Biraz Kitap

Manzaradan Parçalar

1 Eylül 2020

Kitap: Manzaradan Parçalar | Hayat, Sokaklar, Edebiyat | Yazar: Orhan Pamuk | Yorumlayan: Hülya Erarslan

Bu kitapta gördüğü şehirleri, gezdiği müzeleri, etkilendiği yazar ve kitapları, romanlarının perde arkasını, yazar olarak çalışma şeklini, siyasi görüşlerini, düşünce ve ifade özgürlüğünü ve İstanbul’u anlatmış Orhan Pamuk.

Bir aile dedikodusu da öğrendim. “İstanbul” kitabı yüzünden annesiyle görüşmüyormuş. “İstanbul annemle olan ilişkimi mahvetti, artık görüşmüyoruz” diyor.

“İstanbul” kitabı bir hayal kırıklığı olmuş Orhan Pamuk için. Çünkü anlatmak istediklerinin onda birini bile koyamamış o kitaba.

Bkz: İstanbul | Orhan Pamuk: https://www.senveben.biz.tr/2020/08/istanbul-hatiralar-ve-sehir/

Yazar Olması

Annesi ve arkadaşları Orhan Pamuk’un yazar olmasını pek desteklememiş.

“Annem şefkat ve üzüntüyle ‘İleride nasıl para kazanacaksın?’ diye dertlenir, arkadaşlarım ise benim gibi birinin kitabını zaten hiç kimsenin okumayacağını alaycılıkla ima ederlerdi.”

O arkadaşlara nasıl kapak olmuştur Nobel ödülü?

Pamuk’u bu konuda cesaretlendiren babası olmuş. “Onun bana verdiği güven olmasaydı, yazar olmak, bunu bir hayat olarak seçmek benim için çok daha güç olurdu” diyor.

Yani oğlu kitap yazmaya çekiniyor. Babası oğlunu cesaretlendiriyor ve dünya bir dakikalığına güzelleşiyor.

Hayatta yazı yazmaktan başka bir iş yapmamış Pamuk. “Hayatta hep ve yalnızca istediğini yapmış, istediği işten başka hiçbir şeyle uğraşmamış nadir mutlu insanlardan biriyim” diyor. Ne güzel.

Kitap Yazması

Kitaplarını “Böyle bir kitap yazılsa da okusam” duygusuyla yazıyormuş.

Elle kağıda yazan Orhan Pamuk, bu şekilde yazan türünün son örneği olduğunu söylüyor.

Yazmaya dair “İçimde tatmini zor, hırslı bir grafomanyak, yazı yazmaya doyamayan, her şeyi sürekli yazıya geçiren bir adam olduğuna, onu memnun etmek için bir şeyler yazmam gerektiğine her zaman inandım” diyor.

Kütüphanesi

Babasının zengin bir kütüphanesi varmış. Bin beş yüz kadar kitap. Kimisini anlayarak, kimisini anlamadan okumuş çocukken.

“Kitaplarla haşır neşir oldukça hayatın bir kısmını daha kaçırıyor, bunu anladıkça da kaçan hayattan intikam alır gibi kitap alıyordum” diyor.

Sonra da zaman zaman bu kitapları atarmış. Nefret ettiği olurmuş kimisinden.

“Bir kitabı atmaya karar verirken, önce hissettiğimiz yüzeysel aşağılama zevkinin arkasında, ilk başta görülmeyen derin acılar yatar. Aşağıladığımız şey aslında, kütüphanemizde durması bile huzursuz eden bu kitap değil, bu kitaba bir zamanlar para verip onu alacak, yıllarca kütüphanede saklayacak, hatta birazını okuyacak kadar verdiğiniz önemdir. Kitaptan değil, aslında o kitabı önemseyen kendimizden utanırız.”

“Gençliğimde, ileride yazar olunca kitaplarımın önünde poz vereceğimi düşlerdim. Şimdiyse bütün bu kitaplara ömür ve para yatırmış olmanın, kitapçılardan onları hamal gibi taşımış, onları saklamış olmanın verdiği sıkıntı; en önemlisi, onlara ‘bağımlı’ olmanı verdiği eziklik beni mutsuz ediyor.”

Kitaplığında on iki bin kitabı olduğunu söyleyen yazar şöyle devam ediyor:

“Aralarındaki on-on beş kitabı belki çok seviyorum; ama kütüphaneme öyle aşık maşık değilim. Bir görüntü, bir eşya olarak, bir toz yığını, maddi bir yük olarak kitaplarımı hiç sevmiyorum.”

Ha ha.

Çok iyi itiraf bu.

Kütüphanedeki gerekli gereksiz kitap yığınından haz etmeyen yazar, yanında kitap bulundurmayı ise ayrı bir yere koyuyor:

“Cebinizde, çantanızda bir kitap taşımak, özellikle mutsuzluk zamanlarında cebinizde, çantanızda sizi mutlu edecek bir dünya taşımak demektir. Zevkle okunan bir kitabın varlığı, benim için, gerginlikle geçen gençlik günlerimde, esnemekten gözlerimden yaşlar getiren okul saatlerinde ya da zorunluluktan ve ayıp olmasın diye gittiğim sıkıcı toplantılarda bana güç veren bir teselli kaynağı oldu hep.”

Son birkaç haftadır Orhan Pamuk kitaplarından bahsettim. Sıkılmadınız değil mi?

Saygılar,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan