İçimdeki Sesler

Kuşlar, Sen Kuşları Boşver!

12 Ocak 2021

Öykü: Kuşlar, Sen Kuşları Boşver! | Yazan: Demet Uncu

Pencereden içeriye baktığım salonun 3 köşesinde de 3 ayrı kişinin oturduğunu görüyorum. Evin büyük kızı, yere minder gibi bir şey sermiş, telefona yansıyan bir kişinin yaptığı hareketlerin, aynısını o da yapıyor. Bir yandan da, nefesini derin bir şekilde içine çekip, sesli bir şekilde dışarı veriyor. Elinde tuttuğu, tekerleğe benzeyen çember gibi bir şeyi bacaklarının arasına alıp, bir sıkıyor, bir bırakıyor. Bunları yaparken de yüzünün rengi kırmızıya dönüyor. Sanırım yaparken, biraz zorlanıyor da. Ama baktığı ekrandaki kişinin övgü dolu sözleri onu her seferinde gülümsetiyor. Sonra eline sarı renkli, 2 adet bidon görünümlü bir şey alıyor ve bir yukarıya bir aşağıya indiriyor. İnanın bu kız, dışarıdan çok komik görünüyor ama kendisi bu durumun farkında değil.

Neyse, biraz daha camın kenarından ilerleyip yemek masasının olduğu tarafa doğru bakıyorum. Bu sefer evin küçük kızının oturduğu sandalyeden, önünde duran kocaman ekranı olan bir şeye baktığını görüyorum. Bazen dinliyor, bazen de bir şeyler anlatıyor. Baktığı ekranda küçük küçük bir sürü kişinin yüzleri de var. Hepsi bir ağızdan konuşuyor, sesleri yankılanıyor ve karışıyor. Off, dışardan hepsi de çok sıkıcı görünüyor. Neden bir araya gelip, birlikte konuşup sohbet etmediklerini anlayamıyorum?

Tarçın Kokan Kek

Sonra mutfak penceresine doğru ilerliyorum, ohh mis gibi kokular geliyor burnuma. Bu seferde, evin annesi fırının önünde, bir tencereyi karıştırıyor, güzel bir şeyler de pişiriyor sanki. Aaa, o da ne? Onun da önünde küçücük bir ekran, karşısında yemek yapan kadına bakıyor. Bu kadın yemeği hem yapıyor hem de nasıl yaptığını anlatıyor. Sanırım, insanlar artık büyük ya da küçük olan bu ekranlarla birlikte yaşıyorlar. Belki de onlar olmadan nefes bile alamıyorlardır.

Aman, kuş kadar beyninle neler düşünüyorsun böyle diyerek, kendime kızıyorum. Sonra, fırının içine doğru bakışlarımı keskinleştiriyorum. İçinde kabardıkça kabaran, dışarıya buram buram tarçın kokusu saçan bir kek var. İnşallah, bu kekten kalan bayatlamaya yüz tutmuş parçaları bana verirler. Neyse, anne ekranı kapatıyor ve nehir gibi akan bir suyun altında bulaşıkları yıkamaya başlıyor. Ahh ne de güzel akıyor o nehir öyle, keşke onun altında olsaydım, biraz ferahlardım diyorum.

Arka Sokaklar

Camın en uç köşesine biraz daha sıkışıp, koridora doğru bakmaya başlıyorum sonra. Evin babasının, elinde gazetesi ile birlikte yavaş yavaş yürüdüğünü görüyorum. Salona geldiğinde, her zamanki koltuğunda yerini alacak, biliyorum. Çok yavaşça oturacağı mindere göz ucuyla bakıp, dikkatlice yerleşiveriyor. Onun da koltuğunun tam karşısında kocaman bir ekran açık. Ahh, şimdi anladım, bilmem kaçıncı bölümünün tekrarı olan Arka Sokaklar dizisini seyrediyor yine. Bu dizi nedense, babayı çok sardı. Dizinin hem yeni hem de eski bölümlerini sürekli seyrediyor. Yanındaki ufak sehpanın üzerinde de peçeteler duruyor. Niye mi? Diziyi seyrederken, birden ağlamaya başlarsa, gözyaşlarını silebilin diye. Anlayacağınız, biraz duygusalız. Oysa, dışarıdan bakıldığında hafif kilolu, heybetli bir endamı var babanın. Yani onu gören biri, ilk başta onun sert mizaçlı, biraz da ketüm olduğunu düşünebilir. Oysa, konuşmayı ne de çok sever. Hoş, yaş aldıkça çevresindeki arkadaşları, dostları da azalmaya başladı. Kimileri göçtü gitti, kimileri de hiç dışarı çıkmayıp kendilerini eve kapattı. Anlayacağınız, biraz yalnız kaldı baba.

Uzay Gemisi

Acaba ne zaman benim yokluğumu fark edecekler? Henüz, görmediler, arkadaki ufak odada yerimde olmadığımı. Neyse, madem tam kapanmamış açık kalan pencereden dışarıya çıktım, biraz da etrafla ilgileneyim. Sırtımı cama doğru çevirip, sokağa doğru bakıyorum. Çok ama çok garip, hiç kimseyi göremiyorum. Tek bir insan yok sokaklardan geçen. Sadece avare avare dolaşan kuşlar, köpekler ve kediler var. Özgürce dolaşıyorlar, bir sokaktan diğerine. Her yer çok ıssız görünüyor, sanki kötü bir şey olmuş ya da olacak gibi. Bir film sahnesinin içinde olduğumu düşünüyorum, birazdan gökyüzünden aşağıya doğru bir uzay gemisi inecek ve uzaylılar ile birlikte yaşamaya başlayacağız.

Biraz gezinmeye başlıyorum, ne de olsa uzun zamandır dışarı çıkmadım. Bir süre sonra, herkesin evinde oturduğunu görüyorum. Oysa hava çok güzel, pırıl pırıl, gökyüzü masmavi, tertemiz bir hava var dışarıda. O kadar iyi hissediyorum ki kendimi, uçsuz bucaksız ve özgürce dolaşabiliyorum. Bulunduğun ortamın havasını zaman zaman değiştirmenin herkese iyi geleceğini hissediyorum.

Diğer evlerdeki durumlar da bizim evden farksız. Herkesin kafası önünde, farklı farklı ekranlara bakıyorlar. İnsanlar için çok üzülüyorum gerçekten. Belki, başka bir zaman aralığında yaşıyor olsalardı, hayatları çok farklı olabilirdi. Eminim ki çoğunun canı sıkılıyor, kendi başlarına nasıl vakit geçirebileceklerini bilmiyorlar. Keşke, onlara yardımcı olabilseydim diyerek, bir camın önüne bırakılan ekmek kırıntılarını görüp, biraz atıştırıyorum. Dışarı aniden böyle çıkınca, karnımın acıktığını çok sonra anlayabildim. Hızlıca önümdekileri bitirip, dönüşe geçiyorum. Giderken de içimden bir şarkı mırıldanmaya başlıyorum. Kuşlar, sen kuşları boşver, evler yerlerinde değiller…

Kızılca Kıyamet

Eve vardığımda, bu sefer balkondaki sarmaşığın üzerine konuyorum ve biraz dinleniyorum. Birden, evin içerisindeki koşturmayı fark ediyorum. Herkes, bir oraya bir buraya koşturuyor. Koltukta oturmuş, ağlayan anneyi görüyorum. Kapalı olan balkon kapısından, evin küçük kızı beni gördüğünde, birdenbire çığlık atmaya başlıyor. Sonradan anlıyorum ki kopan bu kızılca kıyamet benim evde olmadığımı fark etmeleri yüzündenmiş. Beni bu kadar çok sevdikleri, bir de benim için bu kadar çok üzüldükleri için çok seviniyorum.

Balkon kapısını açan anne elinde kafesim ile birlikte; “Boncuk gel bakalım bana, cici kuş, cici kuş gel buraya” diyerek beni çağırıyor. Serde, beni korkutmamaya çalışıyor ama benim zaten onlara döneceğimi bilmiyor tabii. Ben tek başıma, iyice tuhaflaşmış bu dünyada ne yapabilirim gerçekten? Hem onlara da çok alıştım. Neyse çok fazla direnmiyorum. Sanki o beni, sapsarı o güzelim kanatlarımdan yakalamış gibi yapıp, avuçlarının arasına kayıveriyorum. Ayy, sonra kopan alkışı, kıyameti sormayın. Nasıl da hep birlikte kahkahalar atıp, alkışlıyorlar. Onların renksiz geçen hayatına, kaçışımın çok iyi geldiğini görüyorum. Tabii, olayın başrolünde kendim olduğum için ayrıca gururlanıyorum.

Beni uzun uzun seviyorlar, ardından çay ve kek servisi başlıyor. Yemek kabıma konan minik kek parçacıklarını görünce mutluluktan şakıyorum da şakıyorum. Dışarıya kaçışımın şerefine afiyetle taze kekimi yiyorum.

Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Seda Çağlayan 12 Ocak 2021 at 16:25

    Nasıl oldu da okurken o kuş oldum hiçbir fikrim yok 🙂 İhtiyacım olan bir duyguyu yakaladım herhalde. Özgürlük belki, belki de gizli gizli gözetlemek. Ya da finaldaki alkış kıyamet 🙂
     
    Eline sağlık canım. İçindeki kek kadar tatlıydı.
     
    En derin sevgilerimle.

    • Cevapla Demet Uncu 12 Ocak 2021 at 16:36

      Sedacığım, ne güzel bu yorumları almak senden 😊 Kuş gibi hissedebilmene ayrıca sevindim.😊 Ben de bu aralar, kuş kadar hafif ve özgür hissetmek istiyorum gerçekten. Tekrar çok teşekkür ederim. Sevgiler.

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan