Kesilmesini Engellemek İçin 738 Gün Boyunca Bir Ağacın Üzerinde Yaşayan Aktivist: Julia Butterfly Hill
Julia Butterfly Hill‘in 738 gün süren “ağaçta yaşama” eylemi, çevreciler adına önemli bir zaferle sonlandı.
Bir insan dünyayı değiştirebilir mi? Ben bu soruyu bir felsefeci olarak çok sorarım kendime. Hep çok iddialı bir argüman gibi gözükse de yaşadığım sürece bu sorunun cevabını çok kere görmüşümdür.
İşte Julia Hill’de bunlardan bir tanesi. 1997 yılında, tarihin en ilginç çevre protestolarından birine imza atan Julia Butterfly Hill bir çevre aktivisti. Pacific Lumber Company isimli kereste şirketi (Cengiz Holding gibi şirketler dünyanın her yerinde mevcut maalesef.) bölgedeki tarihi sekoya ağaçlarını kesmek istiyor, Hill’in de aralarında bulunduğu bir avuç çevreci ise kesime engel olmaya çalışıyordu.
Ağaç kıyımına karşı yürütülen direnişin sembolü ise bölgedeki en yaşlı sekoya ağacıydı. Çevreciler 1.500 yaşındaki ağaca Luna adını vermişti.
Julia Butterfly Hill, 10 Aralık 1997’de tarihe geçecek bir eylem gerçekleştirdi. 50 metrelik ağacın üzerinde müthiş zorluklar; fırtına, yağmur, şirketin adamlarının ağacı yıkma denemeleri ve daha birçok tehlikeye rağmen 738 gün yaşadı.
Ve sonunda bu eylem doğa adına mutlu bir sonla bitti.
Çevre Etiği
Çevre etiği, özellikle 1980’lerden sonra hızlanmış doğa kirliliği üzerine, bir ihtiyaç olarak felsefenin alt kollarından biri haline dönüşmüştür. İnsan eylemlerinin doğa üzerindeki etkilerini değerlendirir ve insanların doğaya zarar vermekten kaçınmalarını öne sürer.
Dünyayı kendimizden korumaya çalışıyoruz.
Böyle bir düşünüce ne kadar korkunç, değil mi?
Pandemi sırasında da gördük ki doğa insan olmadan yaşayabilir ama insan doğa olmadan yaşayamaz. Her şey ondan beslenir; matematik, edebiyat, mitoloji, kimya, felsefe, psikoloji ve canlılar.
Jung & Thoreau
C. Gustav Jung, 4 Arketip kitabında şöyle yazar:
“Simyada zıtlıkların birliğinin simgesi ağaçtır; bu nedenle, kendini dünyasında yabancı hisseden ve varlığını ne artık var olmayan geçmişle ne de henüz olmamış gelecekle temellendirebilen günümüz insanının, bu dünyada kök salan ve göğün kutbuna uzanan, aynı zamanda da insanın kendisi olan dünya ağacı simgesine yeniden sarılmasına şaşmamak gerekir. Simgeler tarihinde ağaç ebediyen olana ve değişmeyene doğru büyüme ve yaşam yolu olarak tasvir edilir.”
Görüldüğü üzere C. G. Jung, doğanın vazgeçilmez bir parçası olan ağaç simgesinin insan ruhundaki yansımasını uzun zaman önce keşfetmişti.
İktidarların doğaya karşı açgözlülüğü ve acımazlığını derin bir felsefi bakış ile ele alan, kendi yaşamlarımızı ve taktığımız prangaları çözmemiz için bizi sorgulamaya çağıran diğer bir önemli düşünür ve natürist yazar ise Henry David Thoreau’dur.
Doğal Yaşam ve Başkaldırı kitabında sahip olmayı ve sahip olunmayı irdelediği satırlarda “İnsan vazgeçebileceği şeylerin sayısı oranında zengindir” diye yazar. Yine Thoreau da “Bir insan dünyayı değiştirebilir mi?” sorusuna “Evet” cevabını verenlerden biri. Öyle ki yazdığı kitap birçok çevre aktivistinin kutsal kitabı haline gelmiştir. M. Gandhi ve Tolstoy’u da düşünceleri ile etkilemiştir.
Ekosistem inanılmaz bir organizma bütünüdür. Her şey yerli yerindedir. Bir böcek nerede üremesi gerektiğini, bir çiçek hangi toprak ve iklimde açması gerektiğini, balıklar hangi sularda yüzmesi gerektiğini bilir. Sadece doğayı gözlemleyerek birçok değeri öğrenebilir ve yaşam felsefesini içselleştirbilirsiniz. Her şey olması gerektiği kadardır. Sade ama bir o kadar ihtişamlıdır. Sabretmeyi, emek vermeyi, değer bilmeyi, çözüm üretmeyi, paylaşmayı, sevmeyi öğretir.
Yüzyıllar öce yaşamış bir felsefi akımın ne kadar doğru ve geçerli olduğunu bugün daha iyi anlayabiliriz: Stoacılık.
Stoacılar
Stoacılar, insanların doğanın bir parçası olduğuna ve onun ilkelerine göre yaşamaya çalışmamız gerektiğine inanıyorlardı. Doğayı duygularımız ve davranışlarımız için bir rehber olarak görüyorlardı ve onun öğretilerini benimseyerek daha tatmin edici hayatlar yaşayabileceğimize inanıyorlardı.
Stoacılar doğanın sadece uzaktan hayranlık duyulacak bir şey olmadığına inanıyorlardı. O, hayatlarımız için bir rehber, daha iyi insanlar olmamıza yardımcı olabilecek bir bilgelik ve ilham kaynağıydı. Yukarıda bahsettiğim değerleri bize öğretiyordu.
Bugün bile hayranlıkla okuduğumuz, bize yol gösteren, aklın en üst seviyelerde kullanıldığı felsefelerin doğduğu Kuzey Ege’de insanlık yerlerde sürünüyor. Cehaletin erdem olduğu bir toplumda ayaklar baş olunca, önünde saygıyla eğildiğimiz doğayı katleden hilkat garibeleri kolonilerini kuruyor. Tıpkı Yüzüklerin Efendisi’ndeki gibi Orta Dünya, Orklar tarafından karanlığa gömülüyor.
Ne var ki toplumumuzda yüzük kardeşliği yerini otorite kaygısına bırakmış. Otorite kaygısında, otorite, bireyin gözünde kendisini öyle meşrulaştırır ki birey, onun varlığını sorgulamak yerine, yokluğundaki endişeyi bünyesinde barındırır. O yüzdendir ki bireyler, en ufak karışıklıkta var olan otoriteye -ki bu otorite her ne kadar özgürlüğünü kısıtlayan bir otorite de olsa- yönelir.
Nasıl çıkacağız bu karanlıktan aydınlığa inanın ben de sizler gibi bilemiyorum. Nietzsche’nin de dediği gibi, “Uygarlık tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz.”
Feray Orman
Referanslar ve Kaynakça:
- https://listelist.com/julia-butterfly-hill-kimdir/
- https://www.stoicsimple.com/the-role-of-nature-in-stoic-philosophy/
- Henry David Thoreau | Doğa Yaşam ve Başkaldırı








3 YORUMLAR
Feraycığım;
Julia Butterfly Hill’in direnişi üzerinden çevre etiği, Stoacılık ve doğanın insan ruhundaki yansımalarını harmanladığın bu etkileyici yazı, okuyucularımıza hem düşündürücü hem ilham verici bir bakış açısı sunuyor. Özellikle çevre etiği ve doğanın öğreticiliği üzerine yaptığın tahliller, metni akademik olduğu kadar duygu dolu bir anlatımla da zenginleştirmiş.
Kalemine, yüreğine sağlık canım.
Çok teşekkür ederim sevgili Didem. Senin redaksiyon yetegin ve özenli katkılarını da eklemeyi unutmayalım. Senin de emeğine sağlık. İyi ki varsın.
Canım benim, teşekkür ediyorum nazik sözlerine. Birlikte hârikayız 😁❤️