Yurt Dışı Gezi

Gemi Turuyla Yunan Adaları

22 Ekim 2017

Gemimiz Çeşme Limanından kalktı.

Neden bilmiyorum ama denizcilik ve havacılık gibi konular çok ilgimi çekiyor. Uçakları ve uçmayı severim, tekneyle gezmeye bayılırım, ilk kez deneyimlediğimiz geni seyahatimizi ise ailecek yaptık.

ETS Tur gemisini tercih ettim. Zaten uzun süredir Celestyal Gemileri ve ETS Tur gemisi haricinde cruise konusu maalesef Türkiye için kapandı ve bir süre daha böyle olacak gibi. Ben ETS Tur’u seçtim sonuçta Türk markası ve tercihen Türk markalarını eğer çok çok çok daha iyisi yoksa veya mesela seyahat ederken ciddi bir fiyat farkı yoksa yabancı markaya değişmem. Ülkem kazansın 😉

[Fotoğraf: Hande Sönmezerler Sinan Arşivi]

ETS Tur gemisinden biraz bahsedeyim. Bizimkisi ortaboydu diyebilirim. Yani Rodos’ta yanyana geldiğimiz diğer cruise gemileri ile kıyaslayınca minnak bile kaldı. Muhteşem yemeklerine ve güleryüzlü ekibine hayran kaldım. Gerçekten bu anlamda tavsiye ederim.
Gemiye binmeden ufak bir kokteyl servisi ile sizi karşılayıp masalarda pasaportlarınızı alıp size limanlarda göstereceğiniz ve gemi iniş binişlerinde kullanacağınız maynetik kartlar veriliyor. Bu kartlar hep çantanızda olsun.

Ben iç oda seçtim. Genelde gemideyken odada vakit geçirilmiyor zaten, hep oturma alanlarındasınız, yatmadan yatmaya gideceğimizi düşünerek böyle yaptım. Bence doğru bir karardı. Pencere olmaması boğulma hissi de uyandırmadı. Havalandırma iyiydi. Hatta ilk gece biraz fazla soğuk olunca battaniye bile örttük. Sonradan havalandırmayı kullanmayı da öğrendik.

[Fotoğraf: Hande Sönmezerler Sinan Arşivi]

Önemli bilgi: Eşyalarınızı koyarken dalgaları düşünerek bavulları doğru ve sağlam konumlayın. Zira bayağı büyük dalga yiyorsunuz gece boyunca. Ben ranzanın hemen yanında duran merdivenin iç kısmına koydum, böylece dökülüp saçılma veya gece gece kafaya isabet eden bir bavul olmadı. Arasıra çekmeceler dalgaların etkisiyle açılıp kapanıyordu. Onu da saldalyeyi konumlayarak halledebilirsiniz.
Gece dalgalı oluyor malum limanda değilsiniz açık denizdesiniz. Sabahları ve akşam üstleri de gemi yandan dalga yerse siz de yana yatık yürüyorsunuz 😉 Bayâ eğlenceli bir durum.

İlk durak RODOS

Nam-ı diğer Şövalyeler Adası. Tarihte ise Eski Dünyanın 7 harikasından biri olan dev Colossus Heykeli’nin bulunduğu ada. Adanın girişinde Ortaçağdan kalan kalıntılar var ve dolayısıyla Unesco Dünya Mirası programına dahil.
Hellenistik ve Bizans dönemlerinden sonra San Jan Şövalyeleri tarafından 4 yıl boyunca kuşatılıyor ve 1310’da Şövalyelerin yönetimine geçiyor. Adada zaten Şövalyelerin izlerini taşıyan çok yapı var. Şövalye sarayının içi özellikle ortaçağ Avrupasını çok güzel yansıtıyor. 1480’de Fatih Sultan Mehmet de kuşatmış ama adayı alamamış, ancak 1522’de Muhteşem Süleyman 400 gemi ve 100.000 adamı ile kuşatıp 6 ay sonunda ele geçirebilmiş. Bu tarihten sonra Şövalyeler Malta’ya yerleşmişler. 1912’de Italya adayı ele geçirir. 1943’te Almanya işgal eder ve O zamanın Türk yöneticisi Selahattin Ülkümen çok ciddi risk alarak 42 Yahudi aileyi (toplamda 200 kişiyi) Alman odusundan kurtarır. 1947’de ada Yunanistan’a bağlanır.

Bugün Colossus heykelini göremezsiniz çünkü MÖ 3. Yüzyıldaki bir deprem ile yerle bir olmuş. Ancak adada Lindos, Akropolis, Rhodos eski şehir (old Town) kısmındaki saray gezilecek yerler arasında. Özellikle saray ve müze çok önemli. Biz biraz komplo teorilerini severiz, bizim için özellikle önemliydi.

Meydanda harika restoranlar var. Biz Greek Paella yedik, muhteşem bir lezzet tavsiye ederim. Oğlumuz ile daha sonra denize girmeye karar verdik. Zaten seyahatimizin tek denize girebildiğimiz adası bu oldu. Hemen limana yakın bir Halk Plajı var. Herkes havlusunu kapıp geliyor, denize giriyor. Biz de öyle yaptık. Oğluş çok eğlendi.

SANTORİNİ

Yunan Adaları içinde en çok fotoğraflanan ve gün batımı ile ünlü ada. Oia özellikle nefis bir yer.

Gemimiz olabildiğince adaya yaklaştı ama limana tender boat ile ulaşılabiliyor. Dolayısıyla geminin size ileteceği tender boat saatlerine çok dikkat edin. Diğer önemli kısım ise teleferikte özellikle öğleden sonra dönüş trafiği çok fazla. Kısaca teleferiğe binmeden evvel yaklaşık 1 saat sırada bekleyeceğinizi hesap edin yoksa tender boat’u kaçırıp dahası geminizin limandan geç ayrılmasına sebep olarak ciddi şekilde programı aksatma durumunuz olur.

Adaya iner inmez hemen teleferikle yukarı çıktık. Oldukça dik bir yamaç ve korkutucu ama yine de keyifli ve kısa bir yolculuk. Sabah saatleri çok kalabalık değil.

Biz vaktimiz çok kısıtlı olduğundan direkt Oia kasabasına gitmek istedik. İstanbul’da diğer turdan tanıştığımız arkadaşlarımızla karşılaştık iner inmez. Birlikte otobüs garından eski tip otobüsler ile yarım saatte ulaştık. Kesinlikle modern bir hizmet beklemeyin. Özellikle dönüş için bu konuda çok dikkatli olun, yoksa teleferik sırasına geç girip botu kaçırırsınız.

Oia harika manzarası olan bir yer. Orada kalmayı isterdim açıkçası. Gün doğumu ve gün batımı ile ünlü bu yeri bir de o halleriyle farklı renklerde görüp fotoğraflamak isterdim ama şimdilik sert ışıklı net fotoğraflarımla idare edeceksiniz 😉 Kasabanın bir ucundan bir ucuna dolandık, sıcakta biraz zor ama keyifli, daracık minicik sokaklar var. Çok güzel hediyelik eşyalar alabileceğiniz dükkanlar var. Bir tek manzaralı bir restoranda çok az oturup dondurma yedik. Oteller harika görünüyor, gerçekten bu adada konaklamak güzel olurdu ama ben şimdilik hızlı bir tur olması için gemi turunu seçmiştim.

[Fotoğraf: Hande Sönmezerler Sinan Arşivi]

Dönüş trafiği berbattı, yaklaşık 1 saat sürdü, üstelik otobüs seferleri için bizdeki kadar sistemli bir çalışma yoktu, yaklaşık 500 insan, 50 kişilik otobüse 100 kişi olarak doluştuk. Tam bir işkenceydi. Otobüs şöförü zar zor oluşturduğumuz sıranın başına değil ortasına park edince sıraya önceden girenler olarak bir sinirlendik. Ama umursamadı zaten kapılar açık olunca sürü halinde saldırıya geçtik diyebilirim.

Santorinin otobüsleri insana, insanlığını unutturacak cinsten. Yine de Santorini’ye bayıldım. Ama otobüsleri mahşer gibi! Hazırlıklı olun.

Neyse ki o sıcakta teleferiği de atlatıp tam vaktinde tender boat’ta olduk ama geç kalanları 2 saat ilave bekledik. Bu da bizim gece Mykonos’a çok geç varmamıza sebep oldu.

MYKONOS

Normal programa göre gece 10’da varmamız gerekiyordu ama 12’de vardık. Oğluş saat 8’de yorgunluktan uyuyakalmıştı, onu uyandırıp 12’de adaya indik. Temmuz’da bile aldığı rüzgarlardan o kadar soğuktu ki anlatamam. Yanınızda mutlaka hırkanız olsun. Küçük çocuğunuz için de mümkünse sizden biraz daha kalın ve şapkası olan rüzgarlıkla gezdirin. Gece barlardan gelen müzikle yürüyorsunuz. Küçücük bir ada. Daracık ve begonviller sarkan evleri ile çok hoş tasarlanmış sokakları var. Bir çırpıda Little Venice denen kısmı geçip uçtaki yeldeğirmenlerine ulaşıyorsunuz. Açıkçası bir daha tatile gelecek olsam şöyle yapardım: 3 gün santorini 3 gün Mykonos gezisi planlardım çünkü arkadaşlarımdan Mykonos’un plajlarının iyi olduğunu duydum. Şimdilik bize ufak bir gezi yetti.

ATİNA

Hemen limandan bir gezi otobüsü yakaladık ve Akropolis’e gittik. Sıcakta biraz zor, yerler çok taşlı olduğundan ayakkabınızın tabanı orta kalınlıkta olsun, benim babetlerimin altı çok ince idi bundan dolayı taşa çarpıp tökezledim ve ayaktaki alt bantı biraz hasara uğrattım, halen arasıra ağrıyor aylar sonra bile. Bir de taşlar bayağı kaygan olabilir dikkat edin.

Akrolopolis demek ‘Şehrin en yüksek noktası’ demek yani tüm şehir buradan net görünebiliyor. Genelde bir çok Eski Yunan şehirlerinde mutlaka bir Akropolis var. Ama Atina’daki en görkemli ve en ünlüsü. Gerçi Bergama’daki tapınak Almanlara kaptırılmasaydı Atina Akropolisi ile yarışırdı diye düşünüyorum.

Efsaneye göre Athena ve Poseidon bu şehrin koruyucu tanrısı olmak için yarışırlar. İkisi de şehir için anlamlı hediyeler vermelidirler. Şehir halkı buna göre koruyucu tanrısını seçecektir. Poseidon deniz tanrısı olduğundan bir su kaynağı hediye eder ama Athena mahsülü bol olan zeytin ağacı hediye eder. Yunanlılar için çevrelerinde deniz yani su kaynağı olduğundan bu hediye çok anlamlı gelmez ama zeytin ağacı oldukça önemli bir besin ve ticaret kaynağı olduğundan çok değerli bir hediyedir. Şehri koruması için Athena seçilir. (Bu da üniversitede aldığım mitoloji dersi için hazırladığım sunumundan aklımda kalan efsanedir 😉)

Bu kısımdan sonra hediyelik eşya almak veya biraz oturup dinlenmek isterseniz Plaka semtini öneririm. Canlı ve sevimli bir mahalle. Plaka’yı boydan boya yürüdüğünüzde karşınıza eski bir cami ve canlı bir meydan çıkacak. Önceki gelişimde orada bir bit pazarı görmüştüm.

Bir başka canlı meydan ise Syntagma Meydanı. Yunanistan parlamentosu var ve önünde düzenli olarak askerlerin nöbet değişimi gösterisi var. Bu oldukça eğlenceli, seyredin derim.

Gitmeden seyredin:

Corelli’nin Mandolini (Captain Corelli’s Mandolin)
Zorba
Pazar Günü Asla
Aşk Rehberi (My life in Ruins)
Ocak Ayının İki Yüzü (Two Faces of January)
Rembetiko
Tombraider 1
My Big Fat Greek Wedding 1&2 (Kalbinin sesini dinle)

Gitmeden okuyun:
Yunan Mitolojisi ve tiyatro eserleri

Hande Sönmezerler Sinan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz