Ruh-u Revan

Pembe Balon

22 Şubat 2025

Öykü: Pembe Balon | Yazan: Pınar Sude Genç

Sağ koltuktaki çantasını ve hediye poşetlerini aldıktan sonra arabasından indi. Başını kaldırıp varmış olduğu uzun binaya baktı. Doğru gelmiş olmalıydı. Binanın girişindeki yazıyı okuduktan sonra emin oldu, evet doğru gelmişti. Girişteki merdiveni henüz çıkmıştı ki saçları sıkıca toplanmış, siyah elbiseli, güler yüzlü bir kadın onu karşıladı.

“Hoş geldiniz efendim.”

“Hoş buldum.”

“Kaçıncı kata geldiğinizi biliyor musunuz?”

Bir an kaşları havaya kalktı. “Bilmiyorum ama… Sürpriz doğum günü organizasyonuna geldim. Arkadaşımızın ismi Neslişah.”

Kadın aynı güler yüzlülükle konuşmasına devam etti. “3. kat efendim. Her katta tek organizasyon yer alıyor ama dilerseniz size seve seve eşlik edebilirim.”

“Hiç gerek yok, çok teşekkür ederim.” Gülümsemeye çalıştı ama kendininkinin, kadının gülümsemesi gibi içten gözükmediğine emindi.

Merdivenleri ağır ağır çıkarken sağ elinde hediye poşetleri ve çantasını taşıyıp sol eliyle de uzun siyah elbisesinin eteğini hafifçe havaya kaldırıyordu. Bir an, sağ bileğinde taşıdığı yüklerin ağırlığını kolunda fazlasıyla hissetti. Çok ağır olduklarından değil, daha ağır yüklerle çalışmaya alışkındı aslında. Taşıyamadığı ağırlık, yorgun ve mutsuz bir yüzü maskelemenin külfeti olmalıydı. Nihayet 3. kata vardığında telefonu titreşmeye başladı. Çalan telefonuna bakmak üzere eğdiği başını, kendisine seslenildiğini işitmesiyle kaldırdı.

“Handan! Nerede kaldın be kızım? Tam seni arıyordum bak…”

Yüzünde yapmacık bir tebessüm belirdi. “Geldim işte. İşlerim uzun sürdü, trafik falan der-” Henüz cümlesini tamamlayamamıştı ki arkadaşı sabırsızca sağ elini iki kez salladı. “Hadi hadi, çok iş var.”

Elindeki poşetleri masaya bırakırken etrafı incelemeye başladı. Basılmış fotoğraflar, hediye köşesi, yemekler… Doğru düzgün bir şeyler yemeyeli iki gün olmuş muydu? Burada bir şeyler yesem iyi olacak, diye düşündü.

“Aslında her şey hazır gibi gözüküyor ama?”

“Sen gelene kadar kızlarla hallettik birçok şeyi de…” Çok önemli bir şeyi unutmuşçasına şaşırdı. “Gel kızlarla tanıştırayım seni.” Handan’ı kolundan hafifçe çekip topuklu ayakkabısının müsaade ettiği hızda heyecanla koştu.

“Arkadaşlar, hepinizin buraya bakmasını rica ediyorum! Handan, tıpkı benim gibi Neslişah’ın işletme mühendisliğinden sınıf arkadaşı. Onu görme şansımız pek olmuyor çünkü dünyayı kurtarmakla meşgul… Ancak hastalandığımızda, doğum yaptığımızda ya da bir şeye ihtiyacımız olduğunda kendisini görebiliyoruz.”

Handan başını yere eğerken mahcup bir şekilde gülümsedi.

“Kızların ismini teker teker söylemeyeceğim şu an aklında kalmayacak zaten. Kendin sonra tanışıp sohbet ederken öğren, bana ne” deyip gözlerini kısarak güldü.

