Aylardan temmuz, hava oldukça sıcak. Mevsimler arasında en sevdiğim, yaz ayındayız. Evimizin bahçesinde arkadaşlarımla oyun oynuyoruz. Sıradaki oyunumuz ip atlama. Bir yandan da çok susadığımız için, annemin limon ve portakal kabuklarını kullanarak hazırladığı o meşhur limonatadan içiyoruz. Bahçede oynarken, annem genellikle hazırladığı sandviçleri limonatayla birlikte aşağıya getirir. Ardından bize harçlık verip dondurma almamızı sağlar; tüm mahallece ana caddedeki dondurmacıya doğru birlikte yürürüz. En çok vişneli ve limonlu dondurmayı severiz. Yaz sıcağında serin serin çok iyi gider. Dondurmanın o mayhoş ve ferah tadını çok severim.
Yine böyle bir günde, ip atlamada üçlere gelmişken çok yorulduk ve annemin verdiği harçlıkla dondurma almaya gittik. Yanımda Ayşegül ve Zeynep vardı. Onları çok severim; birlikte çok eğleniriz. Hep birbirimizi korur, bazen de birbirimiz için küçük pembe yalanlar söyleriz. Annelerimiz bize pek inanmaz ama bir şekilde idare ederler bizi.
Külahtaki dondurmalarımızı yerken şakalaştık, sohbet ettik. Dönüş yolunda, evimizin yakınındaki Laz bakkala uğradık. Cebimizdeki tüm bozuk paraları birleştirip patlayan şeker, leblebi, fıstık gibi şeyler aldık. Ceplerimizi bunlarla doldurup oyuna geri döndük.
Biraz saklambaç oynadıktan sonra sıkıldık ve gizli yerimize, dinlenmek için oturduk. Burası, bahçenin arkasında yer alan büyük bir çam ağacının gövdesinin arkasındaydı. Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi en çok sevdiğim yerdi orası. O gün de çam ağacının gölgesine düşen fıstıkları birlikte topladık; büyükçe bir taşla kırıp içinden çıkanları yedik. Öyle güzel bir lezzetleri vardı ki anlatamam! Yani bizde hep bir yeme içme olayı vardır. 😊
Nedense Ayşegül’le daha rahat konuşurum. Zeynep biraz hassas ve alıngandır. Her şeyi her zaman ona söyleyemiyorum; hep onu kırmaktan korkuyorum. “Acaba beni yanlış anlar mı?” diye düşünüyorum. Belki zamanla bu duruma alışırım.
Bahçede en sevdiğim koku neydi biliyor musunuz? Hanımeli ve ıhlamur kokusu…
Evimizin böyle büyük bir bahçesi olduğu için çok mutluyum. Ihlamur ağaçlarının çevreye yaydığı o tatlı kokuyu duyar duymaz içime çekerim. Hanımeli kokusu ise bambaşka. Hanımeli çiçeğinin dibinden gelen o balımsı tadı çok severiz.
Onlarla birlikte mahallemizde vakit geçirmeye bayılıyorum. Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamıyoruz. Mesela su savaşı yapmak, en sevdiğimiz şey. Apartman görevlimizin bahçeyi sulamak için bıraktığı hortumu gizlice alır, en çok kimin kimi ıslatacağı konusunda iddiaya gireriz.
Hatta, bu satırları yazmadan hemen önce, Ayşegül’ün beni fazlaca ıslatması yüzünden eve dönmek zorunda kaldım. Annemden azarı işittikten sonra biraz kurudum ve onun sakinleşmesini beklerken defterimi elime aldım. Birazdan yine bahçeye ineceğim çünkü. 😊
Aslında bahçe iznim, babamın eve geleceği saate kadar. Bahçede oynayan tüm çocukların eve dönüş saatleri de hemen hemen aynıdır. Herkes, babasını apartman girişinde görür görmez koşmaya başlar; sarılıp sohbet ede ede asansöre doğru birlikte yürür.
(Sonraları, yetişkin olduğumda bu anlattığım sahneleri gözlerim dolarak hatırlayacağımı, o yaşlarda bilmiyordum tabii… 😔)
İpti, saklambaçtı, su savaşıydı derken gerçekten çok yorulduk. Çimlerin üzerinde bir süre sessizce oturduk. Zeynep, saçlarımı ördü; örgülerimin arasına da bahçeden topladığı sarı papatyaları yerleştirdi. Örgüm bittiğinde çok beğendim. Hatta bazı sabahlar okula giderken, anneme “Zeynep’in yaptığı gibi olmadı anne!” diyerek sitem ediyordum.
Ben de Zeynep’e, misinaya dizdiğim renkli boncuklardan bir bileklik yapıp hediye ettim. Bilekliğe nasıl bayıldığını anlatamam; o gün herkese bileğini gösterip durdu. Ayşegül üzülmesin diye, ertesi gün ona da aynısından yapıp verdim.
İleride büyüdüğümüzde de en yakın arkadaşlarımın onlar olmasını istiyordum. Bunun için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydım.
Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.
Eve çıkmadan önce, kardeşimin topaçla oynadığını gördüm. Bir süre sonra sıkılacağını bildiğim için bekledim. Nitekim, on dakika sonra topacı duvarın kenarına bırakıp başka bir oyuna yöneldi. Ben de topacı alıp çevirmeye başladım. Ayak bileğime taktığım topacı zıplaya zıplaya ayağımın çevresinde döndürmek, inanılmaz keyifliydi.
Tam o sırada annemin balkondan seslenişiyle başımı yukarı kaldırdım. Yanında gülümseyerek bakan babam da duruyordu. Çok şaşırmıştım; babamın eve gelişini fark etmemişim bile.
“Hadi Yaz, baban geldi. Kardeşini de al gel, sofraya oturacağız!” dedi annem.
“Tamam anne, beş dakika sonra çıkıyoruz!” diye cevap verdim.
Sabah, akşam yemeğinde en sevdiğim köfte ve patates kızartmasının yanında çoban salata da olacağını öğrenmiştim. Bu yüzden tüm oyuncaklarımı hızlıca toplayıp koşarak evin dış kapısına doğru yöneldim.
Demet Albayrakoğlu©
Yazarın Notu:
Herkesin çocukluğunu hatırlamaya ihtiyaç duyduğu şu günlerde, umarım bu yazım sizlere biraz da olsa iyi gelmiştir. Bu vesileyle, herkese daha nice güzel bayramlar dilerim.





2 YORUMLAR
Tekrar o günleri hatirlamak ne güzel..Yazıyı okurken yüzümde beliren tebessüm o günlere dair özlemin en büyük göstergesi. Çocuk neşesindeki sahicilik mi acaba bu özlemin sebebi?
Buketciğim, çok teşekkür ediyorum güzel yorumun ve katkıların için. Yazımın ana kahramanlarından birisisin zaten.😊 Çocukluğumuz hep birlikte geçti. Çok haklısın, yaş aldıkça o yılların samimiyetini ve çıkarsızlığını daha iyi anlıyor insan. Olsun, bu güzel çocukluğun her bir günü için şükürler olsun. Hatıralar da bize yeter değil mi ? Tekrar çok teşekkürler. 😘💕