Gözaltına alınan düşler aşkına sevi ölmez gövdelerle! Nasılını sorma, tinler solar da yaşar düşler yine de! “Bâkî kalan bu kubbede…” yitip gitmez ya aldığımız soluklar, bıraktıklarımız da öyle! Eller elleri arar da, vefâ bir semtin sokaklarında zencefilli gazoz satar. Yan yana oturduğunuz sıralar, gün gelir içinde alev alev yanar! Ve haykırır gökyüzü şah damarlarından daha yakına bütün yaşamların:
“Yeryüzü, hassas yürekler için bir cehennemdir.”
Bir kişi duyar, kargalar duyar, böcekler ve kuşlar, çimenler duyar; öyle kimselerle doludur ki yaşam bir yandan, duymaz. Duymak istemeyene kimse duyuramaz. Başlara gelenler, edilenlere bağlanmıştır ve öyle sığ bir çamurda debelenir ki kimseler, yazıya aşağılamadır aldıkları tek bir soluğun bile geçtiği yol.
Kan içinde elleri ve kızıl değil ki görünsün rengi yüzüne ulaşan ürkek dokunuşun. Kim haklı kim suçlu çok iyi bilenler, görünmeyeni görerek suç üstüne suç doğururlar ve ürkek yerinden yakalarlar özgür soluklu bir arslanı. Domuzların, kuzuların egemenliğinde ot yiyerek beslenen arslan, doğalın erkini solur da köle ahlâklı yüzsüzlük yüzüne çarpar içlerindeki kana susamış aşağılık takıntılı ahmak sırıtışı.
Sevi ölmez gövdelerle kim ne ederse etsin ve yıl 1984‘tür onlarca yıl öncesinde, anda ve onlarca yıl sonrasında yaşananlar dile döküldüğünde:
“O kestâne ağacının altında
Sen beni sattın, ben de seni!”
Türk inancının adı olan “Nom” nasıl oldu da “nâmus”a evrildi? Var oluşun temel yasası, onur, adâlet nasıl oldu da cinsiyete kilitlendi?
Sen değilsin, ben değilim, onlar değil… Peki bütün bu birikmiş kiri kim üretti? Aynaya bak, aynaya bak, aynaya bak; boş aynayı görene değin, boş ayna olana dek!
Cehennemi başka evrenlerde arar kimi, kimi Satürn’deki büyük bir çukurda, kimiyse Lübnan veya İsrail’deki “Ga-hennom“da. Bilmezler ki anlasınlar! Bilselerdi anlarlar mıydı?
“Cehennem, kişi yüreğinde sevginin bittiği yerdir” desem veya “Yeryüzü hassas yürekler için bir cehennemdir”, anlayacaklar mı?
“Cehennemde ateş yoktur. Herkes kendi ateşini bu dünyadan götürür” dendiğinde anlamışlar mıydı?
Yürekler ışır, karanlık kendi işini görür, yığın ise karanlığın işini. Yığın olmasa, karanlık bu denli yoğun olur muydu? Ay ışığı hep parladı gökyüzünde, çevresini hangi karanlıklar sarsa da. Ay ışığı parlar evrende, çevresinde ne tür karanlık olsa da!
Sevi ve ışık ile!…
Atakan Balcı





No Comments