Her Yüzeyi Farklı Bir Işık Yansıtan Elmas “İnsan her gün en azından bir küçük şarkı dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, hoş bir resme bakmalı ve mümkünse akla yakın birkaç söz söylemeli.” Osmanlılar’ın Avrupa topraklarına yerleşmesinin üzerinden dört asır geçmiş. Rusya’yı yüzyıllardır Çarlar yönetirken, Habsburg…
Evet, Erol’u hipnoz etmeye niyetlenmişti bir kere ama kendisine ne kadar güveniyordu acaba? İşin doğrusu duygusal sağ beyniyle, rasyonel sol yarımküresi arasında seçim yapmakta zorlanıyordu Moretti. Her şeye rağmen üstlendiği sorumluluğu yerine getirmeliydi. Ayağa kalktı, oda kapısını sessizce kapattı, yerine dönerken de rahatlatmak ister…
Profesör Moretti, misafirini çalışma odasında bırakıp arabasını otele doğru sürerken hem o ana kadar olup bitenleri hem de şimdiden sonra atacağı adımları düşünüyordu. Hiç şüphe yok ki mesleki ya da şahsi merakından çok ev sahibi olmanın sorumluluğu ağır basmış, tuhaf davranışlarıyla hayli merak uyandıran…
Bir kitabın, ister beşeri ister ilahi olsun, diğer kitapların ötesindeki şeylerden söz ettiğini düşünürdüm. Ama artık kitapların çoğu kez başka kitaplardan söz ettiğini fark ediyorum… Böylece, yazarların hep bildiği şeyi yeniden keşfettim: Kitaplar daima başka kitaplardan söz eder ve her hikâye daha önce anlatılmış…
1951 yılının 28 Mart Çarşamba günü, öğleden sonra saat dörtte dünyaya gelmişim. Bahçelievler’in “son durağı” olarak bilinen semtte, tek katlı, üç oda bir salonluk mütevazı evin ebeveyn yatak odasında bir annem varmış o sırada, bir de beni doğurtan ebem. Benden yedi yaş büyük ablam…
Aynı gün ünlü bir akademisyen ile yazdığı romanlar hakkında söyleşi yapacağını öğrenince olabilecek her türlü aksiliği göze alır ve Prof. Moretti’nin bağ evine gider kiralık arabasıyla.…
“Siz söylemeseydiniz nereden bilebilirdim ki? Zaten Profesör Moretti ile görüşmeye gelen konuklar hep bizde kalır. Kayıt yaptırdığınız sırada buraya neden geldiğinizi sormuştum dün akşam. Siz de bugün saat beşte kendisiyle randevunuz olduğunu söylemiştiniz.”…
Ölümden Sonra Gelen Şöhret “Bir kitap başımıza inen bir darbe gibi bizi sarsmıyorsa neden zahmet edip okuyalım ki onu?” Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına daha otuz yıl vardır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Prag kentinde, Almanca konuşan Yahudi bir ailenin ilk erkek çocuğu dünyaya gelir. Franz Kafka’nın kayıtlarına…
Birden hatırladı! Gençlik yıllarında, Boston’dayken gittiği çamaşırhaneyi görmüştü rüyasında. Öğle vakti sakin adımlarla kapıdan içeri girmiş, elindeki mavi plastik torbadan çekip çıkardığı kirli çamaşırları boş bir makineye tıkıp cebindeki bozukluklarla aleti çalıştırmıştı. Oraya kadar her şey yolundaydı.…
Müzikalleri uzun yıllardır takip ediyorum. Fırsat buldukça canlı seyrettim pek çoğunu. Bazen bir kere, bazen iki farklı ülkede. Evet, izlediğim performansların bazıları vasattı biraz, bazıları iyi ya da çok iyi. Jesus Christ Supertar, Cats, Singing In the Rain, Starlight Express, Aspects of Love, Sunset…
Sibirya steplerinden edebiyatın zirvelerine… “Suç ve Ceza’nın ilk hali altı bölümlük büyük bir roman olmuştu. Kasım ayı sonunda çoğu tamamlanmış durumdaydı. Ama tümünü yaktım onun. İçime sinmemişti. Yeni bir biçim, yeni bir plan çelmişti aklımı, böylece tekrar en baştan başladım… Roman şiirsel bir yapıttır.…
Önceden tanıştıklarımız var elbette, yine de kısa bir özet yapayım ilk kez karşılaştığım değerli SenVeBen sitesi okurlarına… Elli küsur yıldır edebi eserler, biyografiler, otobiyografiler ve farklı türden romanlar okuyan bir faniyim. On yıl önce kendimi emekli ettim, o gün bu gündür de bir yandan…
Şeytan ayrıntıda, yazarın sırrı labirentlerde gizli. “Okumak benim için bir kaçış, huzur ve teselliydi, kendi seçtiğim uyarıcıydı; okumak sırf o katışıksız hazzı içindi, bir yazarın sözcükleri zihninizde yankılanırken çevrenizi saran o güzelim dinginlik içindi.“ Günlerden bir gün, Manhattan’ı New Jersey’den ayıran Hudson nehrinin batı…













