Satır Arası

Maria Montessori

28 Şubat 2025

Yazı: Maria Montessori | Yazan: Aile Danışmanı Nalan Erpolat

Montessori yaklaşımı, her çocuğun kendine özgü bir potansiyelle doğduğunu ve o potansiyelin ortaya çıkması için uygun çevrenin hazırlanmasının gerekliliğini savunanan çocuk gelişimi yaklaşımıdır. Temelleri de, kendi potansiyelini ortaya koyacak çevreyi oluşturmak için çok bedel ödeyen bir kadın tarafından atılmıştır.

Maria Montessori

İtalya’nın Chiaravalle köyünde, 1870 yılında, Avrupa’da kız çocuklarının sadece iyi bir eş ve anne olarak büyütüldüğü bir zamanda, akademisyen bir aileden gelen açık görüşlü bir annenin ve görece daha muhâfazakâr bir babanın tek kızları olarak dünyaya gelmiştir.

1882 yılında ailesi ile Roma’ya taşınan Maria, derslerinde başarılıdır ve okumayı seviyordur. Babası öğretmen olması konusunda diretse de Maria fen ve matematiğe olan tutkusu sebebiyle babası ile çatışarak, sadece erkeklerin gittiği teknik okulda mühendislik okumaya başlamıştır. Bu sırada biyolojiye olan derin sevgisini keşfetmiş ve tıp okumaya karar vermiştir. O dönemde, üniversite profesörleri bile kızların tıp okumasını sapkınlık olarak görüyorlardır. Bu nedenle okuldaki diğer öğrencilerin zorbalığına maruz kalıp kadavra çalışmalarını ancak herkes okuldan çıktıktan sonra yalnız başına yapabiliyordur. Tüm bu öteki olma haline rağmen, İtalya’nın ilk kadın doktoru olmayı başarmıştır.

Bir kadın olarak meslek sahibi olmanın ve mesleğini icra etmenin ne kadar büyük bir zorluk olduğunu hissettiği için, Berlin’deki ve Londra’daki kadın konferanslarına İtalya temsilcisi olarak katılmış ve kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmaları ve eşit ücretleri almaları gerekliliklerinin savunuculuğunu yapmıştır.

Meslek Hayatı

Doktor olduktan sonra, Roma Üniversitesi, psikiyatri kliniğine atanmıştır. Görevlerinden biri akıl hastalarının günlük ziyaretlerini yapmaktadır. Akıl hastalarının arasında, zihinsel engelli olduğu için neredeyse terkedilmiş, sadece biyolojik ihtiyaçları karşılanan çocuk grubu ile ilgilenmeye karar verir. Bu çocukların alanını büyüklerden ayırır. Onlara iyi gelecek bir alan tasarlayarak ve duyularını harekete geçirecek malzemeleri sağlayarak nasıl geliştiklerini gözlemler. Bu gözlemleri sonucunda tüm çocukların gelişimi, öğrenme yolları ile araştırmalar ve uygulamalar yapar. Psikoloji okur, antropoloji profesörü olur ve üniversitede ders vermeye başlar.

O dönemde kurulan Zihinsel Engelliler Okulu’nda yöneticilik yapmaya karar verir. Kendi ürettiği ve marangozlara gidip ürettirdiği birçok materyalle, çocukların kendi potansiyellerini nasıl ortaya koyduklarını görür. Bu okuldaki çocukları tüm İtalya’da 8 yaş çocuklarına yapılan bir sınava sokar. “Zihinsel engelli” olarak etiketlenen bu çocuklar, diğer çocuklardan daha yüksek puanlar alırlar. Bu olay “İlk Montessori Mucizesi” olarak tarihe geçer. Artık kendi yöntemleri teorileşmeye başlamıştır.

1907 yılında, bu teorilerini deneme şansını yakalar. Roma’nın kötü bir mahallesinde, bir inşaat yapılmaktadır ve inşaat firması, mahallenin asi, yaramaz çocuklarını, inşaata zarar vermemeleri için zapt etmek istemektedir. Çok küçük bir bütçeyle bir okul kurmaya karar verirler. Montessori, bu okulun başına geçer. Kendi isteği ile, çocuklara uygun masa-sandalyeler yaptırır, çocukların faaliyet yapabilecekleri malzemeler alır ve onlar için deneyerek, yaparak öğrenebilecekleri bir alan oluşturur. Asi diye adlandırılmış çocuklar, bu okulda okuma-yazma bilen, etrafa hiç zarar vermeyen çocuklar haline gelirler. Bu okul, kısa zamanda ilgi odağı olur. Öğretmenler, parlementerler, hatta din adamları tarafından ziyaret edilmeye başlanır.

1909’dan sonra, Montessori metodu, tüm dünyaya yayılmaya başlar. Maria Montessori, dünyayı gezmeye ve eğitmenleri eğitmek için merkezler kurmaya devam eder. Yöntemi anlatan kitaplar yazar. O sırada, İngiltere’de Gandhi ile tanışır. Gandhi de Montessori eğitiminin felsefesi ile ilgilenir ve bu yöntemin sefalet içinde çalışan çocukların kurtuluşu olabileceğini düşünmeye başlar.

Özel Hayatı

Maria Montessori’nin hayatında annesi çok önemlidir. Mühendislik ve tıp okumak için babasıyla çatışmasına karşın, annesi hep destekçisi olmuştur. Bu sebeple olacak ki 1912’de annesini kaybettikten sonra 20 yıl boyunca hep siyah giyinmiştir.

Maria Montessori’nin kendisinin de oldukça hüzünlü bir annelik tecrübesi olmuştur. Zihinsel engelliler okulunda yöneticilik yaparken, birlikte çalıştığı Prof. Montesano ile ilişki yaşamış ve evlilik dışı hamile kalmıştır.

Evlenmeyi seçip kariyer hayatına devam etmesi o dönem Avrupa’da kabul görecek bir şey değildir. Ya evlenmeyi ya da iş hayatına devam etmeyi seçmek durumundadır. Zor bir karar ile 26 yaşında ve bekarken, oğlunu dünyaya getirip, bir ailenin yanına yerleştirir. Onu hep ziyaret etse de oğlu onun annesi olduğunu 16 yaşına gelince öğrenecektir. O zamandan sonra hiç ayrılmamışlardır. Maria Montessori oğlu Mario’yu hep yeğeni ve asistanı olarak tanıştırmış, tüm seyahatleri birlikte yapmışlardır.

Politik Mücâdelesi

Maria Montessori’nin amacı hiçbir radikal politik görüşü temsil etmek olmamasına rağmen, Avrupa’da savaş zamanında yaşadığından, kadın hakları savunucusu olarak ve dezavantajlı gruplara verdiği destekten dolayı bazı siyasi zorluklara maruz kalmıştır.

  • 1933 yılında, Hitler, Almanya’da tüm Montessori okullarını kapatmış ve Maria Montessori’nin kitaplarını yaktırmıştır.
  • 1934 yılında, Mussolini tarafından sınır dışı edilmiş ve Barcelona’ya gitmiştir.
  • 1936 yılında, İspanyol iç savaşı çıktığında, buradan bir İngiliz kruvazörü tarafından kurtarılıp Hollanda’ya yerleşmiştir.
  • 1939 yılında savaş tüm Avrupa’ya yayılmış olduğu için, oğluyla Hindistan’a gitmiştir.
  • 1940 Yılında, Mussolini İtalya’yı Almanya’nın yanında savaşa soktuğu için, Britanya topraklarında Maria ve oğlu Mario düşman uyruklu yabancılar olarak kabul edilmiştir. Maria ev hapsinde tutulmuş, oğlu Mario ise bir süre çalışma kampına sürülmüştür. 1946 yılına kadar süren bu sıkıntılı dönemden sonra Avrupa’ya dönebilmişlerdir.

Tüm bu sınır dışı edilme, sürülme durumları içerisinde, çocukları gözlemlemeye, eğitmeye ve eğitimci yetiştirmeye devam eden Maria Montessori, her zaman dünya barışının ancak eğitimle sağlanabileceğini savunmuş ve “Çocukluk bana insanlığın tek olduğunu gösterdi” demiştir.
Ve 1949/50/51 yıllarında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

80 yaşında Amsterdam’da vefat eden Maria Montessori, kendini bir dünya vatandaşı olarak gördüğünden, hep öldüğü yere gömülmek istediğini söylemiştir ve istediği gibi olmuştur.

Dezavantajlı Bilim İnsanınından, Dezavantajlı Çocuklara Uzanan El

1800’lerin Avrupası’nda meraklı, okumayı ve gelişmeyi isteyen bir kız çocuğu olmak, bir nevi dezavantajlı olmakmış. Hep ötekileştirilmiş ve zorbalanmış bir birey olup filizlenme cesareti gösteren bir kadın olarak daha çok ötekileştirilen ve yok sayılan zihinsel engelli çocukların yaşama tutunmasını sağlayan bir insan olmuş Maria Montessori. Yine serseri olarak etiketlenmiş başka dezavantajlı bir grup çocuğun ziyan olmalarına göz yummayıp onların potansiyellerini oraya çıkarmalarına destek olmuş. Bunu sadece onlara uygun bir ortam hazırlamanın ve orada onları özgür bırakmanın önemini vurgulayarak yapmış. Bunları yaparken kadın olmanın zorluğunu hep yaşamış, kadın hakları konusunda çok çalışmalara katılmış. Siyasî olarak da çok bedel ödemiş ama asıl bedeli çocukları bu kadar çok seven ve onlar için bu kadar çalışan bir anne olarak kendi evladını uzaktan sevmek zorunda kalarak ödemiş.

Hâlâ kadın haklarını, çocuk haklarını, ötekileştirilmeyi, dezavantajlı grupları konuştuğumuz bu çağda, benzer mücâdelelerin tohumlarını atan Maria Montessori ve onun gibi kadınlara çok şey borçluyuz.

“Bana bakmayın, gösterdiğim yere bakın” diyen Maria Montessori’nin gösterdiği yerde, çocukluğun önemi, eğitimin önemi ve başaran kadın olmanın gururu var.
 
 
Nalan Erpolat©
 
 

Kaynakça:

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

5 YORUMLAR

  • Yanıtla Funda Yıldız Çağlar 28 Şubat 2025 at 10:21

    Bir öğretmen olarak ne yapmam gerektiğini sorguladığım bugünlerde yazın bana çok iyi geldi Nalancım.

    • Yanıtla Nalan Erpolat 3 Mart 2025 at 07:32

      Fundacım, çok teşekkür ederim. Çok sevindim.

  • Yanıtla Metin Çoban 3 Mart 2025 at 12:28

    Sevgili Nalan, yazından o kadar etkilendim ki anlatamam. Maria Monterossi’nin hayatı, yaptığı işler, hayatının akışını, Oscar ödülü alacak bir film gibi anlatmışsın. Tabii kadının hayatı da tam film gibi. Ben adını hiç duymamıştım, tanımıyordum. Artık asla unutmam ve bu tür bir konuşma olursa örnek vereceğim ilk kadın olacak.
     
    Yazın için teşekkürler 🙏
     
    Sevgiler

    • Yanıtla Nalan Erpolat 3 Mart 2025 at 21:31

      Çok teşekkür ederim Metin. O kadar güzel bir yorum yapmışsın ki tüm günün yorgunluğu gidiverdi üzerimden.
       
      Böyle hissettiysen ne mutlu bana.

  • Yanıtla Funda Kosova 4 Mart 2025 at 10:14

    Harika bilgiler, tarifsiz bir bilgelik bana göre bu hayat. Umarım çok okunur, ilham olur.
     
    Ellerine, kalemine sağlık 🙂

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan