“Herşeyin yenisi, dostun eskisi makbuldür.” derler. Nasıl makbul olmasın, beraber türlü badireler atlatmışsanız hele? Hasar alsanız bile, yamalar devam edersiniz dostlarınızla. Zira sınavlar verilmiş, omuz omuza gelinmiştir bu günlere. Bu ilişkiyi anlamlı hale getiren de bu olmuştur zaten. Bir ilişkiye anlam yüklemek sadece geçen zamanın…
Ufacık bir çocukken büyükler ne konuşurlarsa merak eder kenara köşeye bir yere sıkışıp onları dinleyip bir şeyler öğrenmeye çalışırdım. Çok güzel sohbetler derin muhabbetler. Siyasetle ilgili konuştuklarında hele, hiçbir şey anlamaz yine de zorlardım kendimi, maalesef hala bir şey anlamıyorum ve buna da mutluyum…
Gün bitmiş, güneş gitmişti. Sokak lambalarının yanmasını bekliyorduk seninle. Bu küçük kutlamayı her gün yapıyorduk; 10’dan geriye doğru sayarak. Oooon, dokuuuuzzz sekizzzz… Üççç, ikiiiii, birrrr, sıfııır. Oleyyyy yine yandı!!!… O lambaların yanmadığı zifiri karanlık günleri yaşamasak bu kutlamayı yapmak aklımıza bile gelmezdi belki. İkimiz…
Sabır ne derin bir kelime… Kime sorsak, bir çok defa susup susup sabretmiş… Dayanıklı olmak, beklemek zor… Beceren kazanıyor ama… Hele hele kafası çalışıp kötülüğün nasıl misliyle karşılığını verebileceğini bilmeye rağmen susmak, dayanmaya çalışmak, beklemek en zoru… Gene de hırsa kapılmak yerine, vicdanına kulak…
Hayat içine düştüğümüz, bir kızıp bir sevdiğimiz, acımasız bulduğumuz; dereler, tepeler, çukurlar geçtiğimiz iki kapılı bir han… Hayata karşı bir tavır belirleyip, gardını alıp yaşadığında, her konuda profosyonel davranmaya çalıştığında, aldığın tavır sana sürekli hatırlatır kendini, her daim teyakkuzda, her daim hazır olmalısın herşeye……
İnsanoğlu günbegün değişen, hele gözü kulağı da açıksa kendini yenileyen bir varlık.. Yenilemeli de zaten… Yetişmeye ne kadar zorlansam da çağın gerisinde kalacağım diye ödüm patlıyor benim de.Sorup soruşturup öğrenmeye çalışıp merakımı gidersem de eksikliğimi ayıp kabul etmediğimden neyse o… At binenin kılıç kuşananın……
Eskiden… bir zamanlar… güzel rüyalar gören bir çocuk varmış… Bir an önce büyümek isteyen bir çocuk… Zaman denen hızın farkında değilmiş, istermiş… Gülen yüz tutkunuymuş… Hemen oracıkta dökülürmüş kalbindekileri o yüzlere… Şarkı söyler, dans edermiş, küçücük kalbi sevgiyle dolar sevgisini herkese her yere bulaştırırmış…
Çocuk kalbimden midir, insan özüne çok inanmamdan mıdır, bilemem… Ben göremiyormuşum… Önümde ayan beyan ortada olan bir mevzuda bile basbayağı körlük etmişliğim var çokça… Yıllarca flu görmüş benim gözler… Kalbimle aklım, bir de olmasını istediğim arasında kalmışım, hatta bazen tepkisiz öylece kalakalmış, görememişim. Koklayıp…








