya çalışırken başladı konuşmaya:

“Abla, burası kitap okunacak yer mi? Gelmişsin buralara, doğayı seyret, çayını iç, ÇOCUĞUNLA İLGİLEN.”

Çocuğum olduğundan beri beni benden alan son cümleyi duymazdan gelip cevap verdim:

“Kitap okumak için doğadan güzel yer var mı? Ben bayılırım açık havada kitap okumaya.”

Sanırım ikna etme konusunda çok başarılı olamadım ki kendisi devam etti:

“Abla, kitap her yerde okunur. Evinde oku, iş yerinde oku.”

(Nasıl bir işim olduğunu düşündü acaba bilmiyorum, onu merak etmek sonradan aklıma geldi.)

Aklımdan geçen cevap şuydu:

“Madem kitap her yerde okunur acaba neden burada okuyamıyorum?”

Tabii ki vermedim bu yanıtı. Sadece gülümsedim ve servis için yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordum. Çünkü niyetinin kötü olmadığını biliyordum. O sadece iyiliğimi düşünüyor, doğanın tadını çıkarmamı istiyordu. Bir de çocuğumla ilgilenerek toplumun benim için belirlediği rolü hakkıyla yerine getirmemi. Sıkıcı şeylerle vaktimi harcamamalıydım. Ya keyif yapmalıydım ya da kutsal annelik müessesesinin gerekliliklerini yerine getirmeliydim. Bu arada biraz ileride tavla oynayan çift ve telefonlarıyla ilgilenen insanlar -ki bizi hiç ilgilendirmez- benimle aynı kaderi paylaşmadılar. Onlar doğada yapılması gereken neyse onu yapıyorlardı. Sorun, benim bu kadar güzel bir ortamda sıkıcı bir şey yapıyor olmamdı.

Bunun üzerine düşündüm sonra biraz. Toplumumuzda okumanın ve okuyan insanın yarattığı etkinin genellikle olumsuz olduğuna sıklıkla şahit oluyoruz hepimiz.

“Bu kadar okuyup ne yapacaksın?” cümlesi çocukluğundan beri çok okuyan bir insan olarak en sık duyduklarımdan. Çok okuduğu için (affedersiniz) kafayı yemiş insanların hikâyelerini dinlememiş olan yoktur aramızda.

“Aman yavrum, oku ama çok da abartma! Bak yoksa sonra, evlerden uzak, kim bilir neler gelir başına.”

Yani biraz korku da var sanki işin içinde. Yoksa, okumaya karşı bu kadar olumsuz duygular besleyen toplumumuz aslında bazı şeylere sadece cehaletle katlanabileceğimiz bilgeliğine mi sahip farkında olmadan?

Okumayla ilgili şüpheli yaklaşımlarımızın nedenlerine dair kesin bir şey söylemek pek mümkün değil ama matematiksel verilerle bazı ipuçları elde edebiliriz. Mesela, Herkese Kitap Vakfı’nın araştırma sonuçları, ülkemizde insanların günde ortalama 5 saat televizyon izlediğine işaret ediyor. Yani televizyon izlemeye düşkün bir toplum olduğumuz söylenebilir. İş kitap okumaya gelince durum farklı. Günde ortalama 5 saat televizyon izlenen toplumumuzda UNESCO’nun 2023 verilerine göre, haftada ortalama 5 saat 54 dakika kitap okunuyor ve dünya kitap okuma sıralamasında 18. sıradayız. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Temmuz 2023’te yayımladığı Yaşam Kalitesi Modülü’nü incelediğimizde son 12 ay içinde 15 yaş üzeri fertlerin %69,0’ının hiç kitap okumadığını görüyoruz.

Peki ben bu kadar şeyi neden anlattım?

Tüm bu hikâyeden ortaya çıkan bir sonuç var: Toplum olarak okumuyoruz; okumayı alışkanlık edinmiş yetişkinlere normal değilmiş gibi davranıyoruz. Buraya kadar tamam. Garip olan kısım şu; bunları yapan sanki biz değilmişiz gibi çocuklarımızın bir alışkanlık haline getirerek kitap okumasını istiyoruz.

“Kapat o tableti, otur kitabını oku!”
“Keşke televizyon izlemeyi sevdiğin kadar kitap okumayı da sevsen!”

Diyoruz. Çünkü kitap okumak sadece öğrencilerin, o da asıl kutsal amaçları olan üniversite sınavında iyi bir bölüme girene kadar yapması gereken bir şey.

Yazının başında da belirttiğim gibi geçtiğimiz ay Kütüphaneler Haftası’nı kutladık. Öğrencilerimizde ve toplumda okuma alışkanlığının artırılması için yapılabilecek etkinlikler konuşuldu. Kütüphanelere geziler düzenlendi, hayatımızda daha çok yer kaplamaları için yapılabilecekler konuşuldu. Oysa biliyoruz ki sadece okullarda bu haftayı kutlamakla artmayacak okuyan insanların sayısı. Bu istatistiklerin değişmesi için yapmamız gereken çok şey var. Okumaya karşı istek uyandırmanın yollarını bulsak keşke ve gafletten doğacak felaketlerin ülkemizde yok olduğuna hep birlikte şahit olsak.
 
 
Funda Yıldız Çağlar
 
 

Kaynakça:

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

5 YORUMLAR

  • Yanıtla Zübeyde 13 Mayıs 2024 at 10:29

    Yüzümde hafif bir gülümseme belirdi yazdıklarınızı okurken. Birçok kez benim de benzer olaylar geldi. En ilginç olanı paylaşmak istedim: ‘Abla, çok mu mutsuzsun sürekli kitap okuyorsun’ demişti bir komşum. Çok kitap okumak (onlara göre çok, bu arada) normal algılanmıyor maalesef. Teşekkürler, yüreğinize sağlık.”

  • Yanıtla Metin Çoban 13 Mayıs 2024 at 10:35

    Annem de gözlerini bozacaksın, oku oku nereye kadar, derdi. Bozuldu gözlerim ama kitap okumaktan değil bence, göz doğar doğmaz eskimeye başlar zaten. 😃
     
    Kitap okumuyorsan, hayatı çözemezsin.

  • Yanıtla Özlem Akaydın 13 Mayıs 2024 at 14:09

    Biz okumayı çok sevenler hatta yaşam biçimi haline getirmiş olanlar ile okumayı sevmeyenlerin birbirini anlaması sanırım hiç mümkün olmayacak .

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan