“Yeni biçilmiş çimlerin kokusundan daha güzel bir rayiha var mıdır?” diyerek ciğerlerine mis gibi çim kokusunu çekti. Retronun etkisinden midir nedir bilinmez, son üç dört aydır hayatında yaşadığı olumsuzluklar, yolunda gitmeyen işler, yapmak isteyip de yapamadıkları içinde bir dağ olmuştu sanki. O kadar bunalmış hissediyordu ki kendini, terapistinin de önerisi ile hafta sonu için tek başına Ağva’ya kaçıvermişti. Ne demişti en son terapisti? Küçük mutlulukların farkında olmayı denemeliydi. Belki de Ağva’nın sessiz, sakin doğası ona iyi gelecekti.
Küçük sırt çantasını odasına bırakıp otelin bahçesinde yürümeye başladığında ilk fark ettiği şey işte bu çim kokusu olmuştu. Yürümeye devam ettikçe çehresine yansıyan güneş ışığının yüzünü hafifçe ısıtmaya başladığını hissetti. Bu sıcaklık hissi ruhuna iyi gelmişti bile. Sanki yüzüne vuran güneş, vücudunun her yanını yavaşça sarıyor, iyileştirmesi gereken yerleri buluyordu. İçinde hissettiği bu sakinlik ve dinginlik duygusu yüreğinde en çok ihtiyaç duyduğu şeylerdi.
Temiz havayı içine çeke çeke, karşısında uçsuz bucaksız uzanan yeşilliğe daldı. Koca gövdeli ağaçların yeşil dallarında öten minik serçe kuşlarını bir süre dinledi. Ufacık kuşlarının içinden nasıl böyle güzel sesler çıkabiliyordu? Şaşkınlık ve hayranlıkla bir süre daha kuş seslerini dinleyerek yürüdü.
Evinin arka odasının cam kenarında beslediği iki kumruyu hatırladı.
Hafta sonu evde olmayacağı için biraz fazla yem bırakmıştı cam kenarında. “İnşallah yeter onlara” diye içinden geçirdi. Kuşları çok seviyordu. Sırf kendi zevki için onları evde kafeste tutmaya da gönlü elvermediği için böyle bir çözüm bulmuştu. Kuşları seyrederken sıklıkla aklına Sen ve Ben isimli dergideki “Kuşlar” isimli yazı aklına geliyordu. Bir kuş gibi düşünüp hissetmeye çalışan bir yazarın, ilginç bulduğu yazılarından biriydi.
Otelin bahçesindeki minderli ahşap sandalyelerin ve masaların bulunduğu bölüme geldiğinde biraz soluklanmak istedi. Yan masaya servis edilen mis gibi kahvenin kokusunu aldığında kendisine de bir Türk kahvesi ısmarladı. Çim gibi kahvenin kokusuna da dayanamazdı asla. Kahveyle birlikte servis edilen kuş lokumlarını da çok severdi. Lokumun isminin de kuştan geliyor olmasını espirili bulmuştu.
Ortam çok huzurlu gelmişti ona, kitap okumanın tam sırası olduğunu düşünüp sırt çantasının içinden William B. Irvine’nin “Güzel Yaşam Klavuzu” isimli kitabını aldı ve yemyeşil ormana karşı okumaya başladı. Antik Stoacıların yaşam felsefelerinin anlattıldığı güzel bir kitaptı. Kaldığı sayfada okuduğu şu cümle dikkatini çekti.
“Yaşam felsefesi sahibi olmanın da bedelleri var. Bunlardan biri de ömrünüzü değmeyecek şeyler peşinde koşarak tüketip heba etme tehlikesi.“
40’lı yaşlarından sonra bunun üzerinde sıklıkla düşünmeye başlamıştı. Hayatının geri kalanında peşinden koşmaya değecek ve değmeyecek şeyler nelerdi? Uzunca bir süredir bu sorunun cevabını arıyordu. “Ama şimdi burada bunun üzerinde düşünmeyeceğim” dedi. “Belki kendimi dingin ve huzurlu hissettiğim bu yerde cevaplar kendiliğinden gelir” diyerek okumaya devam etti.
Okumak, karmakarışık olan zihnini yatıştırmak için iyi geliyordu. Bir süre daha okumaya devam etti. Öğlene doğru karnının acıktığını hissetti. Aslında hafta içi çalışırken acıktığını bile hissetmiyor, yemeklerini hep geç saatlerde yiyiyordu. Acıktığını hissedebilmek bile ona iyi gelmişti. Otele doğru yürüdü; bahçeye bakan ve boydan boya camları açık olan ön taraftaki masalardan birine oturdu.
Etrafı biraz gözlemledi, sadece bir iki masa doluydu. Mutfaktan enfes kokular geliyordu. Öğlen menüsü olarak hazırlanan anne köftesinin yanında patates kızartması sipariş etti. Beklerken taş fırında yapılan ve saf zeytinyağı ile birlikte servis edilen ekmeklerin tadına baktı. Onların da kokusunu içine çekti. Dayanamadıklarının arasındaydı, ekmek kokusu ve hep rahmetli anneannesi ile dedesini, onlarla birlikte de geçmişe duyduğu özlemi hatırlatırdı ona.
Güleryüzlü bir garsonun yemeğini servis etmesinin ardından karnını güzelce doyurdu.
Bu sefer yemeğini yavaş yavaş ve yediklerinin lezzetini vararak yemeye özen gösterdi. Burada kendini telaşsız, dingin ve mutlu hissetmeye başlamıştı. Otelin hemen önündeki gölde deniz bisikleti kullanan misafirler dikkati çekti. Yemeğin üzerine biraz hareket etmenin iyi geleceğini düşünerek iskeleye doğru yürüdü. Görevlinin yardımı ile bir deniz bisikletine bindi, pedalları çevirdi. Issız bucaksız gölün üzerinde ilerlerken göl kenarında konumlanan diğer otelleri de gördü. Genelde hepsi butik, benzer konsepte olan otellerdi. “İyi ki, buraya kaçmışım” diye düşündü.
İyi gelmişti ona burası. Gölün kenarında dinlenen leylekleri fark etti. Bileğindeki marteniçka bilekliğini çıkarıp bir meyve ağacına asabilecekti artık. Bunun için ayrıca mutluydu.
Yaklaşık 40 dakika süren bu güzel gezintiden ardından odasına çıkıp biraz kestirmek istedi. Bu kadar zamandır telefonuna hiç bakmadığını fark etmişti, eline aldığı gibi telefonu bıraktı. En azından 1 gününü telefonsuz geçirebilirdi. Küçük ama şirin odasındaki yatağına uzandı ve yaklaşık 1 saat süren derin bir uyku çekti. Uyandığında zihninin dinlendiğini, iç huzurunun yerine geldiğini, sanki bozulan dengesinin hizaya geldiğini hissetti. Uyku mahmurluğu ile gözlerini ovuşturup banyoda yüzünü yıkadı. Hava kararmaya başlamış, otelin dış aydınlatmaları açılmıştı.
Akşam yemeği için hazırlanırken 1 gün daha burada kalacak olmanın keyfini sürdü içinden. Terapistinin “Küçük mutlulukları keşfet, onları fark et” dediğinde ne demek istediğini şimdi daha iyi anlamıştı. Hayat, bu küçük anlarda saklanan gizli, ufak mutluluklardan başka neydi ki zaten?
Sanırım, yazar da, okuyucularını bu küçük mutlulukları bulmaya davet ediyordu. Her şeye rağmen inadına umudu ayakta tutabilmek için…
Demet Albayrakoğlu





2 YORUMLAR
Ne güzel bir yazı. Canım Ağva’ya gitmek istedi uzun zamandır da gitmiyorum.
Ama tek başıma yalnız gitmek istiyorum, aynen sizin yaptığınız gibi kalmışsa çimlerin üzerinde yalınayak yürüyeyim. Akşam tek kişilik bir masa da bir iki duble buzlu rakı ve bir kaç meze yiyip. Stoacıların zaten doğanın içinde olduğunu onun kurallarını yaşadığını hissedeyim.
Ufak mutluluklar tüm hayatınızı doldursun.
Sevgiler ❤️
Metin Bey çok teşekkür ederim güzel yorumunuz ve katkınız için. Ne yalan söyleyeyim, yorumunuzdan sonra benim de gidesim geldi 😉