Bayramlaşmak üzere gittiğimiz Selimpaşa’daki yazlıkta 1 gece kaldıktan sonra sabah erkenden yola çıkmak üzere uyandık. Geyikli’den bineceğimiz feribot saat 13.00’de kalkacaktı. Rezervasyon yapıp bileti önden almıştık. Çanakkale Köprüsü’nden ilk defa geçtik, büyük kolaylık olmasına karşın oldukça pahalıydı. Yolculuğumuz Geyikli’ye kadar 4 saat sürdü. Feribota bindik ve yarım saat sonra adadaydık.
Geyikli
Geyikli’den adaya sıkça feribot kalkıyordu, birçok kişi fiyatı çok daha uygun olduğundan rezervasyon yapmamayı tercih etmişti. Biz bilmediğimizden araçla adaya geçmiştik ama adadan dönüşte araca gerçekten ihtiyaç olmadığını anladık. Bir dahaki sefere, aracı Geyikli’deki otoparka bırakıp yaya olarak adaya gitmenin daha mantıklı olduğuna karar verdik. Adanın merkezine zaten araç alınmıyor, tepelerde bir yerlerde bırakıp yürüyerek gideceğiniz yere varıyorsunuz.
Neyse… Kalabalık olmasına rağmen feribot yolculuğu keyifliydi. Adaya iner inmez kendimizi Petra Ada isimli otelimize attık. Eşyalarımızı odaya bırakıp adanın sokaklarını biraz dolaştıktan sonra öğle yemeği için Köftehor isimli bir köfteciye oturduk. Köftelerin yanına sipariş ettiğimiz cacık, oldukça tuzlu ve sarımsaklıydı. Bu yüzden pek yiyemedik ne yazık ki.
Yemeğimizi bitirdikten sonra saatin geç olması sebebi ile Ayazma Plajı’na ertesi gün gitmeye karar verdik ve adanın uç kısmında yer alan Salhane isimli bölgeye doğru yürüdük. Aslında burası kafe-bar olarak işletilen bir yer. Ama iskelenin yanında yer aldığından insanlar buradan denize atlayıp çıktıktan sonra sandalyeler üzerinde güneşleniyor. Yalnız rüzgarı çok şiddetliydi, adeta uçuyordu mekan.
Bana pek keyifli gelmediği için kısa bir süre sonra oradan kalkıp limana doğru yürüdük. Buradaki mekânlar da kafe olarak işletiliyor. En azından oturma alanlarında büyük koltuklar ve üzeri bez şezlonglar var. Biraz burada vakit geçirmek iyi geldi açıkçası, özellikle soğuk karadut suyunu ve gelincik şerbetini size de öneriyorum.
Gelelim denize 😁
Deniz, tertemiz ama buz gibi soğuktu. Denize atlamayı tercih etmeyen biri olarak suya ilk giriş oldukça acılıydı, girdikten sonraysa enfes. Hava sıcaklığı yaklaşık 35 dereceydi, bu yüzden suyun bu derece soğuk oluşu tolere edilebilirdi bence.
Limanda keyifli vakit geçirdikten sonra otele doğru yürüyüp akşam yemeği için hazırlandık. Otelimiz, butik ve çok şeker bir yerdi. Odası, temiz ve güzeldi. Yatak başının üzerindeki duvarda; “Her güne minnettar bir kalple başlamamız” gerektiği yazısı ince bir detaydı.
Otel sahibimiz de oldukça sıcakkanlı ve güler yüzlüydü. Dededen kalma evi yıkıp yeniden yapmışlar ve kayınvalidesi ile birlikte butik otel olarak işletiyorlardı. Karşılaştığımız güleryüz ve pozitif enerjileri beni mutlu etti doğrusu.

Otelimiz

Otelimiz
En merak ettiğim şey ise ada kahvaltısıydı, onu sizlere ayrıca anlatacağım.
Yalova Restoran
Akşam için tercihimiz Yalova Restoran oldu, iyi ki de burası olmuş. Arkadaşlarımızın önerisi ile haftalar öncesinden yer ayırtmıştık. Denize sıfır konumunda, çok büyük olmayan, oldukça şık bir mekândı. Meze dolabı efsaneydi, kendilerine özgü mezeleri de vardı. 70-80’ler Türkçe pop şarkıları arka fonda kısık bir sesle çalıyordu. Ambiyans oldukça güzeldi. Deniz börülcesi ve kalamar önereceklerim arasında.
Ada, bayram olması sebebi ile biraz kalabalıktı ama oldum olası ada hayatını çok severim. Bana kokusu, havası, denizi, güneşi, insanı hep farklı gelmiştir. Bozcaada açıkçası bana huzur ve dinginlik verdi.
Adada hayat telaşsız ve yavaş akıyor. Ada sakinleri ise hep güleryüzlü ve oldukça kibar insanlar.
Ada Kahvaltısı
Leziz bir akşam yemeğinden sonra adanın taşlı, ara sokaklarından eşimle beraber otele doğru yavaş yavaş yürüdük. Ertesi sabah uyandığımda, kendimi oldukça dinç hissediyordum. Adanın temiz ve biraz da rüzgârlı havası bana iyi gelmişti.
Heyecanla beklediğim kahvaltı alanına gittiğimizde masamız hazırdı. Otelin mutfağında özenle hazırlanan kahvaltılıklarımız garsonun tepsisinin üzerinden servis edildi. Hepsi adanın kendi ürünüydü. 3-4 çeşit peynir, domates, salatalık, biber, omlet, meşhur ada reçelleri (incir, gül, portakal) otel sahibinin spesiyeli olan kızartılarak hazırlanmış yufkaya sarılı sucuklar, ada otları ile hazırlanan muska börekler ve yanından iyi demlenmiş bir demlik çayımız vardı.
Limon ve çiçek desenli, keten runner örtüler üzerine renkli tabaklar üzerinde servis edilen bu enfes kahvaltı beni çok ama çok mutlu etti. Dedikleri gibi; kahvaltının mutlulukla büyük bir ilgisi var gerçekten. 😁
Ayazma Pilajı
Sonra otelden ayrılıp denize girmek için arabayla meşhur Ayazma Plajına gittik. Yol boyunca karşılıklı arabalarını park eden insanların arasından sıyrılıp ufak bir boş bir alan bulup aracı park edebildik.
Meşhur restoranlardan biri olan Vahit’in Yeri’nin yanındaki merdivenlerden plaj alanına doğru yürüdüğümüzde Bozcaada Spor Kulübü adına şezlong ve şemsiye için para toplayan gençlerle karşılaştık. 3 adet şezlong ve 2 adet şemsiye için güzelce bir meblağ ödedikten sonra yağlanıp şezlonga uzandım.
Hava 35 dereceydi ama 45 derece hissediliyordu. Su ya da yiyecek ihtiyacı için herhangi bir hizmet ise sunulmuyordu. Bunlar için ya sıcağın altında merdivenlerden çıkıp Vahit’in Yeri’ne gideceksiniz ya da yola çıkıp biraz yürüdükten sonra göreceğiniz benzer restoranlardan birinden bir şeyler alacaksınız. Yakın çevrede büfe tarzı bir yer maalesef bulunmuyor.
Deniz ise efsaneydi, kısmen limandan daha az soğuk geldi bana. Bilmiyorum, belki de denizin soğuğunu sıcağın etkisinden anlamamış da olabilirim.
Ayazma’da güzelce yüzdüm, denizin keyfini bolca çıkardım. Hem sıcaktan hem yeme-içme işinin kolay olmamasından dolayı yaklaşık 3 saat sonra limana gittik. Ayazma’yı farklı sebeplerden dolayı belki de bir daha uğramayacağım bir yer olarak listeye aldım.
Ada Vergisi
Bozcaada’daki son gecemizde ada sokaklarında yan yana sıralı görebileceğiz farklı restoranlarından birinde karar kılmıştık. Tabii önceden rezervasyon yaparak. Mekân küçük ama sevimliydi. Çeşitli balık mezeleri söyledik. Porsiyonları oldukça küçüktü. Çok beğenerek tattığım bir şey olmadığı için ayrıca sizlerle paylaşmayacağım, mekân her yerde gidebileceğiniz standarttaydı. Ama sokağın güzelliği, tek bir yerden gelen müziğin sesi çok keyifliydi.
Ertesi gün, müthiş ada kahvaltısının ardından güzelim ada sokaklarını gezdik. Adada çok şeker kafeler, takı ve tasarım dükkanları, el yapımı seramik süs eşyaları, reçel, kantaron yağı, kurutulmuş lavanta çiçekleri, doğal sabunlar satan tezgâhlar var. Hepsi de birbirinden güzel ve ilgi çekiciydi.
Adanın bu kendine has kokusu ve atmosferi kendimi iyi hissettirdi yeniden. Ziyaretimiz kısa sürse de bizim için bir nefes oldu. Dönüş feribotuna binmeden önce görevlinin bizi durdurup adada otoparklardan ücret alınmadığı için çıkışta ada vergisi altında 200,00 TL. istemesi ve bizim de acı acı gülüp son olarak bu meblağı da verdikten sonra İstanbul yolculuğu başlamıştı artık. 😉
Demet Albayrakoğlu






No Comments