Öykü & Deneme

Kolay Olanı Seçmek

19 Ocak 2025

Öykü: Kolay Olanı Seçmek | Yazan: Funda Kosova

Geçen yıl tam da bu vakitler, geçmişin ağırlığını sırtlanmış, kirli ve yorgun bir evi satın almıştık. İnsanlardan uzak, bakir bir köyün sonunda, doğanın kollarında kaybolmuş bir sığınak…

Nedensizce sevdiğimiz bu yerde, şehrin karmaşası ve telaşı yoktu; sadece kuşların ötüşlerinde küçük bir telaş gizliydi. Her sabah, güneş doğarken kanat çırpışlarının sesi yankılanır, akşamları ise gün batımında yuvalarına ve yavrularına yiyecek taşımak için koştururlardı. Hayat, o telaşın içinde her gün aynı ritimde akıp gidiyordu. Bu hallerini izlemek bize tarifsiz bir mutluluk veriyordu.

Evin verandasında iki sandalyemiz vardı; biri sallanan cinstendi ve tıpkı ev gibi eskiydi. Sallandıkça çıkardığı gıcırtılar, kuş seslerine eşlik ederdi. Bazen kuşların ritmine yetişmek için sandalyede hızlı hızlı sallanırdım. O dünyadan kopmuş hâlimizle tek eğlencemiz buymuş gibi kahkahalar atardık. Bir keresinde, o kadar hızlı sallanmıştım ki zavallı sandalye dayanamayıp kırılıvermişti.

O günden sonra sevgilim tamir işlerine koyuldu. Evin içinde dokunduğumuz ne varsa bakıma ihtiyacı vardı.

Zamanla eşyalarımıza isimler vermeye başladık. Nazlı sandalyelerimiz, gururlu masamız, kahraman pencerelerimiz olmuştu. Cam kenarına gidip, boyandıktan sonra renklenen pencere pervazlarına bakarak, “Bugün kahramanın canı ne istiyor?” diye sorardım. Elimdeki bezle camlarını silerken uzun uzun sohbet ederdim. Eğer bir gören olsaydı, şüphesiz dudaklarından şu sözler dökülürdü: “Bu kadın aklını yitirmiş!”

Sevgilim de boş durmuyordu; bahçeyi yeniden düzenlemekten boya badana işlerine kadar el atmadığı yer kalmadı. Ancak sıra evin çatı katına geldiğinde, bu iş diğerlerinden daha çok vaktini aldı. Tüm bahar boyunca orada çalışıp durdu. Bir sabah yanına gittiğimde, çatı katındaki küçük odada eşyaların gelişigüzel atılmış hâlini görünce, burada eskiden yaşanan hayatı hayal etmeye çalıştım.

Eski resim çerçeveleri, döşemeleri yıpranmış ama atılamamış koltuklar, çekmecelerinin kimisi kırık, kimisi eksik bir şifonyer… Sanki bir perili ev filminde çekimler bitmiş ve tüm eşyalar burada unutulmuş gibiydi. Merakıma yenik düşerek şifonyerin bir çekmecesini usulca açtım. İçinde tozlarla kaplanmış eski bir fotoğraf albümü buldum. Alıp aşağı indim ve nazikçe tozlarını sildim. Albümün yıpranmış hâli yaşını belli ediyordu. İçindeki fotoğraflar ise bir o kadar merak uyandırıcıydı. Kim bilir, ne zamandan kalmaydı…

Bu an, zamanda yolculuk yapmak gibiydi. Albümü kucağıma alıp verandaya çıktım. Sallanan sandalyeme oturdum ve küçük bir bebeği tutar gibi onu dikkatlice dizlerimin üzerine yerleştirdim.

Albümü açar açmaz ilk sayfasında, eski zamanlardan kalma bir siyah-beyaz fotoğrafla karşılaştım. Fotoğrafçıda çekilmiş olduğu belliydi. Sandalyede oturmuş bir gelin ve arkasında ayakta duran, elini nazikçe kadının omzuna koymuş bir damat… İkisi de çok genç görünüyordu, yirmili yaşlarına bile varmamışlardı muhtemelen. Kadın, ellerini kucağında birleştirmiş, ürkek bakışlarla objektife bakıyordu. Erkek ise dimdik durmuş, tüm korumacılığıyla elini kadının omzuna koymuştu. Gözlerinde mutluluk ve gurur vardı.

O an düşündüm: O zamanlar hayat ne kadar kolay ve sade olmalıydı. Tek bir poz, insanların mutluluğuna tanıklık ediyordu. Oysa şimdi öyle miydi? Gelin ve damat için ayrı organizasyonlar, senaryo gibi yazılıp oynanan film karelerini andıran komik pozlar… Şimdiki zaman, o doğal ve saf mutluluğu bir türlü yakalayamıyordu.

Albümü çevirmeye devam ettim. Fotoğraflar, sanki özenli bir kadının ellerinden çıkmış gibi kronolojik sırayla dizilmişti. Kadının zamanla yaş alışı, her bir fotoğrafta belirginleşiyordu. Ürkek bakışlı genç kadın gitmiş, yerine her şeye hâkim bir ifadeyle bakan, olgun bir kadın gelmişti. Kucağında bebeğiyle olan hali, kızının doğum gününde çekilmiş bir başka karesi… Hepsinde, fotoğraf karesine hâkim olan tek şey onun güçlü bakışlarıydı.

Erkeğin ise durumu farklıydı. Sayfalar ilerledikçe, o özgüvenli bakışlar ve sahiplenici tavırların giderek kaybolduğunu fark ettim. Artık daha seyrek görünüyor, bazen sandalyede, elleri kucağında sıkıştırılmış, yorgun bakışlarla oturuyor; bazen de kalabalığın en arkasında, neredeyse saklanır gibi duruyordu.

Fotoğraf albümü artık benim yeni eğlencem olmuştu.

Her bir fotoğrafa bakıp kendi hayal gücümle hikâyeler uyduruyor, onlara isimler takıyordum. Vasfi Bey diyordum adama. Nimet Hanım’dı kadının ismi de. Fotoğraflardan yansıyan ruh hâllerine göre bazen alaycı, bazen kızgın bir şekilde hitap ediyordum onlara.

“Vasfi Bey! Yeter ama, bugün de ne kadar mutsuz çıkmışsınız fotoğrafta. Nimet Hanım’ı kızdıracaksınız!” diyordum, yorgun ve umutsuz hâlini gördüğümde. Ardından hemen Nimet Hanım’ın gülen bir fotoğrafına bakıyor ve sanki beni duyacakmış gibi, “Siz de benimle aynı fikirde misiniz, Nimet Hanımcığım?” diye soruyordum.

Bu albümle kurduğum bağ, uzun süre böyle devam etti. Sevgilim çatı katını düzenleyip işini bitirmiş, günler geçmişti. Ben ise en kolayı seçmiş, hiç tanımadığım insanların hayatlarını fotoğraflara bakarak yeniden yazıyordum. Her şey ne kadar basitti; ne bana itiraz edebiliyor, ne de kızabiliyorlardı.

Tüm yaşamımı geride bırakmış, bu evde bir fotoğraf albümüyle kendime sessiz bir dünya kurmuştum. Sanki önceki hayatım hiç olmamış, yaşadığım kötü günler hafızamdan silinmişti. Bu yalana kendimi öylesine inandırmıştım ki her şey inanılmaz kolay geliyordu. Geride bıraktığım kötü hatıralar, geçmişim artık peşimden gelememişti.

Bu dünyada sevdiğim adam, bir tek o gerçekti. O da bana geçmişi hatırlatmamak için bu evde yepyeni bir hayat yaratmıştı.

Kaybettiğim bebeğimin ardından akıl hastanesinde geçen günler artık çok uzaklarda kalmıştı. Aklım, yaşananları silip süpürmüş, burada, bu evde yeni bir “ben” yaratmıştı. Zamanla dalıp gitmelerim azalmış, rüyalarımda bile yanımda olan bebeğim artık beni terk etmişti.

Bu eski ve terk edilmiş ev, içindeki yıpranmış eşyalar ve en önemlisi, kim olduğunu bilmediğim insanlara ait bu fotoğraf albümü sayesinde huzur bulmuştum. Daha mutlu ve sakin bir hayatın içindeydim.

Artık farkındaydım; kolay olanı seçmiştim.
 
 
Funda Kosova
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

9 YORUMLAR

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 19 Ocak 2025 at 11:34

    Sevgili Funda, öncelikle Sen ve Ben’e hoş geldin canım 🤗
     
    Böylesi etkili bir öyküyle aramıza katıldığın için çok mutluyum. 🌟 “Kolay Olanı Seçmek,” naif bir huzur anlatısı gibi görünse de derinliklerinde güçlü bir gizem ve tedirgin edici bir atmosfer taşıyor. Hikâyedeki ev, adeta Shirley Jackson’ın gotik ve karanlık mekânlarının gizemini taşırken, kadın karakter de Charlotte Perkins Gilman’ın Sarı Duvar Kağıdı öyküsündeki kadını çağrıştırıyor.
     
    Hikâye boyunca, okuru hem büyüleyici bir dinginlik hem de tedirgin eden bir bilinmeyen arasında ustalıkla dolaştırıyorsun. Geçmişin yükleriyle başa çıkmaya çalışan bir kadının, terk edilmiş bir evin ve eski bir fotoğraf albümünün hikâyeye kattığı derinlik hayranlık uyandırıcı. Zamanın ve mekânın neredeyse gerçeküstü bir yavaşlıkla aktığı bu öyküde, sadeliğin ardındaki karmaşayı hissetmek mümkün.
     
    Fundacığım, güçlü kaleminin yeni hikâyelerinde bizi nerelere taşıyacağını şimdiden merakla bekliyoruz.
     
    Tekrar aramıza hoş geldin! 💫
     
    Sevgiler ❤️

    • Yanıtla Funda Kosova 27 Ocak 2025 at 21:25

      Sevgili Didem, güzel yorumun için çok teşekkürler 🙂
       
      Öykü yazmaya başladığımda ilk söylediğim “Ben bunları kimselere okutamam ki” olmuştu. Sonrasında her birinde kendi hikâyesini bulan insanlar olabileceği düşüncesi ile akıp gittiler kalemimden. Burada olmak, birlikte yeşermek çok güzel olacak.
       
      Ben de hepimiz gibi merakla ve heyacanla koşuyorum yeni dünyalara… Yolculuğuma eşlik etmen harika.
       
      Hoş buldum 🙂

  • Yanıtla Metin Çoban 19 Ocak 2025 at 13:16

    Funda öncelikle hoşgeldin.
     
    Öncelikle hem öykü yazarlığı hem de profesyonel iş ortak yönlerimiz. Böylelikle sadece matematik bilmediğimizi, edebiyat ve sanattan da anladığımızı ispat etmiş oluyoruz.
     
    Öykü için söyleyeceklerim, çok beğendim. Hatta bir ara albümün içine öyle bir çektin ki beni, Vasıf amcanın her fotoğraf karesindeki değişiminden yavaş ilerleyen bir ölümcül hastalığı var diye düşündüm.
    Öykünün sonunu baştan dramatize etmemen de hârikaydı.
     
    Ellerine, kalemine sağlık.
     
    Sevgiler

    • Yanıtla Funda Kosova 27 Ocak 2025 at 21:29

      Üstad öncelikle hoş buldum.
       
      “Neden yazıyorsun?” sorusuna verdiğim ilk cevap “Sayılardan sıkıldığımda, harfler beni gülümsetiyor” olmuştu.
       
      Yorumun için çok teşekkür ederim, pek kıymetli benim ve yolculuğum için. 🙂
       
      Sevgiler

  • Yanıtla Olsun Kosova 29 Ocak 2025 at 20:34

    Tebrikler ellerine sağlık ❤️

  • Yanıtla Arkın 30 Ocak 2025 at 23:11

    Funda Hanımm;
     
    Muhteşem anlatımınız, bayıldım 🥰

    • Yanıtla Funda Kosova 31 Ocak 2025 at 10:00

      Çok teşekkür ederim. Yorumun çok kıymetli, yeni öykülerde buluşmak üzere sevgilerimle ♥

  • Yanıtla Sevil Yüksel 16 Şubat 2025 at 09:56

    Fundacım kalemine sağlık, çok güzel olmuş 👏👏 Sakin bir kafayla okumak için beklemiştim ve beklediğime de değmiş, okurken bitsin istemedim 😍
    Yazın dünyasında senin de bir sandalyenin olması mutluluk verici 🤩 Umarım yakın zamanda kitaplarını da okuma fırsatı buluruz 🙏🥰

    • Yanıtla Funda Kosova 16 Şubat 2025 at 13:30

      Sevilcim çok tesekkur ederim. Yorumun benim için cok kıymetli ❤
       
      Yol uzun, yolculuk güzel 🙏📖

    Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan