Onca yıl yaşadım. İşgal ettim Dünya'nın bir köşesini. Yılgınlıklara koşarcasına uğraş içinde, hep bir şeyleri yakalamaya, bir şeylere tutunmaya çalıştım. Tutunmanın en güçlü öğesinin sevgi olduğunu senden öğrendim. Hayat işte! Sınav üstüne sınav. Dert üstüne dert. Diğerlerinden daha az değildi çilelerim. Ve bazen kendim…
– Rüzgârı sevelim, gülüm. Sevelim! – Neyini sevelim rüzgârın söyle bana? – Birdenbire oluverişini, deli bozuk hareketlerini, kıyamet gibi sesini… Daha sayayım mı? – Say, dinliyorum. Telefonumun bütün kontörlerini sana sakladım, konuş canım! – Bir rüzgâr gelince işte önünde ne varsa hepsini alır götürür,…
Hiçbir kaza, özlem, kavga, elem ve hiçbir mutluluk öylesine değildi. Adına tesadüf dediklerimiz de dahil. Her şey sebebi üzerinden akıp geldi. Geldi ve bugün şimdi sebeplerle sonuçların imece çalışması beyaz saçlarım, antika yüzüm, patika ten çizgilerim, yorgun bedenim, hissim, şiirlerim. İşte neyse… Uzatmaya gerek…
Küresel ısınma, bitmeyen savaşlar, haksızlıklar, hırsızlıklar, darbeler, kavgalar, azgınlıklar, ezilen azınlıklar, çıldıran, böğüren, doymayan çoğunluklar, kirli su, kirli hava, kirli ilişkiler, yaza giren kış, kışı özleten yaz, kırıntı umutları toplamaya çalışanlarla umut dahi etmeyelim isteyen canavarlar. Hepsi, hepsi aynı Dünya’nın içinde. Dahası da var……
Sen, adımla beraber anılan en güzel şeysin. Şey yani, meselâ şairliğime şuur, şiirime şiar, herkesin sonbahar dediği vakte doğan güçlü güneş, sonsuz huzur hissi veren, aslında bahar… Sen, uyanışlarımı umutla bağlayan, güne güçlü başlamamı sağlayan, altın sarısı saçlarında, cennet gülüşlü gözlerinde, sesinde, mimiklerinde Sevgi’li…
Nasıl bu kadar büyüdün, birkaç günde. Saçların ellerimde, göğsümün üzerinde. Sabahı bekleyemem. Kollarım uzuyor kilometrelerce, bir kez görmek için bu sabahtan önce. Ya seni aramalıyım ya da yazmalıyım bir an önce. Gözlerimde taşınmaz bir heyecan, kalbimde büyük bir istekle sevginin, özlemin davetine, bir de…
Mümkün olmayacak başka bir gezegende yaşamak, olsa da bize denk gelmeyecek. Gelse de alışmak zor. O halde daha fazla işkence etmeyelim Dünya’ya. Atmosferi deldik, toprağı yorduk, ağacı, kuşu, geyiği küstürdük. Su bile bıktı bizden. Havanın havası kaçtı. Bir yandan binlerce yıllık şehirler toprak altından…
Sevmeyi bilmedim, bir yengecin bakışını bilemediğim gibi. Anlaşılamadığım anlaşılmazlığım, yargılamadığım bir zamanım olsun henüz vakit varken rahat bir nefesin tadını çıkara çıkara ölmek için yargılamasız bir bakış. Neyi affetmeliyim, kimden o arkamdan gelen fısıltılar? Doğarken yanında mıydım yargıladıklarımın? Evlatlarım hariç, onları da tanıyamam aslında,…
Bir zamanlar güçlüydü. Öyle güçlüydü ki Dünya’da sadece kendisinin yaşamadığını biliyor ve her canlıya, havaya, suya canla başla sarılıyordu. Bir zamanlar varlığı emniyetiydi Dünya’nın, hatta ve hatta bütün korkulara karşı bir setti. Yer yarılsa tamir etmeye çalışır, gök delinse zorda kalan her canlıya yetişirdi,…
Çocuktum 80’lerin sonlarında 90’ların başlarında. Spora sevdalı. Ve ciklet lakabıyla. Çocuktum; yatarken hayaller kuruyor, sabah coşkuyla uyanıp havaya, suya şarkılar söylüyordum ve sonra o hayallerin peşinden koşuyordum.…
İnsanlar olacak yanınızda Kimi elinizi tutmak için Kimi sizi geçmek için İnsanlar olacak önünüzde Kimi sizi korumak için Kimi size engel olmak için İnsanlar olacak arkanızda Kimi yaslanacağınız duvar olmak için Kimi sırtınızdan vurmak için İnsanlar olacak İnsanlar ölecek etrafınızda Kimi aşkıyla Kimi hırsıyla…
Sen. İklimlerin tuhaf alışkanlıklar edindiği bu yıllarda, umut çiçeklerini eksik etmeyen inatçı bahar. Sen. Her şeyin karmaşık göründüğü, herkesin bir tür yalnızlık hikâyesini yaşadığı bir zamanda, “İyi ki varsın” dedirten umar. Sen. Kaosun, savaşın, ayrılıkların, kavgaların hiç bitmez göründüğü şu dünyada, gönlüme barışı ve…
Yoksa sadece kimsesiz dağlarda mı yaşar gerçek baharlar? Çünkü bu şehrin bahçelerindeki çiçekler artık kokmuyor Çünkü bu şehrin nefesleri, neferleri yorgun Yüzler gülmüyor Çünkü hapsolmuşlar teknolojik çıkmazlarda Sokaklarda oynamıyor artık çocuklar Salçalı ekmek yiyen yok Sokak dondurmacıları kayıp Her çocuğa “Evladım” demiyor analar, babalar……













