
Factotum | Charles Bukowski

Factotum | Charles Bukowski
Charles Bukowski’nin kendi hayatından izler taşıyan bir hikâye.
Henry Chinaski baş karakter. İşsiz. İş arıyor. Çeşitli işlere girip çıkıyor. Aile evinde barınamıyor çünkü babası “Burada kalacaksan oda, yemek, çamaşır için para ödemen gerek” diyor.
Amerika’da gerçekten böyle mi? On sekiz yaşından sonra çocuklarından kira mı alıyorlar? Doğurmasaydınız o zaman kardeşim. Bakamayacaksanız yapmayın.
Sonra pansiyonlarda kalmaya başlıyor.
Girdiği işlerdeki kadınlarla, kaldığı pansiyonların başka odalarında kalan kadınlarla illa bir şeyler yaşıyor. İlla. Yaşamasa bile hayalini kuruyor. Gördüğü her kadının kıçını yorumluyor.
Leş bir adam.
Pek çok işe girip çıkıyor. İşe geç gitmeleri, disiplinsizlikleri, iş yerindekilerle kavga etmesi ya da sevişmesi ve benzeri sebeplerle işten çıkarılıyor.
Hapse de giriyor. Trafik güvenliğini tehlikeye sokmak, uyuşturucu, sarhoşken yaptığı taşkınlıklar vb sebeplerle.
Factotum | Tecavüz Fantezili Erkekler
Bukowski erkeklerin bayıla bayıla okuduğu bir yazar. Neden bayıldıklarını anlamak zor değil. Çünkü hikâyesinde sayısız kadınla kolaylıkla sevişiyor. Hatta çoğunda kadınlar bununla sevişmek istiyor. Kimisinde bu istemiyor ama kadınlar yalvarıyor. Üstelik hiçbirine karşı bir sorumluluğu yok. Fakir, aylak, sarhoş ve kadınlar buna hasta. Tam bir erkek kafası kurgusu.
Kadın okur için ise sevimsiz, leş bir tip:
“Bir parça erkeklik varsa içinde tecavüz edersin ona dedi içimden bir ses, kendinden geçirtir, dünyanın neresine gidersen git peşinden koşturursun, ince kırmızı mektup kağıtlarına yazdığın mektuplarla ağlatırsın.”
Tecavüz ettiği kadının bu tecavüz neticesi zevkten dört köşe olacağını ve tecavüzcüsüne hayran kalacağını sanan tecavüz fantezili erkekler…
Başka bir yazar daha geliyor aklıma böyle. Yine çok sevilen sayılan bir yazar olan Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk kitabında da Florentino karakteri tecavüzcü olduğu gibi tecavüze uğrayan bir kadının tecavüzcüsünü nasıl aşkla aradığını şöyle anlatıyordu:
“Çok gençken, yüzünü hiç görmediği güçlü, kuvvetli, becerikli bir adam, onu ansızın dalgakıranın üstüne yıkmış, paralarcasına soymuş, bir an çılgınca sevişmişti onunla. Taşların üstüne uzanmış, her yanı yara bere içinde, o adamın hep orada kalmasını, onun kolları arasında aşktan ölmeyi istemişti. Yüzünü görmemişti, sesini işitmemişti ama binlerce erkek arasında, biçiminden, yapısından, sevişme tarzından onu tanıyacağından emindi. O zamandan beri, kendisini dinleyecek kimi bulursa, şöyle diyordu: ’Bir on beş ekim gecesi saat on birlerde, Escollera de los Agogados’ta oturan zavallı bir zenci sokak kızının ırzına geçen iriyarı bir adam hakkında bir şey biliyorsanız, söyleyin ona, gelip beni bulsun.”
Bu arada bu iki yazarın bu bahsettiğim eserlerinde bu karakterlerin kendileri de tecavüze uğruyor. Kadınlar bunlarla zorla sevişiyor. Bunlar da bir üzülüyor ki sormayın.
İğrenç erkek fantezilerinin saygıdeğer eserler olarak görülmesi biraz tadımı kaçırıyor.
Factotum | Aforizma
Sosyal medyada bir ara çok gördüğüm bir alıntı vardı:
“Sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla bir şeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama?”
Bu kitaptanmış bu alıntı.
Evet, böyle bir yaşama razı olmak kolay değil, pek iyi de değil. Peki senin yaşamın daha mı iyi sayın Chinaski?
Factotum | Türkiye Şubesi
Bukowski’nin Türkiye temsilcisi Hakan Günday diyebiliriz. Onun özellikle “Piç” kitabı bu gibi tiplemeleri içerir. “Kinyas ve Kayra”da da Bukowski leşliğinin etkisi hissedilir.
Saygılar,
Hülya Erarslan©




2 YORUMLAR
Hülyacım;
Eline sağlık çok güzel bir yorum olmuş. Bukowski’nin başka bir kitabına başlayıp 5 sayfa ilerleyemediğimi hatırladım. Yazım tarzını çok beğenmemiştim. Factotum da kütüphanemde duruyor. Senin bu yorumundan sonra başlama cesareti de bulamam artık 🤣🙃
Erkeklerin kadın bedenini ve benliğini aşağıladığı kitaplar okumakta zorlanıyorum. Muhtemelen epey küfür yer benden eğer kitabı okursam.
Marquez kitaplarını ise çok severim. Pek çok kitabını da okudum fakat Kolera Günlerinde Aşk’ı okumadım. Tabii kitabı okumadan paylaştığın kısımla ilgili doğru bir yorum yapamam. Fakat Marquez’in kadın bedenini aşağılayan bir tavrını daha önce görmediğim için Bukowski ile aynı kefeye koyamayacağım. Zaten edebî olarak da birbirlerinden çok farklılar bence. Yani 5 sayfalık Bukowski deneyimime dayanarak 🤣
Bu arada Amerika’da 18 yaşından sonra çocukların ev hayatına katkısı konusunda yorum yapmak istiyorum. Bunu her Amerikalı aile yapmıyor ve tabii her yapan da aynı motivasyonlarla yapmıyor fakat ben yanlış bir uygulama olduğunu düşünmüyorum. Yani bu çocuklar bir yerden sonra hayata katılmak zorunda. Biraz hayatın gerçekleriyle karşılaşmaları lazım.
Ben ortaokul hazırlıktayken para kazanmayı, parayı idare etmeyi ve kıymet bilmeyi öğrenmesi için yaz tatilinde çalışan çocuklarla ilgili bir kitap okumuştum. Öğretmenleri özellikle onları teşvik ediyordu falan. Ben de annemlere tuttutmuştum “Ben de çalışacağım yazın” diye. Bağdat Caddesi’nde oturuyoruz. Annem limonata yapmıştı ben de Cadde’de satmıştım.
Hiçbir zaman paraya ihtiyacım olmadı. Çok iyi imkânlarla büyütüldüm. Yine de lisede devam ettiğim bale okulunda ders vermeye başladım. Sonra üniversitede İngilizce ve İtalyanca dersleri verdim. Ben evimin bir üyesiyim. Katkı sağlamak en normali. Burada çocuk sömürüsünden bahsetmiyorum elbette.
3,5 yaşında bir oğlum var. Oğlan 1,5 yaşından beri bana bulaşık makinası boşaltırken yardım ediyor. Şimdi sofra kurar, kendi eşyalarını toplar, kirliye atar, çamaşır makinasını birlikte çalıştırırız vb. O şimdiden bu evin bir parçası olduğunu biliyor. Onu kimseye bağımlı yetiştirmiyorum. Vakti geldiğinde kendi ayakları üzerinde durabilecek. Ortaokulda bir tanıdığımızın yanında çalışmayı da öğrenmesini istiyorum.
Benim ders verdiğim öğrencilerin çoğunu hatırlıyorum da 22-25 yaşında, hâlâ ailesinden harçlık alan, “Anne bana şu arabayı al” diyen, o paraların nasıl kazanıldığından haberi olmadığı için o yaşta “Hayır bana Porsche al, Citroen’i ne yapayım” diye direten o çocukları düşünüyorum da anne babaları ölünce sudan çıkmış balığa dönecekler. Yani o kadar kötü bir şey olmayabilir Amerikalıların taktiği.
Tekrar eline sağlık ❤️
Teşekkür ederim.
Benim kendimce yaptığım yorum, kimseyi söz konusu yazarı okumaktan alıkoymamalı. Belki başkası sever. Kaldı ki seviyorlar da zaten 😊
Bunda ve benzer başka hikâyelerde tecavüz fantezisi gözlemliyorum bazen ve bu durum tadımı kaçırıyor. Tabii bu benim yanlış anlamam da olabilir. Belki bana öyle geliyordur.
Çocukları hayata atılmaya hazırlama konusunda konuşabilecek biri saymıyorum kendimi. Çoluğum çocuğum yok. Anne babalar daha iyi bilir ya da daha iyisini hisseder sanırım. (Umarım.)
Değerli yorumun için çok teşekkür ederim.
Sevgiler