Açık Pencere

Sevgili Kızım Filiz

9 Ekim 2024

Yazı: Sevgili Kızım Filiz | Yazan: Şen Sevgi Erişen

Bugün yeni fark ettiğim bir şeyi paylaşayım seninle. Ben birine senden bahsederken “kızım”, Sedef’ten bahsederken “Sedef” diyorum. Ne demek olduğunu tahlil edemedim. Senin benzer bir durum yaşama şansın yok tabii ki. Birine “kızım” derken diğerine “oğlum” diyeceksin çünkü.

Anneciğin bu yılda seninle. (!) Yani yine doğum gününde kalbinden geçenleri senin için paylaşacak. Artık beraber oturmuyoruz, evin ayrı barkın ayrı. Ben sadece bu doğum gününde de seninle biraz muhabbet edelim istedim. Konusu ne mi olsun? Ne olursa olsun ama bırakmak istemeyeceğimiz türden tatlı olsun, ipe sapa gelmez şeyler olsun, boş laflarla torba dolsun.

Aslında ciddi olmasın diye başlarsak birdenbire nasıl olur bilemeden söz döner dolaşır ciddi mevzûlara gelir. Ben çok yaşadım seni bilmem ama. Çok defa çarşıda gezerken alışveriş yapmayacağım diyorum kendi kendime ve o gün birçok günden daha çok alışveriş yapıyorum. Artık bu durumu fark edince “Bugün hiç alışveriş yapmayacağım” der demez kendi kendime muzipçe gülümseyip hemen ardından alışverişin o çekici havasına girip verdiğim sözün sadece bir bölümünü hatırlıyorum: Alışveriş!

Artık çocuklu bir kadınsın desem mevzu ciddi bir mecraya dökülecek, çoluk çocuk, annelik, özveri falan derken işin sonunda laf dönüp dolaşıp bana gelecek. Anneliğimin eksik tarafları, veremediğim sevgi, ilgi, ayıramadığım kaliteli zamanlar falan derken konu benim yargılanmam, suçlanmam ve belki zoraki bir beraat kararı, belki de şartlı tahliye kararı çıkacak ve tahliye için ödemem gereken yüksek de bir bedel.

En iyisi biz havadan sudan konuşalım canım.

Bugün sular birkaç günlüğüne kesilecekmiş. Bize gelin diyemiyorum, arkadaşlar bize gelecekler. 7’li grup bu hafta bende! Yarın gelseniz, yine olmaz, yarın da akşam seminerime hazırlık yapacağım pek ilgilenemem. Ama siz oturursunuz ben akşam gelirim ne dersin?

Haklısın canım, ben olmayınca benim evimde sıkılırsınız. Her zamanki halim mi? Bak şimdi! Keyif değil “görev” Filizim. Yalnız çaktırmadan çıkmazsam bu mevzudan bataklık gibi bizi içine çeker vallahi. Tam bir “kırmızı çizgi” ihlâli. Nasıl çıkalım buradan şimdi? Sen söyle canım, ne yapalım?

“Anneciğim ben artık alıştım senin bu hallerine” mi dedin?

Tamam canım!

Pira’nın okulu senin istediğin gibi. Geçen gün almaya gittiğimde sahibiyle karşılaştım. Yabancı öğretmenleri de oradaydı. Pira’yla İngilizce konuştu. O da oldukça rahat ve mutlu görünüyordu. Çocuklarının eğitimi seni çok düşündürüyor biliyorum.

Ha, bu arada onları görmek beni çok neşelendiriyor. Senin adına da çok seviniyorum. Senin ömrün boyunca onlarla güzel duygular yaşayacağını bilmek beni mutlu ediyor. Eziyetleri çok olsa da sana verdikleri bolluk, zenginlik, tazelik ve sayamayacağım daha bir sürü güzel duygu var, bundan eminim.

Çocuklarınla ilgili hayallerini bilmiyorum ama hayal kurmak için pek vakit ayırdığını sanmıyorum. Daha çok endişe ve korkularına zaman ayırıyorsun, doğru mu?

Ben de öyleydim. Hayatı bir korku tünelinden geçmiş gibi yaşadığım 10 yıllık bir dönem vardı. Kendimden kaçtıkça kaçıyordum. Sonunda kaçmaktan yoruldum, içten içe bittim eridim ama yaşamam gerektiğimi düşünerek tekrar kendimi topladım, bu defa da yarı çılgın bir hal aldım.

Çok az kişinin tahammül edeceği sosyal fırtınalar yaşadım gerçekten. Sen o dönemde bana çok yakındın. Bu yüzden sana sonsuz teşekkürler!

Aman işte, her şey boş. Bak dedene, hiçbir şey onun ilgi alanına girmeyi hak etmiyor şimdilerde. Zamanının değerini biliyor! Biz bol keseden harcıyoruz. Bir insanı tanımak istersen yolculuk et ya da içki sofrasına otur derler. Ben bir şey daha keşfettim deden sayesinde, birini tanımak istersen eğer yaşlanmasını bekle.

Bütün yamaları düşen pantolonlar gibi bir tek şey kalır geriye: kalıbı. Kalıbı onun ilk ve ana karakteridir. Üzerine türlü değişiklikler yapabilirsin ama kalıbını bozamazsın ya onun gibi. Ancak makas atarsan bozulur kalıbı. Onu da Allah kimseye vermesin. Düşüp kalkmaktan yıpranıp yırtılan parçalar sağlam başka bir parçayla kapatılır. İrili ufaklı yamalar ilk bakışta pantolonu bozsalar da sonraları göz alışır, sevilirler. Ama yine de pantolonun kesimi aynıdır. Yıllar geçtikçe incelip dökülmeye başlayınca kumaş, yamalar da dikiş yerlerinden atar, sökülürler. Yine de kalıbı değişmez ama. İşte bunun gibidir insanın uzun yaşadıkça karakterinden geri kalan değişmeyen kalıbı. Çok mu konuştum, tatlım?..

Şöyle bir güzel bir kahve yap karşılıklı içelim. Senin usulde, filtre kahve. Bende yok bu aletten, hiç almayı da düşünmem. Sizin almanız, filtre kahve yapmanız, evde bira yapmanız, farklı bir şeylerle ilgilenmeniz hoşuma gidiyor.

Başkalarının benden farklı ilgi alanlarını görmek bir özgürlük hissi veriyor. “Bende yok, onda var ve benim için farklı olan bir şeyler var onun dünyasında” dedirtiyor insana. Dünyam büyüyor işte o zaman.

Kahveyi sizin bahçede içelim mi?

Mevsim Nisan, sıcaklık 20, güneşin ısıttığı toprak, topraktan fışkıran çimenler, henüz çiçekleri üzerinde meyve ağaçları…

Tam da senin istediğin gibi. Biraz olsun ek bir şeyler bahçeye, elin alışsın. Biraz salatalık, domates, maydanoz ya da lavanta, limon.

Toprakla haşır neşir olursan hayatın ritmini değiştirebilirsin belki de. Toprakla uğraşmak insanı “fabrika ayarlarına” döndürür. Sen ne düşünüyorsun?

Kahve yaparken yanına geleyim mi?

Senin ellerin ve tırnakların biraz halana benzer. Cezveyi tutuşun, işe koyuluşun, yaptığın her neyse kolaymış gibi bir his verir insana. Sen de halanı iş yaparken görmüşsündür muhakkak. Ben hayran olurdum onun rahat, acelesiz, üstelik tam zamanında düşünülmüş işler yapmasına.

Sende de iş yaparken o telaşsızlık var. Fakat bazen iş yapma isteğin olmuyor gibi. Kendi yaşadığın zaman diliminden sıkılıp gezintiye çıkıyorsun bazen. Yapamadıkların, edemediklerin falan derken kendin olmaktan çıkıp kendine savaş açıyorsun adeta. Yapamayan edemeyen sen, yap et diyen öteki sene karşı gayet savunmasız kalıyor. Özgürlüğünü elinden alıyorsun farkında olmadan. Yargılamanın keskin tarafı ile vursan kopacak ama kör bıçak gibi kesip atamıyor da ezip bırakıyorsun kendini. Sonra gelsin içini daraltan sızıların.

Bak şimdi kahve yapmakla meşgul olmasaydın, elini alnından başlayarak saçlarında dolaştırıp sonra da mutfak camından gelen güneş ışığının gözüne gelmesinden rahatsız olup hafifçe kısıp derdin ki:

“Evet ya! Neden bilmiyorum ama hiçbir isteğimi yapamıyorum. Düşünüyorum, bir şeyleri değiştirmeye çok yaklaşıyorum ama olmuyor işte. Sadece sözde ve düşüncede kalıyorlar. Destekleyecek biri arıyorum yanımda. Eşim olmalı bu kişi ama yok işte. Aydın bu kişi değil ve kendimi zayıf hissediyorum. Üstüne üstlük onu benim hayallerimi gerçekleştirmemde yardım edecek bir kişi olarak görmemek beni hırslandırıyor. Bu düşüncelerle boğuşurken iş yerinde ruhum resmen acı çekiyor. Bırakamıyorum.”

Hadi kahvelerimizi içmeye bahçeye geçelim. Bu gece bizde kal istersen. Akşam çocuklar yattıktan sonra film izleriz.
 
 
Şen Sevgi Erişen
03.05.2018
Marmara Ereğlisi
 


Zaman sadece birazcık zaman
Geçici bu hırs bu intikam
Acılarımız tarih kadar eski
Nefes alıp vermek kadar olağan

Zaman sadece biraz zaman….

Sezen Aksu


 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

No Comments

Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

error: Kopya korumalı içerik!

Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan