İçimdeki Sesler

Atina Macerası

4 Şubat 2025

Yazı: Atina Macerası | Yazan: Demet Albayrakoğlu

Sevgili okurlarım, size iki günlük Atina seyahatimizin neresini anlatayım, bilemiyorum. En başından sonuna kadar aksilikler ve hastalıklarla dolu bir seyahat oldu bizim için. Hazırsanız, başlayalım.

İşyeri Yılbaşı Kutlaması

İlk defa bu sene yılbaşını yurtdışında geçirmeye karar verip her zamanki gibi Expedia üzerinden uçak biletimizi aldık ve otel rezervasyonumuzu yaptırdık. Atina’ya gitmeden evvel gezilecek yerler, yenilecekler-içileceklerin yer aldığı listeyi tabii ki önceden hazırladım. 30-31 Aralık gecesini Atina’da geçirip 1 Ocak’ta Türkiye’ye dönecek şekilde plan yapmıştık.

Gitmeden önceki cuma akşamı da işyerinde ufak bir yılbaşı kutlaması vardı, ona da katılıp akşam soluğu kuaförde aldım. Oldukça koşuşturmalı bir gün olmuştu benim için. Neyse, ertesi akşam boğazımda bir şeyler hissettim ama çok üzerinde durmadım; vitaminler ve ılık içeceklerle geçiştirdim. Pazar günü şikayetlerim biraz artınca, yurtdışına da çıkacağımız için soluğu acilde aldım. Doktor muayene etti ve kötü bulmadı beni. Antibiyotiğimi ve vitaminlerimi verip iyi tatiller diledi.

Suspect

Havaalanı | Atina Uçuşu | VintageErtesi sabah erkenden havalimanına gittik. Tek valizimiz vardı. Kontuara geldiğimizde sistemde benim biletimi bulamadılar. Eşimin bileti vardı ama benimki satın alınmamış görünüyordu. Oysa kredi kartıyla Expedia üzerinden ödememizi yapmıştık. O an hasta olduğuma mı yanayım, biletimin olmayışına mı bilemedim. Konuyla ilgili havalimanında pek çok kişiyle görüştük. İlk defa böyle bir şey başımıza geliyordu. En sonunda yetkili kişi, biletimin suspect durumuna düştüğünü ve bu uçuşta görünmediğimi söyledi.

Bu suspect de neyin nesiydi?

Halsizliğim yüzünden eşim ilgili kişilerle konuşurken ben de bir köşeye oturmuştum. Sürekli bildirim sesi gelen WhatsApp’taki mesajlarımı açtım. Bir de ne göreyim? Tüm çalışanlardan oluşan grubumuzda herkes ama istisnasız herkes, “Hastayım”, “Ben de hastayım”, “Ben de”, “Ben de” şeklinde yazmıştı.

İçimden “Şahane!” diye geçirirken biri tüm testleri yaptırdığını, sonuçların negatif çıktığını ama kandaki CRP değerinin yüksek olduğunu yazmıştı. Yani anlayacağınız, işyerindeki yılbaşı kutlamasından herkes bir şekilde hasta olmuştu.

Deli Sorular

Bütün bunları sakinliğimi korumaya çalışarak okurken, eşimin seslenişiyle yeniden bilet almamız gerektiğini ve son dakikada bilet almak zorunda kaldığımız için daha önce ödediğimiz ücretin yaklaşık iki katını ödememiz gerektiğini öğrendim. Her şey o kadar yolunda gidiyordu ki! 😁 Eşime dönüp, Atina’ya gitmemeyi ya da isterse yalnız gidebileceğini söyledim. Tabii ki bu önerilerim kabul edilmedi. Ve sonunda kendimi Atina uçağında buldum.

Yüzümde maske ile yolculuğumuz başladı. Tabii, kafamda deli sorular vardı: “Bütün bu olanlar Atina’ya gitmememiz gerektiği için miydi?”, “Yoksa uçak türbülansa mı girecekti?” gibi düşüncelerle yaklaşık bir buçuk saat süren kısa yolculuğumuz nihâyet sona erdi.

Uçaktan indikten sonra otele trenle gitmeyi düşündük ama biraz hasta olduğum için eşim taksiyle gitmemizi önerdi. Otelimize yaklaşık 45 dakika sonra vardık, havalimanıyla arasında epey mesafe vardı. Trafiğin durumu İstanbul’a yakın sayılırdı, o yüzden pek tepki vermedim. Yolda giderken taksi şoförüyle epey sohbet ettik. Yakında emekli olacağını ve gemiyle yolculuğa çıkacağını sevinerek anlattı bize. Ülkemdeki taksi şoförlerini düşünüp acıyla gülümsedim. Bekâr bir oğlu olduğunu ve evlenmeyi hiç düşünmediğini de ekledi bu sohbete, nedense.

Monastiraki

Monastiraki Otelimiz Monastiraki bölgesindeydi. Bize Eminönü-Sirkeci semtlerini anımsattı. Yine bir şehir otelini tercih etmiştik; ismi Athens Tower’dı. Otelle ilgili hatırladığım en iyi şey, temiz oluşuydu. Üst katında Akropolis manzaralı, oldukça popüler bir roof bar vardı. Tabii, durum böyle olunca odanıza çıkmak için asansör sırası beklemek zorunda kalıyordunuz. Wi-Fi sadece otelin girişinde çekiyordu, odalarda ise maalesef zayıftı, hatta hiç çekmiyordu.

Eşyalarımızı odaya bıraktıktan sonra kendimizi sokaklara attık. Tahtakale’yi andıran, envaiçeşit ürünün satıldığı dükkânların bulunduğu bir sokağa girdik. Hediyelik olarak bulabileceğiniz pek çok şey vardı bu sokakta. Bütün dükkânlara girip çıktıktan sonra dinlenme vaktim gelmişti. Hastalıktan dolayı çabuk yoruluyordum. Paul isimli güzel bir kafede oturduk. Eskiden Nişantaşı’nda da aynı isimli bir kafe vardı, burayı oraya benzettim. Çok güzel Fransız usulü tatlılar vardı. Biz, filtre kahvenin yanında tartölet tercih etmiştik. Hem dinlenmiş hem de lezzetli bir şeyler atıştırmış olduk.

Erkek Dansçılar

Otelimize gidip biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için Atina’da tavsiye edilen Plaka isimli bölgeye gittik. Genelde yokuşlu bir alanın üzerine, beton merdivenlere kurulmuş birçok restoranın bulunduğu bir yer burası. Hava güzel olsa daha keyifli olabilirdi tabii ama herkes dışarıda oturmaya alışkın gözüküyordu. Neredeyse her masanın başında ısıtıcılar vardı. Rezervasyonumuz olmamasına rağmen saat 8 gibi gittiğimiz için masa bulabildik. Yunanlılar nedense geç yemek yiyorlar; saat 10 gibi restoranlar dolmaya başlıyor.

Biz balıktan yana tercihimizi kullandık, eşim yanına uzo istedi. Tabii ben antibiyotik kullandığım için eşlik edemedim. Yediklerimize gelince; genel olarak iyiydi ama pek bir lezzeti yoktu sanki. Selanik ve Kavala’da yediklerimizi daha çok beğenmiştik.

Yemeklerimizi tadarken birden, yerel kıyafetler giymiş üç adam belirdi merdivenler arasında. Restoranın kapalı alanına girip dans ettiler. Üzerlerinde beyaz bir elbise, altlarında beyaz külotlu çorap, kafalarında püsküllü şapkalar ve çoraplarının kenarlarında da aynı püsküllerden vardı. Okuduğum kadarıyla kıyafetlerindeki her detayın tarihsel bir anlamı varmış. Böyle bir dans gösterisine şahit olmak bizim için enteresan bir deneyim oldu.

Plaka, Atina

Hava durumuna gelirsek; gündüzleri güneşli ve keyifliydi, akşamları ise biraz soğuktu ama dondurucu değildi. 😊 Akşam yemeğinden sonra yine dinlenebilmek için otele döndük. Hemen uyuyakaldım tabii.

Odayı ısıtmak için sadece klima olduğunu da not olarak eklemek isterim. 😉

Meşhur Börekler ve Dilenci

Sabah uyandığımda ateşim 38’i gösteriyordu. Eşimin ısrarıyla ılık bir duş aldıktan sonra, halsiz olduğum için kahvaltıyı odada yapmayı teklif ettim. Sağ olsun, eşim Yunanistan’ın meşhur böreklerinden alıp odaya geldi. Börek dediysem, her çeşidinden ikişer adet getirmişti; ıspanaklı, kıymalı ve içinde muhallebi olan çeşitlerinden. 😁 Neyse, mükellef kahvaltımızdan sonra ilaçlarımı alıp biraz uyudum. 1-2 saat sonra güneşli havanın keyfini çıkarmak için kendimizi yine sokaklara attık.

Bu sefer, Atina’nın Nişantaşı’sı olarak bilinen, büyük markaların bulunduğu caddeye yürüdük. Hemen hemen tüm markaları rahatlıkla bulabileceğiniz bir caddeydi burası. Gezerken bir sokak simitçisi gördük. Kavala’da tadına bakıp çok beğendiğimiz için buradan da bir tane aldık. Simit biraz sert geldiği için fazla yiyemedik ve ziyan olmasın diye, girdiğimiz dükkânın dışında oturan dilenci bir kadına simidi vermek istedik. Eşim, kadının yanına gidip poşetle birlikte vermek isteyince kadın birden üzerimize doğru yürüdü ve poşeti yüzümüze fırlattı. İnanın çok şaşırdık, hatta ben biraz korktum. İyilik yaptığımızı düşünürken böyle bir muameleyle karşılaşmak tuhaf olmuştu. Artık “Atina’da da yüzümüze simit çarpılmadı” demeyeceğiz. 😂 Sanırım kadının akıl sağlığı pek yerinde değildi. Şunu da eklemem gerekir ki Atina’da dilenci sayısı oldukça fazla. Neredeyse her sokak başında bir tane vardı diyebilirim.

Yunanlı Yaşlı Amcalar

Sokaklarda gezerken biri küçük, diğeri ise Noel ayininin yapıldığı daha büyük bir kiliseyi de ziyaret ettik. Öğle yemeği olarak tercihimizi suvlaki’den yana kullandık. Oldukça lezzetliydi; yediğimiz yerde sokak çalgıcıları müşterilerin arasında dolaşıyordu. Bizim için eğlenceli anlardı. Hava güneşli olduğundan hediyelik dükkânları da daha keyifle gezdik. Sevdiklerimiz için el kremi, sabun ve uzo aldık. Yorulunca bir kafede oturup filtre kahvemizi yudumladık.

Kafede oturan yaşlı Yunanlı amcalar benimle sohbet etmek istediler ama İngilizce bilmedikleri için pek anlaşamadık. Bir de burnumu sildiğimi görünce sebebinin alerji olup olmadığını sormaya çalıştılar. Grip olduğumu söyleyince benden kaçarak uzaklaştılar ve dışarıda oturdular. 😂

O akşam, 2024’ün son akşamı olacağı için yemeğimizi Plaka’da yemeyi ve yeni yıla Sintagma Meydanı’nda girmeyi planlamıştık. Yokuş yukarı merdivenlerden çıkıp bu sefer başka bir restorana oturduk. Yine akşam yemeğimin yanına saf su alarak keyifli bir sohbet eşliğinde yemeğimi yedim. 🙃

Plaka, Atina

O akşam genelde her yer fix menü olarak hizmet veriyordu ve kişi başı yaklaşık 4.000 TL civarında bir ücret talep ediliyordu. Neyse ki biz, bize göre normal bir saatte akşam yemeğimizi yediğimiz için kolaylıkla à la carte çalışan bir restoran bulduk. Yemekten sonra yavaş yavaş yürüyerek otelimize döndük ve biraz dinlendikten sonra meşhur Sintagma Meydanı’na doğru yola çıktık.

Sintagma Meydanı

Taksim Meydanı’na benzeyen oldukça büyük bir alandı. Kocaman bir platform kurulmuştu ve üzerinde canlı Yunan müziği söyleyen sanatçılar vardı. Meydan çok güzel süslenmişti; her yer ışıl ışıldı. Devasa bir çam ağacını yılbaşı ağacı olarak süslemişlerdi. Mısırcılar, pamuk şekerciler, kestaneciler her yerdeydi. Saat 22.30 civarında meydana vardığımızda bile oldukça kalabalıktı. Alanda çok sayıda Pakistanlı vardı; sanki yılbaşı için tüm ülke oradaydı. Nitekim dönüşte havalimanında da hepsiyle karşılaştık. 😆

Yazı: Atina Macerası | Yazan: Demet Albayrakoğlu

Bulunduğumuz yerde kalabalık iyice artınca, meydandan çıkıp alanı biraz uzaktan görebileceğimiz bir noktaya geçtik. Gece yarısına yaklaşırken hep bir ağızdan geri sayım yaptık. Gökyüzündeki birbirinden güzel lazer gösterilerini ve havai fişekleri izledik. Oldukça heyecanlanmıştık; meydan her şeyiyle ihtişamlıydı. Saatler Türkiye’ye göre bir saat geride olduğu için, oranın saatiyle 11’de annemleri arayarak yeni yıllarını kutladık. Yılbaşı gecemizin güzel geçtiğini söyleyebilirim.

39 Derece Ateş

Otele döndüğümüzde yorgunluğumu fark ettim ve hemen uyudum. Sabaha karşı dört buçukta eşim tir tir titreyerek uyandı. Atina’ya tam teçhizatlı geldiğimiz için hemen ateşini ölçtüm. Derece 39’u gösteriyordu ama eşim endişelenmesin diye ona 38 diyerek ılık duş almasını söyledim. Fakat ikna edemedim. Ateş düşürücü ilacını verdikten sonra havluları soğuk suyun altında ıslatarak alnına soğuk kompres yapmaya başladım. Gün aydınlanana kadar bu şekilde devam ettim. Anlayacağınız, artık eşim de hastaydı.

Sabah olduğunda ateşi normale dönmüştü. Otelin hemen karşısındaki bir kahvaltıcıya gidip bir şeyler yedikten sonra saat 11.00’de taksiyle havalimanına gittik. Neyse ki rötarımız yoktu. Duty free’den alacaklarımızı aldıktan sonra uçağa bindik ve rahat bir yolculuk yaptık.

Ülkeme döndüğümde yorgundum ama mutluydum. Hiçbir tatilde bu kadar zorlanmamıştım, zaten hastayken de tatile gitmek zorunda kalmamıştım. 🙃 Neyse, her şerde bir hayır vardır diyerek, bu aralar hemen hemen herkesin nasibini aldığı bu salgından bir an önce kurtulmayı herkes adına diliyorum. Bir dahaki tatilde görüşmek üzere.

Yazı: Atina Macerası | Yazan: Demet Albayrakoğlu

Sevgiler,
Demet Albayrakoğlu

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

8 YORUMLAR

  • Yanıtla Mucella Celik Türkoğul 4 Şubat 2025 at 11:00

    Çok geçmiş olsun, bir tatilde en korktuğum şeyler başınıza gelmiş. Sadece bizim başımıza gelir sanıyordum, geçen yıl, yaklaşık 4 ay süren Malezya ve Endonezya tatil dönüşümüzde sağ salim neredeyse yeri öpücükken… Beterin beteri var ve biz hepsini yaşadık, öyle ki artık seyahat etmekten korkar hale geldim. Allah’tan iki günmüş. Yine de Atina’yı okumak iyi hissettirdi, teşekkürler ❤️

    • Yanıtla Demet Albayrakoğlu 4 Şubat 2025 at 12:01

      Mücella Hanım, kıymetli yorumunuz ve katkınız için çok teşekkür ederim. Tam anlamıyla bir macera oldu bizim için gerçekten de. Bir benzerini sizin de yaşamanıza üzüldüm. Keyifli tatiller geçirmeyi diliyorum ikimiz için de. 😊
       
      Çok sevgiler. ❤️

  • Yanıtla Yasin Aşık 4 Şubat 2025 at 11:10

    Böyle bir tatil anısı çok tuhaf bir his bıraktı bende okurken bile. Çok geçmiş olsun. Bir sonraki gezinizde böyle bir şey olmaması dileğiyle 🙏🏻

    • Yanıtla Demet Albayrakoğlu 4 Şubat 2025 at 12:02

      Yasin Bey, kıymetli yorumunuz için teşekkür ediyorum. Bizim için de çok tuhaftı gerçekten. Güzel dilekleriniz için ayrıca çok teşekkürler. 🤞

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 4 Şubat 2025 at 11:56

    Kızum yaa, inanamadım okurken. Fakat ikinizin de ne olursa olsun yılmamanıza, bir şekilde o tatilin hakkını vermek için elinizden geleni yapmanıza hayran oldum. “Başlarım böyle işe” derdim ben sizin yerinizde olsam. Kimse de beni otel odasından çıkaramazdı 😂🙈
     
    Ne kadar zorlayıcı bir tatil olursa olsun, geriye hârika bir yazı bıraktığını söylemeden geçemeyeceğim yalnız. Okurlar sizden ilham alabilir 😁😁
     
    Çok seviyorum canlarım sizi ve kocaman öpüyorum ❤️😘😘😘

    • Yanıtla Demet Albayrakoğlu 4 Şubat 2025 at 12:05

      Canım editörüm, senden bu kadar güzel övgüler almak beni hem mutlu etti hem gururlandırdı. Çok teşekkür ediyorum güzel yorumun için. Dediğin gibi elimizden geleni yapmaya çalıştık bu tatili güzel geçirebilmek için, her türlü aksiliğe karşın. Azimliydik yani 😊 Biz de seni çok seviyoruz.
       
      Sevgiler ❤️

  • Yanıtla Funda Kosova 5 Şubat 2025 at 09:21

    Beraber dolaştım sizinle sokaklarda… Hastalığı keyifli hale çevirebilmeniz de ayrıca tebrik edilesi bir durum. Okuduktan sonra düşündüm “Ben ne yapardım acaba?” diye.
     
    Kaleminize sağlık 🙂
     
    Sevgiler 🙂

    • Yanıtla Demet Albayrakoğlu 5 Şubat 2025 at 15:18

      Funda Hanım, değerli katkılarınız için çok teşekkür ediyorum. Belirttiğiniz gibi, elimizden geleni yapmaya çalıştık diyelim. 😊 Bu seyahatimiz, tam da hiçbir şeyi kontrol edemediğimize dair güzel bir tecrübe oldu bizler için. Çok sevgiler 💕

    Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan