İnsan, kaçınmasız olarak belli bir ilişkinin içine doğar. İçinde büyüdüğü ilişki biçimi, bir anlamda hayatını şekillendirir.
Hayatın bu ilk evresinde, seçilemeyen kişilerle yaşanan seçilemeyen ilişkiler, bazı insanlara kim olduğunu anlayabilecek bir fırsat verir ama bazıları bu fırsatı yakalayamaz. Kimi gerçek bir sevgiyle ve benliğine duyulan saygı ile büyür kimi de bazen ihmal ile bazen aşırı korumacı bir tavır ile bazen de bir önceki neslin hayallerini gerçekleştirmek misyonu ile büyür. Gerçek sevgiyle büyüyenler, benliklerini fark edebilirler ve aslında oldukça zor olan kendini tanıyabilme becerisini kazanabilirler. Diğerleri ise benliklerinin farkına hiç varamazlar, kendilerini tanıyamazlar. Bu sebeple de hayatlarının ileriki dönemlerinde seçtikleri ilişkilerin dinamiklerine katkıları olmaz. Kendi sınırlarını çizmeleri gerektiğinin farkında değillerdir.
Genel Sınırlar
Sınırların olmadığı bir hayat düşünülemez. Ülkelerin sınırları vardır, ülkeler içinde şehirlerin sınırları vardır. Bir toplum olarak yaşamanın şartı olan hukuk kurallarının sınırları vardır. Bu sınırlar hiç bir şartta ihlâl edilmemesi gereken sınırlardır. İhlâl edildiği takdirde bedeli ödenir.
Tıpkı bu sınırlar gibi ihlâl edilmemesi gereken ama yaptırımı çok somut olamadığı için ihlâl edilmesi çok kolay olan bir sınır türü daha vardır.
Kişisel Sınırlar
Kişisel sınırlar, diğer bir değişle bireylerin hiç girilmemesi gereken alanları, kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı alanlar için genelleme yapılması kolay olsa da bazı alanlar için genelleme yapılması neredeyse imkânsızdır çünkü bireylerin doğup büyüdükleri ortamlar, oralarda yaşadıkları, yaşadıklarından etkileniş biçimleri hepsi birbirlerinden farklıdır. Bu yüzden kimin ne konuda sınırları olduğunu anlamak çok kolay değildir. Bu sebeple, aslında her birey kendi sınırlarını çizmek ve belli etmekle yükümlüdür.
Sınırlarını çizebilmek için bireylerin duygularını fark etmesi gerekir. Duygularının ve duygularının kaynağının farkında olan birey, hassasiyetlerini bilir ve buralara kimsenin dokunmasına izin vermez. Mesela üzülme duygusunu ele alalım. Her insan zaman zaman üzülür. Bazen gerçekten bunun sebebi için yapılacak bir şey olmayabilir. Hayatın bazı gerçekleri üzülmeyi beraberinde getirir ve bu noktada bireyin yapabileceği tek şey bu duyguyla başa çıkmaya çalışmak ve yaşamaya devam etmektir.
Fakat bazen de kişinin üzülme sebebi ilişki içinde olduğu diğer insanların davranışları ya da sözleridir. İşte burada sınır çizmenin zamanı gelmiştir. Kişi, neye üzüldüğünü belli etmeli, anlaşılmıyorsa da açıkça dile getirmelidir. Kısaca kişi, sınırlarını belli ederek kimsenin kendisini üzmesine izin vermemelidir.
Çocukluk yıllarında seçilemeyen ilişkilerin içerisinde sınır çizebilmek, hayata eşlik edenlerin iznine tabiidir. Bu izinle yaşayamamış olanlar için farkındalık çok daha fazla önem taşır fakat biraz zaman alabilir. Bu dönemi geçirdikten sonra ilişkiler sağlıklı hale gelir. Elbette bu çift taraflı olması gereken bir durumdur, sınırlarını çizen insanlar, toplum içinde her insanın sınırının olduğunu bilmeli ona göre davranmalıdır. Kendi sınırlarını çizerken, başkalarının sınırlarını tanımayan insan, toplumda “kaba” olarak adlandırılsa da aslında adım adım “zorba” olmaya doğru gidiyor demektir.
Sınırlar ve Bağımlılık
Yetişkin bireylerin ilişkileri, arkadaş ilişkisi de olsa romantik ilişki de olsa artık seçilen ilişkilerdir ve bu ilişkiler başından itibaren bir beklenti barındırır.
“Mutlu olma beklentisi.”
Mutlu olmak da ilişkinin içerisinde benliğini kaybetmemekle mümkün olur. Çünkü benliğini farkında olmadan kaybeden birey git gide bağımlı olmaya başlar ve içinde bir öfke besler. Bu öfke zamanla patlama noktasına gelir ve ilişki alt üst olur.
Bağımlılık yerine, bireyleri ayrı ayrı mutlu edecek bir bağlılığın olması kesinlikle bireysel sınırlarla mümkündür. Sınırı bilmek ve korumak, hayatı korumaktır.
Nalan Erpolat





1 Comment
Canım benim;
Yine derinlikli ve düşündüren bir yazı kaleme almışsın 👌🏻 Sınır çizebilmenin ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu, bazen acı tecrübelerle öğreniyoruz. Ne yazık ki ben de bu yetiye anca ileri yaşlarımda ulaştım, o zamana kadar aldığım yaralar ise hâlâ acımaya devam ediyor.
Yazın farkındalığı güçlendiren, her okurun kendi içine dönmesini sağlayan kıymetli satırlarla dolu. Kalemine sağlık canımcığım, yine ruhumuza dokundun.
Kucak dolusu sevgiler 🤗❤️