Kadınlardan gelen “Memnun oldum” cümlelerine toplu bir şekilde “Ben de çok memnun oldum hepinizle tanıştığıma” diyerek karşılık verdi. Cümlesini henüz tamamlamıştı ki herkes eski yerine geri dönmüştü. Salonun ortasında öylece tek başına kalmıştı. Bütün kadınlar salonun ayrı bir köşesinde, tüm dikkatlerini vermiş bir şekilde ciddiyetle bir şeylerle uğraşıyorlardı. Onlara şöyle bir baktıktan sonra “Ben şu an burada ne yapıyorum?” düşüncesi zihnini sardı. Zorlanmıştı ama gelmişti işte. Peki şimdi burada ne yapacaktı?

Ellerini karnının üzerine koydu, stresten günlerdir midesi ağrıyordu. Bir an kalp atışının hızlandığını hissetti, sıcakladı. Elini yüzünü yıkamak istedi. Lavabo olduğunu düşündüğü kapıya doğru ilerledi. İçeri girdi, kilidi çevirdi. Aynadaki hırslı fakat yorgun gözlerle bakıştı. İnsanlara değildi onun hırsı, hayata karşıydı. Hayat ona istediklerini vermese de o bir yolunu bulup söke söke alırdı.

Tek başına kalabildiği anlar çok azdı ama çok yalnızdı. Nasıl olduğunu soran olsa muhtemelen ağlamaya başlardı. Soran olmazdı neyse ki.

Herkesin dert edeceği şeyleri o önemsemiyor gibi gözükürdü. Konu ne olursa olsun, çevresindekiler “Bunu nasıl aşacak?” diye düşünmezdi onun için. Aşardı, işte. Hatta aşılacak kadar büyük bir problem gibi bile görmezdi çoğu şeyi Handan. O böyleydi, çelik gibi. Aştın mı, diye sormak da lüzumsuzdu, yardıma ihtiyacın var mı, diye sormak da. Mutlu ve güçlü olduğu her halinden belli oluyordu ne de olsa. Mutsuz olduğu bir evliliği bitirmişti, ne kadar cesur bir kadındı. Hiç dağılmamıştı hem de. Peki işletmecisi olduğu şehrin gözdesi o restorana ne demeli? Çok yoğun çalışıyordu ama olsun, ne paralar kazanıyordu. Yılın çoğunda ailesinden uzak ama buna rağmen nasıl da takip ediyordu her şeylerini, işte hayırlı evlat aynı zamanda Handan. Çok da iyi anne olurdu eğer ileride tekrar evlenirse. Fakat bazen, yorucu bir iş gününün sonunda mesela, arabasına oturmuş sessizliği dinlerken kendisiyle baş başa kalmaya katlanamadığını hissederdi. Belki de bu yüzden, araya farklı frekanslar karışsın istediğinden, yalnız kaldığı her an arkada çalması için müzik açardı. “Ses olsun diye.” O, böyle derdi.

Gözleri doldu. Sadece, çok yorgundu. Kimseye derdini anlatmamaktan, hiçbir şey onu zorlamıyormuş gibi davranmaktan yorgundu. Ağladığında ne saçlarını okşayan olmasından ne de sırtını sıvazlayan bir el bulamamaktan yorgundu. Ölmüş birilerini özlemekten yorgundu. Henüz ölmemiş birileriyle arasında olan mesafelerden yorgundu. Birine onu çok sevdiğini söyleyememekten yorgundu, birine onu istemediğini söylemekten… Her zorluğun karşısında o ince bedeniyle tek başına durmaktan yorgundu. Tek başınaydı bu hayatta ve bunu hissediyordu verdiği her solukta.

Aslında dostları sahte değildi, yardım istese el uzatan olurdu, bunu biliyordu. Kendi başıma halledebileceğim bir şey için başkalarını neden üzeyim, diye düşünürdü. Başka türlüsünü bilmiyordu.

Musluğu açtı, bileklerini ve ensesini yavaşça ıslattı. Uykusuzdu, son gücüyle ayakta duruyordu. Saate bakmak için telefonunun ekranına dokundu. 29 Ocak 2025, 19.45. Babasının hastane randevusu yarın mıydı?

Yeniden salona doğru yürüdüğü esnada kendisine yaklaşmakta olan arkadaşını gördü. “Handan bu pembe balonlar sende. Hemen şişir canım, Neslişah yirmi dakikaya falan gelmiş olur.”

Eline tutuşturulan pembe balonlara baktı. Derin bir nefes aldı ve son gücüyle aldığı tüm nefesi balona üfledi. Bayılmıştı.
 
 
Pınar Sude Genç©
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

10 YORUMLAR

  • Yanıtla Gülsüm Kum 22 Şubat 2025 at 11:33

    Herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir yazı olmuş 🥹

    • Yanıtla Funda Kosova 22 Şubat 2025 at 15:50

      Tebrikler, akıcı ve derinlikli bir hikâye. 👏

      • Yanıtla Pınar Sude Genç 22 Şubat 2025 at 15:57

        Teşekkür ederim Funda Hanım, beğenmenize sevindim. ☺️

    • Yanıtla Pınar Sude Genç 22 Şubat 2025 at 15:56

      Beğenmene sevindim Gülsüm 💖🥹

  • Yanıtla Ozge Oya Genç 22 Şubat 2025 at 15:35

    Bir solukta okudum… Kalemine sağlık ablacığım. 🤍

    • Yanıtla Pınar Sude Genç 22 Şubat 2025 at 15:58

      Teşekkür ederim Özgecim 😘

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 22 Şubat 2025 at 16:06

    Canım Pınarcığım; öykünle şâhâne bir dönüş yaptın dergiye 👏🏻 Kalemini ne kadar özlemişim, dilerim bundan sonra daha sık okuma şansımız olur 💖✨
     
    “Pembe Balon”, insanın iç dünyasına dokunan, güçlü bir öykü. Onunla adım adım merdivenleri çıktım, onca kişinin bana çevrilen bakışları altında bunaldım, banyoda gücümü yeniden toplamaya çalıştım ve son sahnede onunla yığıldım; hârikulâdeydi 👌🏻

    • Yanıtla Pınar Sude Genç 22 Şubat 2025 at 17:00

      Didem ablacım ben de geri döndüğüm için çok mutluyum, burada olmayı özlemiştim.💖 Handan’ın duygularını okuyucuya geçirebildiğime sevindim. Beğendiğini duymak beni çok mutlu etti, güzel sözlerin için teşekkür ederim. 🥹

  • Yanıtla Mehmet Gökcük 27 Şubat 2025 at 11:03

    Sevgili Pınar Sude, yine o zarif yüreğini hikâyende satır satır hissettirmişsin. Özellikle günümüz dünyasında ruhsal ve manevi dünyalarında büyük boşluklar-doluluklar hissedenlerin durumunu Handan karakteri üzerinden çok iyi özetlemişsin. Öyle ki çoğumuz gayretlerimizin sonuçsuz kalmasından, boşa kürek çektiğimizden ya da anlaşılamamaktan mustarip hissederken, kadınların biraz daha farklı derinliklerle bu bocalamayı yaşadığını çok iyi vurgulamışsın.
     
    Dergiye dönüşüne ben de sevindim.
     
    Kalemin ve yüreğin hep böyle güçlü kalsın dilerim 🙂

    • Yanıtla Pınar Sude Genç 27 Şubat 2025 at 22:20

      Kıymetli yorumun için çok teşekkür ederim Mehmet abi. Okuyup beğenmene çok sevindim. ☺️ Her şeye yetişmeye çalışırken kendimizi ihmal edebiliyoruz çoğu zaman. Başkalarına nazik olduğumuz kadar kendimize de hoşgörülü olmak gerekiyor sanırım. İyi dileklerin için de tekrar teşekkür ediyorum. 🌻

    Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan