Bir damlada adın yazar, sesin çınlar. Kimse duymaz. Issız bir bankta sessiz sedasız ıslanırken sorgusuz sualsiz adın akar dudaklarımdan. Bir ses, bir his, bir güven, bir istinat duvarı… Sensin kuzum. Bilmesen, anlamasan, duymasan da yine sen, yine sen. Hep sen.…
Yammuk prenses. Kara kaşlı, kara gözlü. Kiraz dudaklı, elma yanaklı. Mis gibi güzel, 1.70'lik. Minnak bir özel. Dili bol, aklı kıt. Güler mi güler, kızar mı kızarmış. Hemen gazlanır, hemen yumuşarmış. Cüceler pek sevmiş onu. Eli tez, omleti tastamammış. Sikip prense satmışlar. Bitti.…
Açarsan pencereni kalabalıklara karşı İstediğini görürsün apaçık. Çok güçlü hayâl gücüne gerek yok, bakış açın söyler sana her şeyi. Meselâ bir bakışa göre, der ki İstanbul’un pencereleri; "Off! İtişen, kakışan bu insanları görmek ne sıkıcı!" Bir başka bakış ise şöyle görür; "Hayat bir mücadeledir,…
Yine, yine, yine. Değersizlik aşmış gitmiş. Gülme. Nasıl da hasretim sevmeye sevilmeye. Nasıl da istiyor içim. Nasıl da korkuyorum. Nasıl da cesaretim yok. Bir ışık da mı yok arkadaş, bir deli ben miyim yalnız? Al yüreğim seyreyle. İnsan nefret eder mi her şeyden? İnsan…
Yıkılmaz, yok olmaz bina arar. Bir ağaç, bir umut, bir gövde sarsılmayan. Ya da bir insan, gerçek bir insan, derdi dert edinen, gözlere bakan, gerçek bir kalp taşıyan. İşte bir fırtınanın ortasındayız şimdi. Kimdir o bina, o ağaç, o dağ? Bizi biz eden hangi…
Bugün yine ayaklarım yersiz basıyor. Saray gülleri kokluyor gönlüm. Sararmış yüzüm boş bir odada masalar donatıyor. Ne gitti elimden, kimler yok artık yanı başımda, bu kaçıncı ayrılış, kaçıncı kırılan tabak? Eksilen yüreğim anlatsın nedir uzaklaşan içimde senin gittiğin yerde geride kalan, büyütemediğim göğsümde yatan?…
Nedir gönlün arayışı? Nedir tene dokunan gözyaşı? Nedir “Nasılsın?”ın efsunlanıp içine süzülen yağmurları? Köprüyü izlerken beyaz ışıklar, kırmızı ışıklar nereye gider? Sesin adamın nefesine, sesine, sıcaklıklığına, nereye?…
Düşündüm bugün. Bu an. Bu zaman. Zaman. Kel, kör, keş, şaş. Kendimle kendimce küfürler uçuştu havada. Geçtik yolun yarısını. Ne gördük, ne anladık, ne geçirdik? Hayaller Ege’de bir sahil kasabası mı, Avrupa da Akdeniz diyarları mı? Sakin, sessiz, kedi tüyleri, bir köpeğin salakça yalamaları…
Sen, gül! Gül ki çehrendeki ay ışığı yüreğime dokunsun, gül yüzünden yansıyan mehtap yeni şiirlere manzara olsun. Sen umut ve mutluluk doluyken şair olmanın bir başka boyutuna geçiyorum, dizeler heceler hâlinde dans ederken güçlü ve hakiki kafiyeler düşüyor ellerime. Ve ellerim, paylaşmaya aşık ellerim,…
Dökecek olsak içimizdekileri, öfkeden ibaret dağlar, atom bombası benzeri patlamalar, bir de sanırım yorgunluk, kırgınlık, yılgınlık çıkar. Ama aynı içte bir de özenle sarıldığımız sabır var. Şiir şiir büyüyen umut var. Asla vazgeçmeyeceğimiz inanç var. Kadim mi kadim, yoğun mu yoğun sevda var. O…
Şimdi yeni bir sabahtayım. 23.171'inci güne başlıyorum. Saatsiz ışıklar konuyor gözüme, bir ses… Bir yaprak yürüyor yatağımın içinde. Gözlerim bir zaman çiçeğinde açılıyor. Hayatı doğuruyorum, dün bitti, bugün başlıyor. Yiten zamanın sevinciyle uyanıyorum.…
Ellerim kalem tutarken umudun elde edilişindeki zorluğu hatırlıyor ve onu ayakta tutmanın önemini, varlığının değerini. Yokluğunda ise nasıl da kaybolduğunu oksijenin. Ellerim çiçek tutarken takvimlere aldırmadan baharı hatırlıyor. “Her mevsim mümkün” diyor güneşi yürekte tutabilmek, sımsıcak hisler besleyip bakışlarla hayata salıvermek.…
Bazen diyecek pek söz olmaz, yaşamak kendi başına şiir olur; hazin, coşkun veya bulanık. Bu defa hayat rüzgârının seyrine daldık ve kalemi köşeye bıraktık. Gel bakalım hayat bütün güçlüğün ve güzelliğinle. İster bulutlara dokundur kalbimizi ister ser yere, sere serpe.…













