Patikli Seyyah

Pepe’nin ve Galeano’nun Ülkesi

18 Şubat 2025

Montevideo | Uruguay

4.5 aylık Güney Amerika seyahatimin en keyifli duraklarından biriydi Uruguay. Efsanevi devlet başkanı Pepe Mujica sebebiyle de özellikle sempati duyup merak ettiğim bir yerdi.

On iki günlük Brezilya serüveninden sonra Brezilya’nın güneyinde Porto Alegre’den gece otobüsüyle Uruguay’a doğru yola çıktım.


Montevideo

Güney Amerika’nın devlerinden 3 milyon nüfuslü Buenos Aires’in karşısında gururla ayakta duran bir şehir Montevideo. 1985 yılına kadar iç savaşlar, darbeler, kötü siyasî kararlar sebebiyle çok da yıpranmış aslında. 73-85 yılları arasındaki diktatör yönetimden sonra 1985 yılında demokratik yolla seçilen ilk başkan Julio Maria Sanguinetti ile bir şekilde kör topal başlamış demokratik yolculuğuna. Yıllarca Güney Amerika kıtasının devleri arasında sıkışıp kalmış ülke öyle ya da böyle kendi başına ayakta durmayı başarabilmiş sonunda.

Uruguay’a en çok Geniş Cephe (Frente Amplio; sol görüşlü politik partiler koalisyonu) hizmet etmiş. 2005 yılında Geniş Cephe’den sosyalist görüşlü Tabaré Vazquez ile başlayan geniş çaplı eğitim reformları ve çalışma koşullarında iyileştirmeler benim Uruguay’ı ziyaret ettiğim 2014 yılında da başkan olan Pepe Mujica ile devam etmiş.

Tabaré zamanında yoksulluk %32’den %20’ye düşürülerek ciddi bir azalma göstermiş. Devlerin arasında yıllarca ezilmeye mahkûm edilmiş küçücük bir ülkenin bu kadar kısa sürede böyle bağımsız, kendi başına ayakta duran bir hale gelmesi insana ümit veriyor. Demek ki “İnsanca yaşamak için kapitalist devlere ihtiyaç yokmuş, yapılabiliyormuş” fikrini ekiyor insanın aklına.

Gerçi unuttuğumuz bu fikirlerin tohumlarını aramak için çok da uzaklaşmaya gerek yok hani, şöyle azıcık geriye dönüp baksak mavi gözlü bir devin liderliğinde küllerinden tek başına ayağa kalkan o yüce milleti hatırlarız ama neyse. Bazen unuttuklarımızı hatırlamak için başka örnekler görmek gerekiyor işte.

Uruguay günlerim boyunca yüzüme yayılan o mutluluk ve huzur sürekli bana bunları ve aslında olabileceklerimizi düşündürdü. Mesela Uruguay’ın GSYİH kişi başına 30.170$ (2024) Türkiye’ninki 16.876$.

Bırak artık politikayı da bizi ülke sokaklarında dolaştır biraz dediğinizi işitir gibiyim. Otobüsten inip doğruca hostelime gidiyorum, yerleşir yerleşmez de kendimi sokağa atıyorum.


Plaza Indipendencia

Plaza Indipendencia | Uruguay

Plaza Indipendencia, Uruguay’ın en önemli meydanı. 19.yy’da Montevideo kalesinin bulunduğu alana kurulmuş olan meydanda Uruguay bağımsızlığının babası olarak bilinen Jose Gervasio Artigas’ın heykeli ve altında da mozalesi bulunuyor. Jose Gervasio 1814 yılında Montevideo’yu İspanyol kontrolünden kurtarmış. 1815 yılında Montevideo’nun koruyucusu ünvanıyla katıldığı Doğu Kongresi’nde bazı Arjantin eyaletleriyle birlikte o da Montevideo’nun İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmiş.

Latin Amerika’da toprak reformunu hazırlayan ilk kişi. Artigas’a göre herkes eşit muamele görmeli hatta “Fakirler daha çok ihtiyacı olduğu için en çok yardım onlara yapılmalıdır” düşüncesiyle toprakları bölüştürmüş. Tabii bu aşırı humanist yasa ancak bir yıl uygulanabilmiş ve oligarşinin desteklediği Portekiz işgali, reformu silip atmış.


Palacio Salvo & Estévez Palace & Teatro Solis

Günümüzde bu meydan Avrupa’daki en büyük ve en güzel meydanlarla boy ölçüşüyor. Meydanın başında kısa bir süre Latin Amerika’daki en yüksek bina olma ünvanını (100 metre) taşıyan Palacio Salvo bulunuyor. 20 yy’ın başında inşa edilmiş bina Montevideo şehrinin geneline hükmeden mimarî stil Art Nouveu ve Neo Klassik unsurlarıyla inşa edilmiş.

Geniş meydanı hayranlık içinde turlarken Estévez Palace’ın önünden geçiyorum. Dorik ve kolonyal mimarî stillerinde yapılmış bina 1880 yılına kadar Francisco Estévez ve ailesine aitmiş. Sonra Uruguay hükümeti tarafından satın alınıp 1985 yılına kadar Uruguay Başkanlık Sarayı olarak kullanılmış. Günümüzde ise müze olarak kullanılıyor.

Teatro Solis

Önümde keşfedilecek koca bir şehir olduğu için müzeye girmemeyi tercih edip şehri arşınlamaya devam ediyorum. Sarandi ve Rincon Caddeleri boyunca yürüyüp ara sokakalara dalıyor, mimarînin, yüzü gülen insanların tadını çıkartıyorum. Sokaklar birbirinden güzel ve fakat çoğu bakımsız bina ile dolu. Burası mimarî bir cennet gibi. Sıkı bir restorasyon ile sokakların ne hale dönüşebileceğini hayal ettikçe daha da heyecanlanıyorum. (Tabii bu anlattıklarım 2014 yılı izlenimleri.)

Girip çıkmadık sokak bırakmadıktan sonra ayaklarım isyan etmeye başlıyor. Bu güzel şehrin bana sunduklarını sindirmek ve biraz da soluklanmak için Teatro Solis’in karşısında bir kafeye oturuyorum.

Teatro Solis, Uruguay’ın en önemli tiyatro ve gösteri merkezi. İtalyan mimar Carlo Zucchi tarafından tasarlanmış bina 1856 yılında açılmış. Uruguay’a ayak basan ilk Avrupalı kaşif olan Juan Diaz de Solis’in adını almış.


Mimarî

Montevideo, Uruguay | Mimarî Detay

Enerjimi toplar toplamaz yeni bir şevkle kendimi sokaklara bırakıyorum. Güney yarımkürenin sonbahar güneşi saçlarımı okşayıp kemiklerimi ısıtırken yüzümde yeni şeyler keşfediyor olmanın pırıltıları, yepyeni bir enerjiyle yürüyorum.

Sanki önünden geçtiğim her bina özenerek inşa edilmiş.

Art nouveu, neoklasizm, sanki şehrin resmi mimarî stili olmuş da başka tarzda bina inşa etmek yasakmış gibi. Elbette modern mimarî örnekleri de sıklıkla karşıma çıkıyor fakat zaman yolcusu gibi hissettirecek kadar sık kendimi 19 yy ve 20 yy başından kalma binaların arasında buluyorum. Nasıl bir estetik gustoya sahip bir halk ki ulusal bankaları bile neo klasik tarzda, korint sütunlar üstünde yükseliyor.

Las Misiones | Montevideo | Uruguay

Gözlerim resmen gördüğü her güzelliği yakalamaya çalışmaktan yorgun. Ara sokaklar bile hârika dış cephelere sahip apartmanlar ile dolu. Bir ara bir kafenin önünden geçiyorum. O kadar güzel ki dönüp fotoğraflarını çekiyorum. Las Misiones. Kapısında 1907 yazıyor. Art nouve stildeki yüzü yeşil renkli majolika fayansları ile kaplı. Kafeyi farketmemek, farkedince de etkilenmemek mümkün değil.

Yürüdükçe kendine hayran bırakan binalarla karşılaşmaya devam ediyorum. London Paris Binası da bunlardan biri. İngiliz mimar John Adams ve Uruguaylı mimar Julián Masquelez’in birlikte yaptığı bina 1908 yılında tamamlanmış. Eklektik mimarî stilde inşa edilen binanın tepesinde yer alan, sırtında dünyayı taşıyan Atlas figürü elbette benim ilk dikkatimi çeken şey oldu. Bina ismini dönemin meşhur alışveriş mağazalarından London Paris’den alıyor.


Montevideo’da İkinci Gün | Fuento de los Candados

Palacio Legislativo

Kendimi şehrin mimarî güzelliğine kaptırdığım ilk günümden sonra ikinci güne biraz daha geç ama yine enerjik başlıyorum. Hostelimin İrlandalı sahibinden aldığım tüyolar doğrultusunda bugün Palacio Legislativo’ya kadar yürüyeceğim.

Yol üzerindeki ilk durağım Fuento de los Candados. Paris’te, Lizbon’da, Amsterdam’da, Ljubjana’da aşk kilitleriyle dolu yerler olur da Montevideo’da olmaz mı? Olmuş. Bu aşk kilidi furyası buraya kadar gelmiş.

Çeşme 1990’ların ikinci yarısında Bar Facal’ın sahipleri tarafından inşa ettirilmiş. Meksika’dan getirtilmiş volkanik taşlarla yaptırılan çeşmenin etrafındaki demir korkuluğa ilk kimin kilit taktığı bilinmiyor fakat üzerlerinde aşıkların isimleriyle birlikte kilitlerin sayısı kısa sürede çoğalmış ve çeşmeyi yüzlerce kilitten oluşan bir duvarla süslemiş.

Kilidin üzerine sevdiğinizle adınızı yazıp çeşmenin korkuluğuna kilitlerseniz sonsuza dek birbirinize bağlı kalacağınıza inanılıyor. Denemesi bedava.


Mirador Panoramico de la Intendencia

Mirador Panoramico de la Intendencia

Yolumun üzerindeki ikinci durağım Mirador Panoramico de la Intendencia. Montevideo Belediye binasının 22. katında bulunan bu 77 metre uzunluğundaki yapıdan şehrin pek çok yerini görmek mümkün. Binanın tepesinde bulunan ücretli ve ücretsiz çeşitli dürbünden yararlanarak bu keyfi katlayabilirsiniz. Ben de tam olarak öyle yaptım.

Düzenli bir mimarî yapısı olan şehir yukarıdan birbirini kesen geometrik şekillerin arasında öbek öbek yeşil alanlar ve ileride gözüken koyu mavi okyanus ile görülmeye değer. Yukarıdan çok daha iyi anlaşılan düzenli şehir planlamaları bir kez daha takdirimi kazandı. 1941 yılında inşa edilen bu kırmızı tuğlalı, sade belediye sarayı ise bana Nordik Belediye Saraylarını hatırlattı.

Binanın önünde Michelangelo’nun Davide’sinin bir replikası bulunuyor. Binanın hemen önündeki büyük ağaçların altında satranç oynayan yaşlı Uruguaylılar yüzüme bir tebessüm olarak yerleştiler.

Güney Yarımküre’nin sonbaharına denk gelen bu 24 nisan gününde güneş tepede parıldıyor, sıcağı bana montumu çıkarttırıyor.


Palacio Legislativo

Palacio Legislativo | Montevideo

Ayaklarım sonunda beni Palacio Legislativo’ya kadar götürdü. Burası Uruguay’ın yasama organı merkezi. Burada Senato ve Temsilciler Meclisi olmak üzere iki ayrı meclis toplanıyor.

Bina 1908-1925 yılları arasında inşa edilmiş ve bağımsızlık bildirgelerinin 100. yılı şerefine 1925’de açılmış. Greko-Romen eklektik üslûpta bir yapı. Mimarları Vittorio Meano ve Gaetano Moretti.

Binanın içini saat 15:00’e kadar yapılan rehberli turlarla görmek mümkün. Maalesef son turu kaçırdığımdan içini görme imkanım olmadı. Ama içinde yer alan, 250.000’den fazla kitap bulunan kütüphanenin çok etkileyici olduğunu duydum.


Mercado Agricola

Son durağım Mercado Agricola. Burası 1913 yılında mütevazi bir sebze meyve pazarı olarak başlamış, zamanla satılan ürünlerdeki çeşitlilik ve standların artması sebebiyle demir konstrüksiyondan bu pazar yeri yapılmış.

Şimdi meyve, sebze ve yerel ürünler dışında halin ortasındaki yemek standları ve çevrede eşlik eden restoronlarla birlikte Montevideo’daki önemli sosyalleşme alanlarından biri olmuş. Hatta sıklıkla müzik gösterilerine de ev sahipliği yapıyormuş.

Mercado Agricola

Böyle yerlerde kendimi şehrin yaşamına daha çok karışmış hissedebildiğim için kısa bir yemek molası veriyorum. Yerel şarap eşliğinde atıştırmalık bir şeyler alıp bir yandan dinleniyor diğer yandan da gelip geçeni seyredip şehrin yüzlerini tanımaya çalışıyorum.

Uruguay’da farkettiğim bir şey varsa insanların hayatı koşturmadan yaşadıkları. Sanki şehirlerde bizlerin hayatını hızlandıran o görünmez şey buraya uğramadan geçmiş gibi. Geçen her dakikanın tadını çıkartmak için kimse acele etmiyor burada.

“Derimiz ne renk olursa olsun, hangi dili konuşursak konuşalım, hepimiz aynı katmerli toprağın farklı çamurlarından değil miyiz?” demişti Uruguaylı yazar Eduardo Galeano.

İşte Uruguay’ın üzerine komple, bu her şeyi anlamış, çözmüş olmanın verdiği huzur çökmüş sanki. “Bu acele, bu hırs, bu birbirini yeme, bu açgözlülük niye, hepimiz aynı çamurdan değil miyiz?” diye bağırıyor sanki şehir. Duymak isteyen de duyup kendi payına düşeni alıp yoluna devam ediyor sanki. Her şey aynı uyum ve sakinlik içinde.


La Rambla & Pittamiglio Kalesi

Ben de Montevideo’daki son günümü mümkün olduğunca ağırdan alıyorum. Şehire hakkettiği ilgiyi ve zamanı ayırmam lazım. Bir bisiklet kiralayıp La Rambla’da dolanıyorum. Güney Atlas Okyanusu kıyıları boyunca saçlarımı ılık ılık okşayan rüzgârla yol alıyorum. Sahil oldukça sakin, tek tük yürüyüş yapan insanların yüzlerinde tatlı bir huzur var. Okyanusun rengi Akdeniz’in adamı içine çeken cazibeli renginden çok uzak. Fakat yine de insana huzur veriyor.

Yol üstünde mimarîsi dikkatimi çeken bir binanın önünde duruyorum. Sonradan öğrendiğime göre Pittamiglio Kalesi imiş. Cephesinde İtalyan asıllı Uruguaylı heykeltraş Pedro Piccioli tarafından yapılmış Samothraki Zaferi’nin bir kopyası var. Hayatın zaferini simgeliyormuş. Hayatın bir gemi yolculuğu olduğunu anlatıyor. Tam da bu şehrin ruhuna uyan bir heykel. Kimi zaman dalgalı, kimi zaman durgun, kimi zaman güneşli, kimi zaman fırtınalı bu denizde dalgalar arasında ilerleyip duruyoruz. Geride bıraktığımız fırtınaları kutlayıp önümüzdeki güneşli günlere yelken açmaktan başka çare yok. Ahoy!



 
18.02.25,
Pelin Öncüoğlu Işık©
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

2 YORUMLAR

  • Yanıtla Yasin Aşık 18 Şubat 2025 at 07:26

    Bilgiye doyduğum bir yazı daha oldu sayenizde, öncelikle teşekkür ediyorum.
     
    Eduardo’nun deyişine ben de katılıyorum. Üstelik birçok mimari yapının planı beni etkiledi. “Barcelona ve İstanbul’u bir araya getirsem nasıl olurdu ?” diye cevap oldu Montevideo sokakları âdeta.
     
    Ve tüm dengesizliğe rağmen iyi bir devlet düzeni kurmayı da başarmışlar. Latin Amerika’nın öyle çok da adından söz edilmeyen saklı kalmış bir cennet olduğuna dair inancımı da perçinlemiş oldu bu yazınız. O mimari yapılar ve yapım tarihleri arasında zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissettim.
     
    O mavi gözlü dev bizi her daim gözlüyor. Ve bu kaosun son bulması için yeniden geleceğine dair inancım da sonsuz.
     
    Latin Amerika seyhatime başlamadan önce sizin yazılarınızdan çok özel bilgiler ediniyorum, çok teşekkür ediyorum yeniden. 🙂

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 18 Şubat 2025 at 12:58

    Montevideo’nun mimarî zenginliğini böylesine etkileyici bir anlatımla okumak gerçekten büyük bir keyifti canım 🏛️✨
     
    Gözlem gücün inanılmaz 👏🏻 Şehrin politik tarihine, kültürel miraslarına dair bilgin ise hayranlık uyandırıcı. Okur, Art Nouveau ve Neoklasik dokularla süslenmiş sokaklarda adım adım gezerken bir yandan da bir zaman yolculuğuna çıkıyor sayende.
     
    Hem bilgilendirici hem de ruhu besleyen bu yazı olmuş biriciğim, tebrik ediyorum.
     
    Kucak dolusu sevgiler ❤️

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan