Başlığa bakınca böyle bir yazıyı yazmaya yetkin olup olmadığımı merak edebilirsiniz. Bana kalırsa çok sıkı bir opera, bale hayranı ve gösteri takipçisi olarak bile bu konudaki fikirlerimi yazmaya hakkım var. Tabii bunun yanında eski bir balerin olmam, bale eğitimine 15 yılımı vermem, ardından bazı kurumlarda eğitmenlik ve asistan öğretmenlik yapmam, her şeyden önemlisi de yıllarca kelimenin tam anlamıyla İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin tozunu yutmam cabası.
Benim AKM’de sahne aldığım yıllar olan 1986-1997 senelerinde Atatürk Kültür Merkezi bir sanat yuvasıydı. Aylık repertuarın içinde en az 2-3 ayrı bale gösterimi bulunmasının yanı sıra aynı gün içinde 3 ayrı temsil aynı anda yapılırdı. Programın yoğun olduğu hafta sonlarında aynı gün için AKM’nin büyük salonu opera veya bale gösterilerine ayrılırken, konser salonunda konserler yer alır, tiyatro salonunda ise tiyatro sergilenirdi. Fuaye alanında servis edilen şaraplar eşliğinde binanın daimi heykelleri veya geçici sergiler önünde son derece şık kıyafetleri içinde kadınlar, kravat ve ceketleri içinde erkekler Türk ve Dünya sanatına dair küçük çerçeveli sohbetler yapardı. Bense onların arasında dolanırken yetişkin havalarını bürünüp, boyumu biraz daha uzatmaya çalışarak hafif parmak ucunda yürür, hareketlerimden balerin olduğum anlaşılıyor mu diye de arada sırada insanların yüzlerine bakardım.
Küçüklüğümden beri iyi bir bale, opera seyircisiydim.
Ve sadece seyirci olarak bile o yılları deneyimlemek bir ayrıcalıktı. Oysa ben bir de sahnenin öbür tarafında bulunmuştum. Üzerimde sahne kostümüm, prova sıramın gelmesini beklerken kulisin kenarında ödevimi yapardım. Sahne arkasındaki o tatlı telaşın, sanatçılar arasındaki heyecanlı fısıltıların içinde büyümenin ne demek olduğunu birebir yaşayarak öğrendim. Sadece Devlet Opera ve Balesi’nin sanatçılarına açık olan terastaki kafesinde bir şeyler atıştırırken Hülya Aksular, Oktay Keresteci gibi büyük bale sanatçılarını yan gözle seyrederdim, onların duruşundaki asaletin ve sahneye adım atmadan önceki o sessiz odaklanışın büyüsüne kapılırdım. Bir defasında gösterimiz için dekor hazırlanırken AKM’nin dekor kostüm deposuna gizlice sıvışıp kapı aralığından da olsa o muazzam dekor ve kostüm yığınını görebilmiştim. O an, sahne sanatlarının sadece ön tarafta değil, arka planda da büyüleyici bir dünya olduğunu fark etmiştim.
El netice ben, AKM’nin tam anlamıyla tozunu yutmuş, kulislerinde uyuklamış, ders çalışmış, sahne ışıklarının altında heyecanlanmış, o büyüleyici atmosferin içinde soluk almış biriydim. Kimi zaman kulislerde bir köşeye çekilip prova sıramı beklerken, kimi zaman da sahne arkasında sanatçılar arasındaki tatlı telaşın bir parçası olmuştum. Kısaca hayatımın bir kısmını orada yaşamış, bu dünyayı tüm detaylarıyla özümsemiş biri olarak konuyla ilgili belli bir görüye sahip olduğumu söyleyebiliriz bence.
Haliyle AKM kapanınca benim ve sanırım pek çok sanat severin hayat damarlarından biri koptu. Atam yıllar önce ne de güzel söylemişti. “Sanatsız kalan bir ülkenin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Resmen susuz kalmıştık. Şükrediyorum ki bu talihsiz dönem benim çocukluğuma ve gençliğime denk gelmedi. Tam 13 yıl! Süreyya Opera Binası’nın küçücük sahnesine sıkışmak zorunda kalmış bale gösterileri ve operalar ile geçen 13 yıl. 570 koltuk kapasiteli, 140 metre kare bir sahneye sahip olan Süreyya Opera Binası maalesef tam teşekküllü bale gösterileri ve operalar sergilemek için yeterli değil. Sıkı opera, bale seyircileri aradaki farkı anlıyorlardır.
Özetlemek gerekirse Süreyya; Aida, Tosca, Turandot, Carmen, Kuğu Gölü, Coppelia, Giselle gibi büyük prodüksiyonların sergilenmesi için yeterli boyuta ve sahne özelliklerine sahip değil. Bu eserleri orada izlediyseniz de küçültülmüş, o sahneye uyarlanmış versiyonlarını izlediniz. Bu durum seyirci için bir ıstırap olduğu kadar orada sahne alan sanatçı için bin katı bir ıstıraptır. Bale sanatçıları özelinde konuşmak gerekirse sahne hayatlarının önemli bir kısmını büyük bir gösteri salonunun eksikliği içinde geçirdiler.
Zorlu PSM, 2013 yılında sanat severlerin imdadına yetişti. Zorlu PSM’nin sahne alanı 550 m2, seyirci kapasitesi ise 2313. İşte sonunda büyük prodüksiyonların, en önemlisi de İstanbul’un hakkettiği gibi bir gösteri merkezimiz olmuştu. Tabii tek sorunu özel bir kurum oluşuydu. Yapılan onca masraf da düşünülünce biletler elbette halkın alıştığından pahalıydı.
Peki ama sanatı halka ulaştırmaya ne olmuştu? Sahi bu arada AKM’ye ne olmuştu?
Neyse hala AKM’yi heyecanla bekliyor, arada ama maalesef çok arada Zorlu’da sergilenen büyük prodüksiyonlarla ve Süreyya Operası’nın sunduklarıyla açlığımızı gidermeye çalışıyorduk. Arada diyorum çünkü Zorlu PSM özel bir kurum olduğu için elbette sahnesini daha karlı organizasyonlara ayırıyordu. Opera ve Bale o kadar da önceliğinde değildi.
O yıllarda her yurtdışına çıktığımda Opera ve Bale gösterilerine gitmeye özen göstermeye başladım. Prag’da Kuğu Gölü Balesi’ni, St. Petersburg’da Anna Karenina Balesi’ni ve Kuğu Gölü Balesi’ni, Lviv’de Coppelia Balesi’ni ve Fındıkkıran Balesi’ni izledim. Malum, ruhumun giderilmesi gereken bir açlığı söz konusuydu.
Dünya Opera ve Bale binalarını her ziyaret edişimde mevcut kısıtlı repertuarlarımızı başka ülkelerin repertuarlarıyla kıyaslayıp üzülüyordum. 15,6 milyon olmuş İstanbul’un 1,5 milyonluk Prag’dan ne eksiği olabilirdi ki?
2021 yılında hasret bitti ve Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin resmî gösteri merkezlerinden biri olarak yeniden açıldı.
2040 seyirci kapasiteli, 618 m2 ana sahneli, tam da İstanbul’a yaraşır bir gösteri merkezi. Sonunda kültür merkezimize kavuştuk, hadi kendimizi sanata boğalım. Fakat nedense repertuarlar ve gösterim sayıları resmen sanata aç kalmış bu şehre yetmemeye devam ediyordu. Bu repertuar ve gösterim azlığı sadece İstanbul değil, maalesef bütün Türkiye Devlet Opera ve Bale sahnelerine hükmediyordu. Bu noksanlığın sebebini niye kimse bulup çözemiyordu bilinmez.
Durum böyle devam ederken Eylül 2023 tarihinde Devlet Opera ve Balesinin başına Tan Sağtürk getirildi. Türkiye Devlet Opera ve Bale tarihinde ikinci defa bale kökenli biri yönetime geçmişti. Bale sanatçılarının yaşadığı bürokratik ve yönetimsel sıkıntılara aşina, opera ve bale sahnelerinin yetersizliğini bilen, bu sıkıntıların tam içinden gelen biri elbette tüm bunların çözümü olacaktı. Öyle değil mi?
Büyük sevinç ve umutla Tan Bey’i ve icraatlarını takip etmeye başladım. Fakat temsil sayıları değişmedi, büyük şehirlere yeni opera ve bale binaları açılmadı, biz sanat severler özellikle kalabalık şehirlerde aynı sıkıntıları, aynı bilet bulamamaları yaşamaya devam ettik ve ediyoruz. 80 milyonluk Türkiye’ye, 15,6 milyonluk İstanbul’a bu gösterimler yetmiyor.
Mesela AKM’nin 2040 seyirci kapasiteli ana sahnesinde ve Süreyya Operası’nın 570 kişilik sahnesinde, nisan ayı içinde;
- Carmen Operası, 5 temsil
- Apollo ve Dafne Sahne Kantatı, 2 temsil
- Romeo ve Julliet Balesi, 5 temsil
- Oda Konseri, 3 farklı
- Modern dans gösterisi, 3 temsil
- Uçan Hollandalı Operası, 1 temsil
- 3 adet de çocuk oyunu sergilenecek.
Çocuk oyunu ve oda konserlerini saymazsak sadece 5 farklı temsil, toplam aylık temsil sayısı ise 16. Burada 2 farklı gösteri binasından bahsediyoruz. AKM’nin birden fazla temsil salonu olduğunu da hatırlatmak isterim. Bu sayılar çok yetersiz. St. Petersburg Devlet opera ve balesinin sahnesi olan Marinsky Teather’da her gün temsil yapılmasının dışında aynı gün içinde en az iki ayrı temsil yapılıyor. Hafta sonları bu sayı aynı anda 4 temsile çıkıyor. Örneğin 14 Mart gecesinde 2 opera, 1 konser ve 1 bale aynı gece sahnelendi.
Bu sırada Tan Sağtürk, şahsi sosyal medya hesabından yaptığı bazı paylaşımlarda, temsillerin yetersizliğiyle ilgili eleştirileri göz ardı eder gibi görünen yorumlar yapmaya başladı.
Mesela İstanbul ve Ankara’da insanların bale ve opera bileti alabilmek için sabahın beşinde kuyruklara girdiği gerçeği, temsillerin yetersizliğini gösterirken, Tan Sağtürk bu durumu olumlu bir gösterge olarak paylaşmayı tercih etti. Ancak bu kuyrukların sebebinin 5,8 milyonluk Ankara’ya yetmeyen 621 seyirci kapasiteli gösteri merkezi ve İstanbul’da yetersiz sayıda sahnelenen temsiller olduğu düşünüldüğünde, seyirci açısından bunun ne kadar büyük bir sorun olduğu ortada.
Bu durum, opera ve bale seyircisinin sorunlarını bilen bir yöneticinin bu sıkıntılara daha hızlı çözüm getireceğine dair umutlarımızı sorgulamamıza neden oldu.
Bir ara gazetede şöyle bir haber okudum: “Tiyatro ve Bale’de Altın Yıl” başlıklı haberde 2024 yılında Devlet Opera ve Balesi’nin 614.000 seyirci sayısına ulaştığı yazıyordu. Bu sayının içinde elbette mükerrer seyirciler var. Mesela sadece ben yılda en az 6-7 temsile gidiyorum. Daha fazla olsa keşke de gidebilsem. Pek çok seyirci de benim gibi yılda birden fazla temsile gidiyor. En iyi ihtimalle -ki bundan daha azdır eminim- yılda 300.000 seyircisi oluyor bale ve operanın demektir.
80 milyonluk bir ülkede 300.000 seyirci, sanatın yeterince yaygınlaşmadığını gösteren çarpıcı bir veri. Bu rakamın ne kadar düşük olduğu, sanat politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşündürüyor. Nüfusun %0.38’i.
Eminim bazılarınız “Aman Pelin, memleketin onca problemi varken senin yazdığın şeye bak” diyorsunuz. Bu sanat yoksunluğu beni susuz, havasız kalmış gibi boğarken, ben çocukken her ay en az bir bale temsiline, konsere giderken 4 yaşındaki oğlumu götürebileceğim bir tane bile temsil bulamazken nasıl susayım? Nasıl bunları konuşmayayım? Konuştukça daha iyiye gider mi, görmezden gelinenler görülür mü bilinmez ama konuşmakta, düşünmekte fayda, alacağımız da çok yol var.
Pelin Öncüoğlu Işık©
Kaynakça:







4 YORUMLAR
Canım benim;
Yıllar geçse de kaleminin gücü ve sanat tutkun değişmiyor. 🎭✨ AKM’nin tozunu yutmuş, sahne arkasını solumuş biri olarak bu yazıyı senin kaleminden okumak büyük bir keyifti. Eleştirilerin o kadar haklı ve yerinde ki satır aralarında hem eski günlerin özlemini hem de sanatın hak ettiği değeri bulamamasının burukluğunu hissettim. Keşke daha fazla kişi bu farkındalığa sahip olsa…
Her zamanki gibi hem düşündürdün hem de hissettirdin biriciğim. Kalemine, yüreğine sağlık 💖🩰🎶
Didemciğim,
Yorumun için çok teşekkür ederim. Umarım bu sorunlar konuşa konuşa çözüme ulaşır. Bu halkın çok daha fazlasını hakkettiğini düşünüyorum. ❤️🙃
Kendimize uzak dünyaları yazılarla keşfetmek,merak etmek öyle güzel ki.
Kaleminize sağlık. 🙂
Yorumun için çok teşekkür ederim. Farklı bir pencereden baktırabildiysem ne mutlu bana 🙃