Patikli Seyyah

Nazca Çizgileri | Peru’nun Çözülemeyen Gizemi

7 Ocak 2021

Yazı: Nazca Çizgileri | Peru’nun Çözülemeyen Gizemi | Yazan: Pelin Öncüoğlu Işık


Nazca Çizgileri Arasında Yer Alan Örümcek Geoglifi | Peru

Bugün sizi, okuyacağınız bu satırlarla Güney Amerika’da büyülü, fantastik bir yere götürmek istiyorum.

Yaklaşık 3 aydır Güney Amerika‘daydım. Kıtayı bu ikinci ziyaretimde, daha az turistik fakat yine önemli noktalarında vakit geçirmeye çalıştım. Peru’nun güneyindeki önemli şehirlerinden Arequipa ve çevresinde geçirdiğim 10 günden sonra çocukluğumdan beri hayal ettiğim bir yere, bir hayalime dokunmaya doğru yola koyuluyorum. Arequipa’da tanışmış olduğum ve bir süre birlikte seyahat ettiğim Amerikalı bir arkadaş da bana eşlik ediyor.

Ortaokul yıllarım Eric Von Döniken kitapları okuyarak geçti. İsviçreli yazarın Tanrıların Arabaları kitabını sanırım pek çoğunuz hatırlayacaktır. Yazar 1968 yılında yayımlanan kitabında bin yıllar önce dünyamıza gelmiş olabilecek dünya dışı varlıkların medeniyet kurmamıza yardım etmiş olabilecekleri tezini sunuyor ve bu tezi sunarken dünya üzerinden pek çok mimari deha örneğini kanıt olarak kullanıyor. Bu kanıtlardan hiç kuşkusuz en inanılmaz ve de bu bağlamda en ikna edici olanı Peru çöllerine çizilmiş metrelerce uzunluktaki geolyphlerdir.

Nazca Çizgileri

Peru’nun çöllerindeki binlerce yıllık bu gizemli çizgiler çocukluğumdan beri ilgimi çekmişti. Dünya dışı varlıklara sanırım ilk o zamanlar inanmaya başlamıştım. Bu sebeple Peru’yu ikinci ziyaretimde yolumu Peru’nun altın kumlarının bulunduğu güney bölgesinden geçirdim.

Arequipa’dan otobüsle on saatden uzun bir gece yolculuğu ile iki gezgin yol aldık. Yola çıkmadan önce her şeyimizi dikkatli bir şekilde planlamıştık. Öyle ki sabah saat 6 civarında yapılacak uçuştan sadece 1,5 saat önce otobüsümüz Nazca’nın otobüs garına yaklaştı.

Henüz Arequipa’da iken birlikte Nazca Çizgileri’nin üzerinde bizi uçuracak firma ile anlaşmıştık. Otobüsümüz otogara girdiğinde tur sorumlumuz bizi eski Suzuki Vitara’sının önünde bekliyordu. Üç beş kelime alışverişinden ibaret tanışma faslımızdan hemen sonra rehberimiz vakit kaybetmeden bizi havalimanına götürdü.

Nazca’da bu eşsiz deneyimi birlikte tecrübe edebileceğiniz birkaç uçuş firması bulunuyor. Firmanızı seçerken fiyattan ziyade güvenlik önlemlerini ön planda tutarak bir seçim yapmanızı öneririm. Ben AeroParacas isimli oldukça profesyonel bir firmayı tercih ettim.

❗️Nazca Çölü üzerindeki bu turistik uçuşlar sadece sabah saatlerinde ve aç karnına yapılıyor.

Burada aç karnına kısmının altını çizmek istiyorum. Kazınan midemin iki çeperinin birbirine yapıştığını hissediyordum fakat bu sıkı kurala uydum. 3000 feet yukarıda Nazca Çizgileri’ne doğru dalış yapan Cessna 206 tipi uçağın içinde iken bunun önemini daha iyi anlayacaktım.

Havalimanının küçük bekleme salonunda başka firmalar ile uçacak turistler bekliyordu. Uçuşa çıkmadan önce bir yetkili gelip uçuş hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra kilomuzu tarttı. Ardından sağlık problemimiz olup olmadığına dair ufak tefek sorular sordular. Bizimle birlikte uçakta iki yolcu daha olacaktı. Amerikalı bir baba ve oğul. Onlarla da tanışıp birlikte beklemeye başladık.

Bekleme salonunun loş ışıkları altındaki birkaç televizyon ekranında Nazca Çizgileri ile ilgili bir belgesel oynuyordu. Güney Yarım Küre’de kış güneşi çoktan Nazca çöllerinin üzerinde parıldamaya başlamıştı bile. Bir süre sonra pilotumuz ile tanıştık. Cessna tipi minicik uçağımıza doğru apronda yürümeye başladık. Uçmayı, yükseklere tırmanmayı, yamaç paraşütü yapmayı, yükseklerden atlamayı çok seven bendeniz için bu uçuşun yepyeni bir macera olacağını şimdiden seziyordum. Bir adam boyu kadar bile yüksekliği olmayan, 4 yolcu, 2 pilot kapasiteli, minicik uçağımıza heyecanla kuruldum. Heyecanım dorukta, sonunda kalkıyoruz derken hava kontrol kulesinden gelen bilgi ile bekleme salonuna geri döndük.

AeroParacas

Nazca Çizgilerinin üzerinde bulutlar varmış.

Mecburen dağılmalarını bekleyeceğiz. Bir saat kadar bekledik. Açlığım artık o kadar dayanılmaz bir hal aldı ki uçuş sırasında istifra etme riskini göze alarak ufak bir empanada ile açlığımı bastırmaya çalıştım. Seyahat arkadaşım da bana eşlik etti. Bir saatlik bir bekleyişin ardından güneşin artık bizim tarafımızda olduğundan emin olduktan sonra tekrar uçağımıza döndük. Minicik uçağımızın içinde en ufak kanat hareketini bile hissediyorduk. Nazca’nın altın sarısı kumlu çöllerinin üzerinde hafif salınımlarla süzülen uçağımızın içinde çocukluk hayallerime yavaş yavaş yaklaşıyordum.

Nazca Çizgileri, M.Ö 200 ve M.Ö 700 yılları arasında Peru’nun güney bölgelerinde yaşamış Nazca yerlileri tarafından çöle çizilmiş devasa çizimlerdir. Bu çizimlerin hâlâ ne için yapıldığı bilinmemektedir. En küçüğü 400 metre, en büyüğü ise 2 km kadar olan bu çizimler en iyi şekilde kendilerinden uzaklaşıldığında görülebiliyorlar. Bunun da en iyi yolu onları havadan, bir uçak penceresinden izlemek. Nazca Çizgileri’nin yakınlarında gözlem kuleleri de bulunuyor. Uçakla keşfetmek sizin için uygun değilse otobüs turlarına katılarak da bu çizgileri görmeniz mümkün.

Nazca Çizgileri’nin keşfinden bu yana, nasıl yapıldıklarından çok ne için yapıldıkları merak konusu olmuştur.

Bu konuda pek çok hipotez var. Bunlardan biri bu çizgilerin Nazca medeniyeti tarafından tamamen dini sebeplerle yapılmış olduğu ve tanrıları tarafından gökyüzünden görülebilmeleri için bu kadar büyük yapılmış olduğudur. Bir başka hipotez ise jeogliflerin aslında astronomi amaçlı kullanılmış olduğu şeklindedir. Bazı takım yıldızlarının ve gök cisimlerinin belli zamanlarda belli konumlarda görülmesi üzerine bu şekillerin belli konumlarda çizilmiş olduğu düşünülmektedir.

Tabi bir de Eric Von Döniken’in hipotezi var. Bu on dört çizimden özellikle astronot çizimini referans alarak Nazca jeogliflerinin antik astronotlar tarafından yapıldığı tezini ortaya atmıştır. Antik, dünyadışı bir gezegenden gelen astronotlar.

Zihnimizi ve bilim dünyasını yıllarca meşgul eden bu jeogliflerin ilk defa 1927 yılında çölün üzerinde yapılan bir uçuş sırasında tesadüfen keşfedilmiş olduğu söylense de çizgilere dair ilk basılı yazılı bilgi 1553 yılına aittir. Çizgilerin bulunduğu bölge 1994’den beri Unesco koruması altındadır.

Cessna tipi uçağımız çok iyi bildiği bu tarih öncesi gizemli çizgilerin üzerine tek tek uçuyordu. Birbirlerinden belli uzaklıklarda bulunan her jeoglifin üzerine geldiğinde uçağımız önce bir kanadının üzerine yatıyor sonra da döne döne çizime doğru dalışa geçiyordu.

Müthiş bir adrenalin vücudumu başımdan topuğuma kadar sardı.

Sanki vücudumun her gözeneğinden endorfin fışkıyordu. Yüzüm inanılmaz bir tatmin duygusuyla karman çorman oldu. Dudaklarım sanki vucüdumdan bağımsızlıklarını ilan etmiş gibi engel olunamaz şekilde yüzümde yukarıya doğru kıvrılıp duruyorlardı. Vücudumda her dakika daha fazla hissettiğim g-kuvveti ile kalbim her zamanki yerinden boğazıma doğru hareket etmeye başladı. Göz bebeklerim vücudumun içinde yüzdüğü heyecan denizinde birer can simidi gibi, kocaman olmuşlardı. Her adrenalin tutkunu gibi üzerine doğru dalışa geçtiğimiz her jeoglifde ayrı bir haz duyuyordum. Heyecanım elle tutulabilecek kadar somut bir hal aldı.

Bu esnada yanımda oturan gezgin arkadaşım midesinin her dalışta ağzına gelmesine daha fazla dayanamayarak uçuştan önce ellerimize tutuşturulan kese kağıdının içine kafasını soktu ve biraz rahatlamaya çalıştı. Hemen önümde oturan Amerikalı adamın delikanlı oğlu da Charlie’ye eşlik ediyordu. İstifra etmek onu biraz rahatlatmış gibi gözüküyordu fakat beti benzi hâlâ sapsarı durumdaydı. Sanırım gezgin arkadaşım bu uçuşdan benim kadar keyif alamıyordu.

Üzerine dalışlar yaptığımız jeogliflere yaklaştıkça kendimi fantastik bir diyarda hissetmeye başladım.

Ne için yapıldıkları bilinmeyen her şeklin kilometrelerce uzunlukta ama nasıl bu kadar muntazam yapıldığını anlamaya çalışıyordum. Arkasında üzerine epeyce düşünülmüş bir mühendislik olduğu belliydi. Heyecanımın da yardımıyla sanki zamanda yol alırmış gibi kendimi 2350 yıl önce bu topraklarda bu çizimleri yapan insanların aklından geçenleri hayal etmeye çalışırken buldum. Belki artık çocukluğumda olduğu gibi bu şekillerin dünya dışı varlıklar tarafından yapıldığına inanmıyordum fakat bu çizimlerin ardındaki gizem beni hâlâ fazlasıyla cezbediyordu.

Çocukluğumda geceler boyu düşünü kurduğum bu çizgiler sonunda hayallerimden çıkıp gözlerimin önünde gerçeğe dönüşmüşlerdi. Güney Amerika’daki en unutulmaz sabahlarımdan birini yaşamış olduğum kesindi. Nazca Havalimanı’na doğru geri dönerken yüzümde inanılmaz aydınlık bir ifade olduğunu hissedebiliyordum.

Harikulade bir düş gibi başlayan günümü, bir masala uygun bir şekilde çölde bir vahada devam etmekten daha doğal ne olabilir ki. Yolumuzu Huacachina’ya çevirdik.

Huacachina ve Kum Sörfü

 Peru, Ica Bölgesi'ndeki Huacachina Vahası

Huacachina Güney Amerika’nın sandboarding (Kum sörfü) cennetiydi. Nazca şehri ve yol boyunca içinden geçtiğimiz altın kumlu Nazca Çölü, Palpa şehri ve hatta Huacachina’ya 15 dakika uzaklıktaki Ica şehri bile bizi Huacachina’da nasıl bir manzaranın beklediği konusunda bir ipucu vermemişti. Burası gerçek anlamıyla çölde bir vaha idi. Huacachina dev kumul tepelerinin çevrelediği küçük bir gölet etrafına kurulmuş konaklama yerleri ve restaurantlardan ibaret küçük, küçücük bir yerleşim yeriydi. Aslında kum sörfü sayesinde böyle bir yerleşim yeri kurulmuştu.

Perulu yerlilerden çok turist görebileceğiniz bu küçük yerin sokaklarında ufak bir tur atarak günümüze devam ettik. Huachachina Gölü’nün cevresinde kurulmuş pek çok retoranttan birinde bütçemize uygun bir yemek yedikten sonra hostel’de edindiğimiz birkaç arkadaşla birlikte Huacachina’nın minicik gölünün etrafında yürüyüş yaptık. Kum tepelerinden birinin üzerine oturarak yeni tanıştığımız arkadaşlarımızla macera alışverişi yapıp, kültürel farklılıklarımızla zenginleşerek devam eden koyu bir sohbet eşliğinde Huachachina’nın kum tepeleri arasında kalmış minik gölüne ve ardında batmakta olan güneşin kızala boyadığı göğe bakarak günü bitirdik.

Pelin Öncüoğlu Işık

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Elif Bilici 8 Ocak 2021 at 10:45

    Cuma sabah okumama adeta gülümseme kattın Pelin. Sanki 4 kişi değil de benimle birlikte 5 kişiydiniz uçakta öyle samimi, öyle doğal bir anlatımınla kendimi yanınızda hissettim.
     
    Daha çok yaz, biz okuyalım! Her yazından sonra düşündüğüm tek şey “Dünya kocaman ve biz sadece ne kadar azını görebiliyoruz şu ömrümüzde”
     
    Sevgiler

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 21 Ocak 2021 at 12:12

      Elifcim, güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Beni çok mutlu ettin. Kusura bakma geç cevap yazıyorum. Her seyahatimde ben de seninle aynı duyguları yaşıyorum. Şu kısacık ömrümüzde dünyada tecrübe edilecek o kadar çok şeyin, görülecek o kadar çok yerin ne kadarını görebileceğiz acaba diye düşünüyorum. Keşke birkaç hayatımız olsa 🙂
       
      Sevgiler :*

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan