Feleğin Çarkına Çomak Sokabilenlerden Misiniz Yoksa Sokamayanlardan Mı?
Feleğin Çarkı, felek (Dünya) Arapça kökenli ve Farsça kökenli Çark (Tekerlek, döngü, devir) anlamına gelen kelimelerden oluşur. Daha da gerilere gidersek Sanskritçe de çakra kelimesi ile eş kökenlidir. Çarkıfelek veya feleğin çarkı Türkçe’de kullanım biçimleri olarak karşımıza çıkar.
<
p id=”1″>Benim özellikle bu kavramlara merakımın nedeni, yazgı, kader kavramları üzerine düşünmek ve düşünmenize yardımcı olmaktır. Feleğin çarkına çomak sokabilmek, kaderimizi değiştirmek anlamına geliyor. Felsefe bir ilim olarak “kader” kavramı üzerine çok duruyor.
Örneğin feleğe çomak sokulamayacağını savunanlar, felsefe de deterministler (belirlenimciler)1 olarak tanımlanır.
Bu düşünce belirlenimcilik olarak karşımıza çıkar yani insan ahlâki eylemlerini oluştururken özgür değildir. Birtakım etkenlerin (psikolojik, toplumsal, ahlâksal, hukuksal vb.) zorunlu sonucu olarak o eylemi gerçekleştirir. Bu durumda bir seçim söz konusu değildir. İnsan yapmış olduğu davranışlarda kendi özgür iradesini kullanamaz ve davranışlarının sorumluluğunu taşımaz.
Kader Tanrıçaları
Antik Yunan mitolojisi de determinizm ilkelerine göre dünya düzeninin akışta olduğunu hikâyelerinde bize anlatır. Mitolojide Kader Tanrıçaları, Moiralar’dır. Üç kızkardeşten oluşan Moiraların isimleri; Klotho, Lachesis ve Atropos’tur. Beyaz duvaklar giymiş bu üç tanrıça insanların hayatlarını iplikler ile dokurlar. Örneğin bir yaşam sona erdiğinde Atropos (ölümü temsil eder) artık ipliği keser ve o kişinin yaşamını sonlandırır. Sanırım “Kader ağlarını örüyor, hayatı pamuk ipliğine bağlı” gibi cümleler bize mitolojinin armağını.
Fakat mitolojide bile kaderin değiştirilebildiğine, Moiraların kandırıldığına veya ikna edildiklerine dair okuduğumuz az da olsa bir iki mit mevcut.
Felsefede özgür iradenin, insanın en önemli özelliği olduğunu ve bu sayede kaderimizi her türlü (psikolojik, toplumsal, ahlâksal, hukuksal vb.) engele karşı kendimizin belirleyebileceğini savunan düşünce ise Otodeterminizm (Ahlâki Özerklik)2 denir. Bu kavramın kurucusu İngiliz düşünürü Isaiah Berlin3 aynı zamanda bunu pozitif özgürlük olarak da açıklar. İnsanın benliğinin iki bölümden oluştuğunu belirtir. Aşağı benliğimiz, yani doğamız daha çok arzularımız ile ilgili, yukarı benliğimiz ise akıl ve düşünme dediği bölüm. İnsan yukarı doğasını eğitirse o zaman kaderin iplerini elinde tutabilir ve kendi kaderinin belirleyebilir.
J. P. Sartre’da4 da benzeri bu düşünme yapısına rastlıyoruz. Yaptığımız seçimler bizi yani özümüzü oluşturuyor, bu da bizim kaderimizi inşa edebildiğimizi gösteriyor.
Spinoza’nın5 bahsettiği kader anlayışı ise daha farklıdır. O insanın doğanın bir parçası olduğu kabulünden yola çıkarak kaderi belirlemenin belirli sınırları olduğunu düşünür. Örneğin, bir ağaç yürüyemez ancak kendini büyütüp geliştirebilir. İnsan başparmağını oynatabilir ama dilediğinde parmağını yerinden söküp havada 360 derece döndürdükten sonra yerine takamaz. Sınırlar ve koşullar izin verdiği ölçüde belirlenimciyizdir. Yani feleğin çarkına çok da istediğimiz gibi çomak sokamayız.
Neden kader, yazgı gibi kavramları analiz etmeye çalıştığıma gelince, büyük fotoğrafa bakınca insandır toplumu oluşturan. Kendi kaderlerimiz hakkındaki düşünme biçimimiz, oluşturacağımız toplumu da belirleyecektir.
Gelelim ulusların, toplumların kaderine, çarkıfeleğine, yazgısına…
Ulusların kaderi nasıl oluşur peki?
Bir ulus kaderini değiştirebilir mi?
Her şeye ve herkese rağmen. Olumlu veya olumsuz anlamda kaderini değiştirebilen çok fazla ulus vardır. Fransız İhtilîli ile Fransızlar, 1917’de Rus Çarlığı’ndan kopan Finlandiyalılar, emperyalizm ve Osmanlı İmparatorluğu’nda çıkan Türkler ve daha birçok ulus kendi kaderini belirleyebilmiştir.
Peki nasıl?
Yukarıdaki üç örnekte de verdiğim ulusları ortak özelliği pozitif, aksiyonel ve otodeterminist bir kader düşüncesine sahip olmalarıydı.
Peki şimdi de Türk ulusu olarak kendi kaderimizi yeniden değiştirebilir miyiz?
“Kader deyip geçme. Bak ne diyor sırrın sahibi; Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” – İsra 13
<
p id=”Aciklamalar”>Feray Orman
Açıklamalar:
- Determinizm: Evrendeki tüm olayların neden-sonuç ilişkisine dayalı olarak önceden belirlenmiş olduğunu savunan bir felsefi görüştür. Bu anlayışa göre, her olay ya da durum, kendisinden önceki olayların kaçınılmaz bir sonucudur. Determinizmin temelinde nedensellik ilkesi yatar; yani her şey bir nedene bağlıdır ve bu nedenler sonuçları zorunlu olarak doğurur.
Bu görüş, özgür irade kavramını da tartışmaya açar çünkü eğer her şey önceden belirlenmişse, insanların gerçekten özgür seçimler yapıp yapamayacağı sorusu ortaya çıkar. Determinizmin farklı türleri bulunmaktadır. Örneğin, fiziksel determinizm, doğa yasalarının her şeyi belirlediğini savunurken; teolojik determinizm, tüm olayların Tanrı’nın iradesine göre belirlendiğini öne sürer. Bunun yanı sıra tarihsel determinizm, toplumsal olayların belirli ekonomik ya da tarihsel faktörlere bağlı olarak geliştiğini ileri sürer.
Sonuç olarak determinizm, evrenin işleyişine dair neden-sonuç ilkesine dayanan bir açıklama sunar ancak özgür irade ve rastlantısallık gibi kavramlarla çelişerek felsefî tartışmalara yol açar. ⇡⇡⇡ - Otodeterminizm: Bireyin yaşamını şekillendiren temel gücün kendi özgür iradesi olduğunu savunan bir yaklaşımdır. Bu düşünce, dışsal faktörlerin etkisini reddetmese de bunların belirleyici değil, yönlendirici olabileceğini ifade eder. Otodeterminizm, bireyin kendi kararlarını alarak kaderini belirleme kapasitesine sahip olduğunu ve bu süreçte asıl belirleyici etkenin içsel motivasyon ve irade olduğunu vurgular.
Bu görüş, özgür iradenin önemini temel alır ve bireyin eylemlerinden sorumlu olduğunu savunur. Örneğin, dışsal koşullar veya çevresel baskılar insan üzerinde etkili olabilir ancak otodeterminizme göre birey bu etkilerin ötesinde, kendi düşünce ve değerleriyle hareket eder. Bu durum, bireyin kendi yaşamından sorumluluk almasını ve seçimlerini bilinçli bir şekilde yönlendirmesini gerektirir.
Felsefî anlamda otodeterminizm, determinist görüşlerden ayrılarak bireyi özgür bir varlık olarak ele alır. Psikolojik bağlamda ise, bireyin kendi yaşam hedeflerini belirlemesi ve bu hedeflere ulaşma yolunda içsel bir motivasyonla hareket etmesi otodeterminizmin bir yansımasıdır. Bu yaklaşım, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirme çabasını destekler ve insanın özgürlük, sorumluluk ve öz yeterlilik gibi kavramlarla ilişkilendirilmesini sağlar.
Sonuç olarak otodeterminizm, bireyin kendi iradesi ve bilinci doğrultusunda yaşamını şekillendirme kapasitesine sahip olduğu fikrine dayanır ve insan özgürlüğüne vurgu yapar. ⇡⇡⇡ - Isaiah Berlin: 20. yüzyılın önde gelen siyasî filozoflarından ve düşünürlerinden biridir. 1909 yılında Letonya’nın Riga kentinde doğan Berlin, ailesiyle birlikte 1921’de İngiltere’ye göç etmiştir. Felsefe, siyaset teorisi ve özgürlük üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Berlin, özellikle “pozitif özgürlük” ve “negatif özgürlük” kavramlarını tanımlayıp ayırt ederek siyaset felsefesinde önemli bir katkıda bulunmuştur. Liberalizmin güçlü bir savunucusu olan Berlin, çoğulculuğu ve bireyin özgürlüğünü destekleyen fikirleriyle dikkat çeker. Ayrıca, tarih ve fikirler üzerine yaptığı derin analizlerle de bilinir. 1997 yılında Londra’da hayatını kaybeden Berlin, entelektüel yaşamın çok yönlü bir temsilcisi olarak anılmaktadır. ⇡⇡⇡
- Jean-Paul Sartre: 20. yüzyılın en etkili filozoflarından, yazarlarından ve entelektüellerinden biridir. 1905 yılında Fransa’da doğan Sartre, varoluşçuluğun önde gelen temsilcilerindendir. İnsan özgürlüğü, sorumluluk ve otantik yaşam konularına odaklanan eserleriyle tanınır. En önemli felsefî eserlerinden biri olan Varlık ve Hiçlik, varoluşçu düşüncenin temel metinlerinden biri kabul edilir. Sartre, edebiyat alanında da Bulantı ve Duvar gibi eserleriyle dikkat çeker.
İkinci Dünya Savaşı sırasında aktif bir direnişçi olan Sartre, hayatı boyunca özgürlük, etik ve toplumsal adalet için mücÂdele etmiştir. 1964’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş ancak bu ödülü reddetmiştir.
1980 yılında Paris’te hayatını kaybeden Sartre, düşünceleri ve eserleriyle hâlâ geniş bir etki alanına sahiptir. ⇡⇡⇡ - Baruch Spinoza: 17. yüzyılın en önemli filozoflarından biridir ve modern felsefenin temellerini atan düşünürler arasında yer alır. 1632 yılında Amsterdam’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Spinoza, doğa, Tanrı ve insanlık arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan radikal fikirleriyle tanınır. En önemli eseri olan Ethica, Tanrı’nın evrenle özdeş olduğunu savunduğu panteist görüşlerini ortaya koyar. Spinoza’ya göre, her şey Tanrı’nın bir ifadesidir ve insanlar, evrensel doğa yasalarıyla uyum içinde yaşayarak özgürleşebilir.
Rasyonaliteye, etik yaşamın önemine ve bireyin özgürlüğüne yaptığı vurgu, onu aydınlanma düşüncesinin öncülerinden biri haline getirmiştir. 1677 yılında yaşamını yitiren Spinoza, derin düşünceleriyle felsefe tarihine kalıcı bir iz bırakmıştır. ⇡⇡⇡






3 YORUMLAR
Moiraların dokuduğu iplikler kadar kırılgan, Sartre’ın seçimlerimizle örülen özü kadar güçlü bir yaşam anlayışı…
Bireysel ve toplumsal kader üzerine düşündürücü bir bakış açısı sunmuşsun canım. Yazının her satırı, feleğin çarkına çomak sokma cesareti veren bir davet gibi 😁 Harika bir analiz, tebrik ediyorum 👌🏻👏🏻
Kucak dolusu sevgiler ❤️
Didemcigim, beğenini ne kadar güzel özetlemişsin.
Redaksiyon, referans eki ve yazı düzeni için de ben çok teşekkür ederim. Emeğine sağlık.❤️
Nietzsche, sadece üst insan, kaderin iplerini elinde tutabilir, diyor. Kaderin bizim seçimlerimizle değiştiğini ve her an farklı bir yöne doğru evrildiğini fark edenler kendileri üzerinde çalışırlar. Bu sayede kendilerine ait olan yolu yine kendi hür iradeleriyle çizerler.
Evren seçim hakkımıza saygı duyar. Bu seçim ne olursa olsun onu gerçek kılmak için çalışır. Sadece bir istisna hariç. O da kolektifin yani tüm varlığın kötülüğüne dair bir seçimimiz varsa buna engel olurlar. Çünkü buradaki düzenin bozulması demek diğer gezegenlerin de düzeninin bozulması demektir. Yani feleğe çomak sokmaya çalışmak budur esasında. Yoksa bizim kendi adımıza bir şeyler yapmamız, değişimi seçmemiz, feleğe çomak sokmak olmaz hiçbir zaman.
Bu dediğime örnek, Hiroşima’ya atılan atom bombasıydı. Kolektif -yani melekler diyebiliriz- buna engel oldular. Açıkçası günümüzde buna benzer olaylar hâlâ sürüyor farklı coğrafyalarda. Dünyanın yeni bir huzur dönemine girmesini çok olası görüyorum pek yakında.
Bu güzel yazınız için çok teşekkür ederim efendim.