Sentez

Devridaim

3 Mayıs 2024

Öykü: Devridaim | Yazan: Özge Can

 

İndeks

Üstü Kalsın | Bölüm 1
Devridaim | Bölüm 2

 

2. Bölüm – Devridaim

 
Turuncu kutu elinde Asri Mezarlık’ın girişindeki banka oturdu Merve. Gasilhane önü elini ağzına götürüp nefesiyle sesini geri içine göndermeye çalışan insanlarla dolu. Musalla taşında yeşil örtülü tabut, ardı sıra dizilmiş kalabalık cemaat, kenarda birikmiş hep kollarından tutulan kadınlar. Bej işlemeli kaftanla hoca elinde mikrofon helallik istiyor cemaatten. Hiç boş kalmayan musalla taşında biri yatıyor biri kalkıyor. Dua sesleri ağlamaya, ağlamalar, çığlıklara karışıyor. Her yer servi ağacı. Kural bu galiba. Başka ağaç dikilemiyor mezarlıklara. Pembe beyaz çiçekli ağaç dikmeyi niye kimse akıl etmiyor? Bir ölünün başında illaki çiçeksiz bir ağaç dikilmeli kuralı mı konmuş?

Düşündü düşündükçe içine doğru soludu Merve. Çok sevdiği teyzesi, müvekkili Atıfet’i toprakla yeni kavuşturmuşlardı. Onun da başına bir servi dikilecekti. Diken yaprakları toprağa karışacak, toprağını temizlerken parmaklara iğne gibi batacak. Bunları nereden bildiğini bilmediğini fark etti Merve. Bu yaşına kadar ilk kez bir yakınını gömerken gördü. Ölüm hayatına dokunmamıştı hiç. Uzak akraba gibi varlığını bildiği, görmediği bir siluetti. Artık biliyor. Ölümü de geride kalan olmayı da durdurulamayacak zamanların varlığını da. Öğrendi Merve. Atıfet öğretti.

Elindeki kutu yeni şeyler öğretecek. Kapağını açıp içine baktı kutunun. Renkli küçük kâğıtlarda küçük notlar. Birer cümlelik. Numarasız. Bir şey demek isteyen. Gözünde ışıklı karışıklıklar yaratan çokça kâğıt. Yine bir oyun. Çözmesi için Merve’yi bekleyen.
 

* * *

 
Merdivenleri atlayarak çıktı Merve. Hızlıca soldaki düğmeye bastı. Ampul yanıyor gibi yapıp biraz ışık saçtı, patladı. “O kadar toprak avuçladım hâlâ elektrik var vücudumda” diye düşündü Merve. Telefonun fenerinin açtı, gıcırdatarak güneş kabartmalı odanın kapısını açtı. Perdeleri çekti. Kornişten ucu düştü perdenin. Evin düzenini bilmeyen her insan gibi inceliklerinden sırlarından bihaber, küçük zararlar vermeye başladı. Aşağıdan yukarı itilerek dili takılıp havada bırakılan pencere sistemini hatırlamaya çalıştı önce, dili sert çektiği için o da yerinden çıktı. “Elimde kalacak ev” diye söylenerek pencere kenarındaki berjere oturdu. Sehpayı tam yanına çekip kutuyu bıraktı.

Dışarıdan gelen seslerin kakofoni oluşturduğunu dikkatini toplayınca fark etti; çocukların oyun bağırtıları, korna sesleri, belediye anonsları, sokak satıcısının uzatarak ne dediği anlaşılmayan sesi, bir grup mahallelinin camdan cama muhabbeti. Pencereyi kapatsa sıcak olacak, açsa sesler; odağını toplamaya çalıştı. Kendi hayatının kakofonisi başka sesler iken burada duyduğu başka. Yabancı gelmeyen aynı zamanda. Unuttuğu gençlik yılları sesi tüm odayı doldururken içinde uyanan geçmiş yılların hatıralarını bastıramadı.

Saçında hissettiği yumuşak el, mutfaktan gelen tarhana kokusu, pencere camında küçük taş sesi, yerde saydırılan top, karanlık merdiven altında titreyerek elliye kadar sayma, köşedeki fırından alınan sıcak pidenin elini yakması, kucağında kitap ve defterlerle karanlıkta onlara sarılıp arkasını kontrol etmesi. Kapı aralığından dudaklarında hissettiği ilk öpücükle, kasıklarında yanan ateş, balkonda gazete okurken eline bulaşan mürekkep, çalan ev telefonuna yetişmek için merdivenin basamağını kırmak, köyden gelen mektupları yatağında hıçkırığını yutarak tekrar tekrar okumak. Tüm bunlar yaşanırken arkada eşlik eden ses hep aynı. Belki at nalı sesi eksik o yıllardan buraya. Zaman burada yavaş akmış; İki sokak ötede koşarken burada emeklemiş. “Görelilik Teorisi her yerde.”
 

* * *

 
Merdivenleri koşarak inerken fark ediyor Merve, basamağı yine yerinden çıkartmış. İlmini biliyor artık yerine oturtup mutfaktan su alıp koşarak geri dönüyor. Bu koşma hali de bu eve özel. Ofistekiler görse inanmaz, topuklularla da koşulmaz elbette de o kadar yavaşlamayı nasıl başardı bilmiyor ya da burada koşmak niye?

Görev bilincine teslim elindeki kutuya odaklanıyor yeniden. Küçük kâğıtları tek tek alıyor:

“Kızın elbisesini terziye verdim, sökülmüş.”
“Kendi kendime sual edip yanıt vermekten sıkıldım, tek kelimelik yanıtın da mı yok?”
“Kafana kaldır biraz dünyaya bak, değişti her şey.”
“Dönüş yolunda üzerime sürdü arabayı, bilerek yaptı, gözümün içine bakarak sürdü.”“Gidiyoruz!”
“Kaç para tutar ki bir ameliyat?”
“Düğünü köyde mi yapsak?”
“Baban akşam evde olacak, erken gel.”
“Huzur kalmadı memlekette, silah sesinden uyuyamıyoruz.”
“Buranın ışığı çok güzel, burada oku.”
“Kabartmaları da sökecek miyiz?”
“İncir bahçeden mi?”
“Bir gün o ayıyı zincirinden kurtaracağım anne, bak görürsün.”
“Hamamda çok kızarıyorum, gitmek istemiyorum.”
“Bizde de böyleydi kızım, tamam dedik vardık.”
“Biraz dantel işle, o kitabı bırak.”
“Radyoyu açın hemen!”
“Ayşe tatile çıkmış diyorlar.”
“Köye dönüyoruz!”
“Aileyi tanıyorum ben!”
“Bakkala yağ gelmiş.”
“Ne pikniği be, eğlenecek halimiz mi kaldı?”
“Sadece kıyafetlerinizi alın!”
“Nezihe’nin oğlanı vurmuşlar üst sokakta.”
“Fabrikada işe mi soksak?”
“Hele bir çocuğu olsun unutur!”
“Ben ne dediysem o!”

Merve dinlediği uzak geçmişe dalıyor. Elinde toplanmış küçük notlarda yazan, sırası karışmış cümleler Atıfet teyzesinden dinlediği hikâyelerin satır başları; unutulmamak için hayata düştüğü notlar. Şehirden köye dönülen, evlendirilen. Kocası seken kurşunda ölünce özgürleşen. Çocuksuz. Bir zaman sonra annesiz ve babasız, Atıfet teyzesinin kaderine teslim edilmesini istemediği kız çocuklarına açtığı kollarında yaşamı öğrenen Merve için gerçekler notlarda önünde. Bildiğini sandığı hayatın unuttuğu dönüşleri; engelleri, kuvveti ve bir gölge gibi ardında Atıfet.

Hem Atıfet teyzesinin hem kendisinin çocukluğunun geçtiği ev, tanımadığı, bilmediği kadere teslim edilmiş kız çocuklarının akıbeti, notlar, fotoğraflar, kıyafetler, hatıralar…. Her şey artık Merve’nin. Omzunda bir ağırlık, karşısında bir fotoğraf, gözü kapının önündeki incir ağacına tünemiş kumruda…

Anons doluyor sokağa “Yenilediğimiz tarihi konağımızı ziyarete açıyoruz. Müze açılışı saat 15.00’de. Tüm vatandaşlarımızı bekleriz!”
 
 

Devam edecek…

 
 
Özge Can
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

No Comments

Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

error: Kopya korumalı içerik!

Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan