Algılarım!
Pusulam, yol haritam, hayatımın rotası.
Algılarım! Yani bana yön veren, hislerimi yöneten, yönümü belirleyen şeyler, öyle değil mi?
Algılarımda mıydı sıkıntı yoksa onu bana iletende mi? Bir yerlerde bir sorun vardı ama kestiremiyordum.
Bana sorarsanız, şeker gibi, bal gibi bir kadınım ben.
Her sabah yataktan mis gibi kalkamıyor, güne gülümseyerek başlayamıyor olabilirim; saçlarım belime kadar uzanmıyor, ben omuzlarıma zor değen saçlarımı tararken güne ardı ardına gülücükler yayamıyor, mutfağımdan mis gibi kahve kokuları yükselmiyor, bu kokularla tazelenemiyor da olabilirim. Ama sahiden, tüm içtenliğimle söylüyorum: Gerçekten şeker gibiyim!
Mesela, ben herkesi, her şeyi dert edebilirim. Öyle değil mi; dünyada yığınla, tonla sorun yaratabilen insan var. Ve yarattığı soruna dönüp gözünün ucuyla bile bakmayan.
Ama ben, bakıyorum. Üstelik sorun çıkarmıyorum; hatta başkasının çıkardığı sorunları çözmek için çok efor sarf ediyorum. Yani iyice iyiyim, şeker gibiyim. Ama gel gör ki hayat bana öyle mi? Hayır!
Onca bulduğum çözümle bile bir kördüğüm hayat. Onca çabamla bile rayına oturduğunu görmedim bu yaşıma kadar. Ve ben, şeker gibi ben, tüm bunları bir süre anlamlandıramadım. Kendimi suçladım, yerli yerine oturtamadım.
Hayatın kerameti, mutfakta kahve içmekte ya da temiz, mis gibi nevresimlerimde uzanıp yatmakta, havanın güneşli olmasında değildi. Öyle olsaydı, ben bu çabalarımla çoktan varırdım Nirvana’ya. Ama öyle değildi işte!
Belki yüzlerce kitapta aradım: “Nedir bu şeker gibi kadını yoran? Nedir onu hayatın tadından alıkoyan?” diye. Bugüne kadar bulamamıştım. Yani bu şeker gibi, bu bal gibi kadın hep hayatın öteki yüzünde gezdi. Hep hayatın acı yüzünde, yeryüzünün şekerden yoksun acılarla dolu yüzünde. Oysa neydim ben? Şeker gibiydim!
Sonra günler günleri, yıllar yılları kovaladı. Hâlâ kendilerinden bir ses seda alamadığım algılarım yerli yerinde duruyorken yaşla kemale erdim ve sanıyorum ki aydınlandım. Akışına bırakmak lazım, gerekeni yaptıktan sonra. Ama “bıraktım” demek değil; sahiden bırakmak lazım. Yani peşine düşmeden, sahiden bırakmak…
* * *
Merhaba o zaman.
Hayatın tüm yükünü bir kenara bırakmanızı, arkanıza yaslanmanızı ve bir yudum kahvenizi içtikten sonra tüm dikkatinizi bana vermenizi rica ediyorum. Bunu hem benden size bir merhaba, hem sizden hayata açılan bir pencere olarak görmenizi istiyorum.
Derinlerine kadar inin içinden geçtiğiniz okyanusun. Bir yunusun kuyruğundan tutun mesela, hep gitmek istediğiniz ülkeye uçarak gidin… Ya da hep yatmak istediğiniz yatakta boylu boyunca uzanın. Öyle hayal üstü bir hikâye gibi dinleyin beni; hayallerinizle aranızda bir el var ve siz bu hikâyeyle onu nazikçe tutacakmışsınız gibi.
Uzun uzadıya çalkantılı saatler geçirmiş olarak uzandığımda, algılarımdaki yatağa, kısa sürdü uyuyakalmam. Yorgundum, belki de ondan çabuk oldu uyumam ama uyumuş kalmışım. Gözümü açtığımda biraz susamış, az uyku mahmuru yerimde doğrulmuştum. Karnımın acıktığını hissettim. Öylesine bir açlık değildi; yıllarca hiçbir şey yememiş, içmemiş gibiydim.
Biraz daha sabırlı olmaya karar verdim, az daha miskinlik için vaktim vardı.
Tekrar uzanmaya karar vermişken kapı aralandı.
Şaşkınlıkla kapıya baktım. Çünkü kimsenin kapıyı aralayabileceği bir yerde değildim; hatta belki de hiçbir yerde değildim.
Zamansızdı uzun zamandır günlerim. Nerede ya da ne yapıyor olduğumdan bağımsızdı her şey; yatıp uyuyup düşündüğüm günlerdi bu günler. Hayretle kapıya baktığımda, elinde bir tepsiyle kapıdan içeri girdi tüm hayallerim. Olduğumu düşündüğüm yerde değildim.
Zamanın gerisinde aralanan bu kapıdan gördüklerimle hayatın aslında bir toz bulutu değil de anlardan oluşan bir macera treni olduğunu kavradım desem güleceksiniz belki.
Tabii zaten ben bunları sizi güldürmek için yazıyorum, ne de olsa!
Öyle sandım; zaman treninde birkaç vagon gerilerdeydim. Bir yel esmezse hayallerim hep yarım kalacağı için, ılık bir seher yeli yetişti hemen, dalgalandırdı saçlarımı.
* * *
Karşımda duran kurulu masaya geçip oturdum. Zamansızlık içinde, hayatımda mutlu olduğum en güzel zamanın içindeydim. Karşımda en sevdiklerim. Masamda bir tabak şekerle bir fincan sütlü kahve. Ve saçlarımda esen ılık, sıcak seher yeli. Uçuşan eteklerimle oturuyorum zamansızlıkta.
Öylece…
Funda Kosova©





10 YORUMLAR
Süpersin. Severek okuyorum. Bir sonraki yazını sabırsızlıkla bekliyorum. Sevgilerimle.
Canım benim, en guzel yolculuğumda en kıymetli yoldaşım 😘❤
Canım kızım, bana babaannenin içtiği sütlü kahve vakitlerini hatırlattın. Eline kalemine sağlık ❤️🥰
Annecim, çok teşekkür ederim 🙂
Tesadüfen de denk gelmiş olsam başarılı bir yazı elinize emeğinize sağlık..
Yorumunuz için çok teşekkür ederim, tesadüfen görmüş ve beğenmiş olmanıza çok sevindim, dilerim tüm okumalarınız keyifli olur. 🙂
Sen hep şeker gibi bal gibisin kuzum. Hayatın bunu fark etmesine gerek yok.
Üstad, hayat, bu kötücül ortamda bize izin versin yeter.
Yorumun icin çok teşekkür ediyorum.
Sevgilerimle😊
Yaaa bu yazı aynı beni anlatmış, resmen kendimi buldum 😍 ama neden bitti ki 🥲 devamını sabırsızlıkla bekliyorum 🤩
Sevil’cim ben bitti demeden bitmez merak etme 🙂 Beğenmene çok sevindim. Teşekkür ederim canım 🙂