Gönül Köşesi

Bana Yardım Edin!

21 Temmuz 2018

Yardım Edin

Hayatımda birkaç kez sudan çıkmış balığa dönüp, ne yapacağımı bilmez bir şekilde “Bana yardım edin! Bana yardım edin!” diye etrafımdakilere, sözle olmasa da gözle bas bas bağırdığım, halet-i ruhiyemin dipleri görmesiyle de bir daha hiç yukarı çıkamayacağımı zannettiğim zamanlar oldu. İşte o zamanlar eğer nazını, kaprisini çekecek yada senin yaşadığın durumun gerçekliğinin farkında olacak kadar duyarlı insanlar yoksa etrafınızda yandınız.

Oğluma hamileyken gayet bilinçli, akıllı falan geçinen, bir genç kadındım.

Kitaplar, araştırmalar, doğum sonrası bebek bakımı, bebek psikolojisi, takviye gıdaya geçiş, gaza iyi gelen çaylar… Ay resmen kafayı yemiştim araştırmaktan. Eksik bir şey kalmasın herşeyi bileyim istiyordum. Şimdi bu aklımla o kendime acıyorum; yazık bana yaaaa 😝 Ne kadar da panik halde ve nasıl da cahilmişim.

Her şeyi çok bilen, çok araştıran, çok hakim olmak isteyen, kontrol manyağı ben, doğumdan sonraki günlerde o uykusuzluk ve panikle bir fos çıkışım vardı ki 🙈 Lohusalık depresyonu beni duvardan duvara öyle fena çarpmıştı ki aklımdaki her şey uçup gitmişti…

Kulağını Tıka, Duyma

Gerçekten bazen kulakları tıkayıp duymamak gerekiyor. Herkes kendi hayatından örnekler verirken, bunun karşıdaki insanı nasıl etkileyeceğinin kimse hesabı yapmıyor pek. Oysa hamilelik, loğusalık o kadar kırılgan ve hassas zamanlar ki insan etrafta ne konuşuluyorsa etkileniyor, mantıksız bulsa bile…

Geçenlerde doğum yapan tazecik anne öğrencim vesile olup hatırlattı o günlerimi bana. Benim gibi dibinde dibine inebilen bir insansanız, attan düşenin halinden attan düşen anlar mantığıyla, birilerine faydalı olur bu görmüş geçirmiş hallerim diye düşünmeden de yazmadan da edemezsiniz 😉

Ablamın oğluyla benimkinin arasında 8 ay var.

Ben hamileymişim ona refakat ettiğim akşam meğer. Neyse arada 10 gün bile olsa farkediyor bu bebek milletinde.

Ben doğum yapınca geldiler, onunki sekiz aylık benimki körpe. Ya hiçbir art niyet falan yok eminim seviyorlar benim miniği, ben minik diyorum da onlar “Ayyy çok küçük bu” demezler mi? Benim denge zaten yörüngesinden kaymış, nasıl üzüldüm, nasıl. “Çok mu küçük? Çok mu zayıf? Ay sütüm yaramıyor mu?” diye gittim gittim, geldim 😕

Akıl Vermeler

Başka bir zaman da benim minik dört aylık falan; çok da haz etmediğim, normalde olsa beni asla etkilemeyecek, sözünü ciddiye almayacağım bir tanıdıkla alışveriş merkezinde geziyoruz. Ben o aralar saatli emziriyorum. Su vermiyorum çünkü ihtiyacı yok, doktorum da aynı fikirde ilk altı ay suya gerek yok, diyor. Neyse kadın demez mi; “Aaaaaaaa sen çocuğa su vermiyor musun? Çok yanlış yapıyorsun. Çatlar susuzluktan bebek.” Tam anlatacağım bildiklerimi; hani gereği yok falan diye, size yemin ederim su versem mi diye düşündüm, ödüm patladı çocuk çatlayacak diye 🙄

Öyle manyak bir ruh haliydi benimki yaklaşık dokuz ay aynı kıyafetimi yıkayıp yıkayıp giydim. Düşünün yüzümü yıkamaya vaktim yoktu. Yahu bildiğiniz psikopata bağladım… Yazık bana yaaaa düşününce bu contalar boşuna gevşemiyor dedirtiyor 😉

Babalık Öğrenilen Bir Şeydir

Depresyonun dibini, kökünü falan yaşadım loğusalığımda. Anlatsam ağlatırım iddialıyım ama gerek yok… Başka bir mevzu şimdiki. Hafif hafif toparlandıktan sonra -benim minik 1.5 yaşındaydı- ücretsiz izinler falan, canımı dişime takıp, kendisini topaca dönüştürüp işe başladığım zamanlar söz verdim kendime ağlamayacağım, suçluluk duymayacağım diye. İşe başladığım gün, benimle beraber çocuğunu bırakan beş kişi vardı okulda. Vallahi de billahi de ağlamadım; duvar oldum, taş oldum, çocuk konuşulan yerden kaçtım, iyi geldi bana, doğru hamleyi yapmıştım kendim için.

Doğumdan sonraki günlerde eşimle de papazım sanki beni anlamıyor, benim hassasiyetimden eser yok gibiydi onda. Bizi bırakıp işe gitmesini bile kabullenemiyordum, ben yanlış bir şey yaparsam beni düzeltsin diye bekliyor, benim sevdiğim kadar sevmiyor bebeği gibi geliyordu. Konuşamıyor, anlatamıyordum. Bir gün bir mektup yazıp elden teslim ettim kendisine.

Eyvaaahhhh eyvaaahhhh nasıl kahır, nasıl acı yüklü. Ne zaman okusam ben bile ağlıyorum… Yazık bana yaaa…

Okuldan eve döndüğüm bir gün bindiğim dolmuşun arka koltuğundaki cepte yer alan dergiyi aldım elime; dergideki bilimsel makale getirdi beni kendime. O an dedim ki asıl acınacak durumda olan eşimmiş.

Şöyle diyor başlık “Babalık öğrenilen bir şeydir.” Tesadüf değildi elime geçmesi, ondan hiç şüphem yok. İşte bilmem kaç tane deneğin üzerinde test edilmiş. Kadınlar ve erkekler, yeni doğmuş bir bebeğin fotoğrafını koymuşlar insanların önüne, kadınların tepkileri ağlamak, üzülmek, aşırı ayyyy oyyyy, acıma hissiyken, erkeklerde bir numara yokmuş!

Makale diyor ki; bir baba ve çocuğu arasındaki bağ annelik gibi doğal ve içgüdüsel bir şey değildir. Babanın da yardıma ve desteğe ihtiyacı vardır. Babalık sonradan sevginin sihirli gücüyle ilmek ilmek işlenir.

Yahu çok araştırdım ama yeminle bunu bilmiyordum. Bilsem adamın da kendimin de canına okur muyum? Şimdi eminim; annelik doğuştan, babalık öğrenilen bir şey. Kesin bilgi yayalım 😉

Bana Yardım Edin

İşte şu koca ömrümde, bana yardım edin diye bağırdığım zamanlardı doğum sonrası gğnlerim ve hamilelik hallerim. Ne kocakarı ilaçları, ne batıl inançlar uyguladım, kınamayın a dostlar 😉

Çaresiz ve beceriksiz hissettiğimiz anlarda,ne kadar entelllektüel düşünüp, ne kadar akıl bilim desek de ihtiyacımız bir bilen oluyor sadece.

Hamileyken özene bezene yaptığım bamyaya tuz yerine şeker koyup, en son şerbet kıvamına dönüştürdüğüm günlerde, ağlayıp kendime acıdığım zamanlarda, bir bebeğin, bir insanın sizin aklınız ve bakımınıza ihtiyaç duyduğu zamanlarda, bu yaptığım manyaklıklar hormonlardan kaynaklansa da yardıma ihtiyaç duyduğum ve çaresizliğim ayan beyan ortadaymış oysa ki.

Teşekkür ederim gözlerimden anlayan herkese. “Sen dur ben çocuğu oyalarım.” diyenlere. “Azıcık uyu ben yediririm.” desteklerine. Elimden tutanlara, kalbimin içindeki koca oyuğu onaranlara.

Etrafınızdaki insanların gözlerinin içine içine bakın; dili söyleyemese de gözlerinden anlarsınız “Bana yardım edin!” feryatlarını…

Mutlu haftalar…

Bu yazının şarkısı:
Gücüm Yetene Kadar, Şükriye Tutkun
Youtube linki için tıklayın.

Gönül Verim

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan