Deniz Börülcesi

Sıradan Bir Akşamüstü

5 Kasım 2020

Öykü: Sıradan Bir Akşamüstü | Yazan: Damla Gümren

Sıradan bir akşamüstü, her zamanki iş trafiğinde tek zevkim olan akşam haberlerini dinlemeye çalışıyordum. Dışarıdaki korna sesleri radyodaki haber spikerinin sesini bastırıyordu. Biraz daha sesini açtım. Miras kavgasından bir kardeş diğerini bıçaklamış.

“Aman, yesinler birbirlerini” diye geçirdim içimden.

“Çivisi çıktı dünyanın artık.”

Önümde duran aracı son anda fark edip aniden frene bastım.

“Ne yapıyorsun kardeşim! Hayret bir şey, dikkat etsene! Öyle frene mi basılır?”

Nasıl araba kullanıyor bu insanlar? Herkese verirlerse ehliyet, olacağı bu işte. Neyse ki frene basmıştım zamanında. Elini camdan dışarı çıkarıp, özür dilercesine salladı. Sinirim yumuşamıştı.

“Uzatmamak lazım” diye düşündüm.

İt, uğursuz tipten ne çok var. Kaybedecek bir şeyi yok bu insanların, baksana kardeşini bıçaklıyor millet.

Radyoyu açtım. Müzik kanallarından zevkime uygun bir tane seçtim.

Sabahtan akşama kadar masa başında çalışıp, bir de trafikte kavga etmeye değmez. Sevdiğim şarkı çıkınca keyfim yerine gelmişti. Mırıldanmaya başladım. Sıradan bir akşamüstünde benim için hiç de sıradan olmayan bir şarkıydı çalan.

Sevda, sevda unut onu, dinsin gönlünde fırtına…”

Gün batımın verdiği kızıllık, gri olmasıyla nam salmış Ankara’yı bile ne güzel yapıyordu.

“Sevda, sevda değmez ona ağlamaya…”

Telefonum çalmaya başladı.

“Efendim Aysun? Yoldayım dedim ya sana! Ayrıca, tam iş çıkış saatine veli toplantısı mı konur? Tamam anladım, işle alakalı bir sıkıntı çıktı birden yoksa sen gidersin, biliyorum. Evet, tüm yük senin omuzlarında. Biraz daha sorumluluk… Uzatmıyorum! Tamam çocuğu da alırım ben.”

Kapattım. Veli toplantılarını hiç sevmem. Bir sürü şımarık çocuğun şımarık aileleriyle baş başa kalıyorsun. Herkes çocuğunun ne kadar zeki olduğundan bahsedip durur. Normalde olsa kesin yaparmış da sınavda heyecanlanıyormuş. Bir de çocuğunun notunu yükseltmek için öğretmenlere yalvaranlar yok mu? Onlar yerine ben utanıyorum. Ne olacak sanki düşük alsa? Herkes bir değişik…

Okula yakın bir simitçinin orada durdum.

Akşam hep aynı saatlerde yemek yediğimden acıkmıştım. İçeri girip kendim içip peynirli, kızım için de çikolatalı poğaça alıp çıktım. Tek sevdiği poğaça çikolatalı olandı.

Simitçide çalışan kadın poğaçayı uzatırken, “Serkan?” deyince afalladım. Vitrinin arkasında üzerinde gri önlüğü, elinde şeffaf naylondan eldivenle poğaçayı uzatan kadına baktım. O da gözlerini hayretle kocaman açmış, bana bakıyordu.

“Iıı.. Çıkaramadım kusura bakmayın” dedim en sonunda.

“Olur mu? Çok kırılırım. Yazlıktan Esra ben. Çok zaman geçti tabi.”

Bir anda dank etti kafama.

“Çok ayıp oldu şimdi” diye geçirdim içimden.

“Nasıl hatırlamadım doğru, Esra nasılsın? Çok yıllar oldu, kafam da dolu..” diye bitmek bilmeyen bir şekilde özür dilemeye başladım. Esra, yazlıkta en eski arkadaşlarımdan biriydi; ilk hoşlandığım kız da diyebilirim. Uzun yıllar ona karşı hislerimi saklasam da bir gün dayanamayıp itiraf etmiştim. Karşılık vermemişti bana.

“Ben seni arkadaşım olarak görüyorum” demişti.

O zamanlar bu pek klişe bir laf değildi. Gördüğümde heyecandan altıma kaçıracak gibi olduğum kişiyi hatırlayamamıştım, ne garip.

“Olur mu öyle şey? Çok değiştik. Ben de zar zor tanıdım seni zaten” deyip kıkırdadı. Yüzünü incelemek istiyordum ama utanıyordum. Yanlış anlamasından korkuyordum. Yıllar, minik çizgiler şeklinde yer etmişti yüzünde. Ufak burnu, yüzüne göre hâlâ ufacıktı. Kirpikleri çok uzundu.

“Görüşüyor musun yazlıktakilerle?”

“Pek görüşemiyoruz. Orayı bizimkiler sattıktan sonra da pek uğrayamadım. Sen görüşüyor musun?”

“Görüşüyorum bazılarıyla. En çok görüştüğüm tabi Hakan, kocam olur” diye gülmeye başladı. Şaşırdım.

“Bi-bizim Hakan mı? Ufak tefek olan hani.”

“Başka Hakan mı var?”

“Sen gittikten sonra tüm bağını kopardın bizden. Tabi, haberin olmaz.”

“Üniversite, iş güç derken.. Hakan’la o zaman da var mıydı aranızda bir şeyler?”

Nedense gururuma dokunmuştu.

Çok şaşırmıştım. O zamanlar Hakan’la yakın arkadaştık. Birlikte sabahın en erken saatlerinde denize gider, gün batımına doğru evlere dağılırdık. Hızlı hızlı yemeğimizi yer, duşumuzu alır, doğru gençlerin takıldığı sahile giderdik. Sabahlara kadar içerdik. Esra’yı da o sahilde tanımıştım. Hakan’a Esra’dan hoşlandığımı söylediğimde, en çok o yüreklendirmişti. Beni gaza getirmeyi çok iyi bilirdi. Ne kaybedeceksin, patlayacaksın söylemezsen. “Söyle de kurtul” der dururdu.

“Nerden çıktı şimdi bu? Geçip gitmiş meseleler. Sen anlat biraz” deyip geçiştirdi beni. Bir anda, liseye giden yeni yetme oğlan çocuğu gibi göründüğümü düşündüm. Utandım bu dediğime. Yüzümün kızardığını hissettim.

“Ben de yazlıktan başka biriyle evlenmiş olsam, çok komik olur, değil mi?” deyip ortamı yumuşatmaya çalıştım.

“Evliydim diyelim” diye cevap verdim hemen ardından.

“Kusura bakma…”

Dudakları hüzünlenmişti.

“Evliyim deseydim, benim adıma daha çok üzülmen gerekirdi” deyip muzipçe güldüm.

“O kadar fena yani.”

Yüzü tekrardan canlandı.

“Kızımız var. Onun yanına gidiyordum şimdi, veli toplantısı işleri. İyi bir baba olmaya çalışıyorum.”

“Bir gün gelin, tanışmak isterim.”

“Geliriz tabi. Peki Hakan? Nasıl aranız?”

“Ne demek istiyorsun?” deyip güldü. Takılmam hoşuna gitmişti.

“O bir gün Hakan’ı da getir. Tanışmak isterim” dedim. Sinirlendiğimi anlamasın diye güldüm. O da gözlerini kısarak, kahkahalarla güldü bana.

“Olur, onu da çağırırım. Şimdi işe dönmem gerek. Görüşürüz.”

“Görüşürüz” deyip simitçiden çıktım.

Kafamda geçmişimle karşılaşmanın burukluğu..

O zamanlar heyecandan kıvrandığım kişiyi hatırlayamamıştım. Ne garip. Bunun olacağını o zamanlar pek kestiremiyor insan. Umutla beklediği o zamanlar, birden sıradan bir hiçliğe dönüşüyor. Koltuğa oturduğumda, poğaçaların olduğu sıcak poşeti yan koltuğa doğru hafifçe bıraktım. Arabayı tekrardan çalıştırıp, kafamda dönüp duran tek bir düşünceyi dağıtmaya çalıştım.

“Ben varken mi yakınlaşmışlardı acaba?”

Damla Gümren

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 9 Kasım 2020 at 00:05

    Damla’cım öncelikle kalemine, gönlüne sağlık.
     
    Artık öykülerinin son paragrafında hep bir beklenti içinde olacağım, bilesin:)) Hani bazen hiç beklemediğimiz bir anda, hiç beklemediğimiz biri müthiş bir espri patlatır ya, onun gibi. Öykülerinde en tepe nokta çoğunlukla sende son paragraf oluyor çünkü. Mektup’ta biraz daha flu idi bu dediğim ama Şırınga ve Sıradan Bir Akşamüstü öykülerinde çok net.
     
    Sıradan bir günün içinde hiç de sıradan olmayan bir olayı aktarışındaki samimiyeti çok sevdim. Olayların akışı ve işte o bahsettiğim son tepe nokta, bana keyifli bir öykü okuttu. Çok teşekkür ediyorum.
     
    Merakla bir sonraki öykünü bekliyorum❤

    • Cevapla Damla Gümren 21 Kasım 2020 at 14:28

      Çok teşekkürler yorumunuz için 🙂 Samimimiyeti yakaladıysam, ne mutlu.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Kasım 2020 at 21:23

    “Ben varken mi yakınlaşmışlardı acaba?”
     
    Harika bir bitiriş. Bayıldım.
     
    Aslında Hakan, Selim, Hakan’ın eşi ve Esra’nın hikayelerinin devamını da merak etmedim değil. Hakan dayanamaz, simitçinin yolunu aşındırır gibi geliyor bana 😉

    • Cevapla Damla Gümren 21 Kasım 2020 at 14:26

      Teşekkür ederim:) Bana da öyle geliyor.

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan