Dip

Çirkin

9 Ağustos 2019

Nuh

Anahtarı kapının deliğine soktu, iki kere çevirdi ve demir kapı teslim oldu, geri geri açıldı. Nuh içeri girer girmez mutfağa yöneldi, bir bardak soğuk su içti. Bunaltıcı sıcak İstanbul’u kavuruyordu. Her zaman olduğu üzere, yorucu geçmeyen bir günün ardından evindeydi.

Memurdu. Bilgi işlem memuru. Akşama kadar ense yatış. Ailesi Kayseri’deydi, yalnız yaşıyordu. Bu aralar iyiden iyiye sıkılıyor, kadın memurları gözüne kestiriyordu. Hatta kadın memurların listesini yapıp, hangileri bekar diye araştırmıştı. Çok masraf olacak diye evliliğe yanaşmasa da artık canına tak etmişti.

Bugün daha da bir huzursuzdu.

Bıkkın bir halde salondan içeri girdi, koltuğa yaslandı. Karşısında yerde duran, bitkin ve çelimsiz kediyi gördü. Hemen ayaklandı ve kediye yakından bakmaya başladı. Bir iki dakika anlamsızca inceledi. Mutfağa yöneldi, çeşmeden bir kaba az su doldurup getirdi ve dermansız kedinin önüne koydu. Kedi bir iki dil attı ama bakışları başka türlüydü. Çok anlar ya kedilerin dilinden, kediyle birbirlerine baktılar. Kedi miyavladı, Nuh sessiz kaldı.

Ne olabilir bir hayvanın ihtiyacı; yemek, içmek, barınmak. Suya aldırış etmedi dilini ıslattı, barınma desen zaten eve kadar girmiş yani becerikli, kalacak yer sıkıntısı yaşayacak bir tip değil, öyleyse açtı.

Nuh çok zeki. Bakmayın sağdan soldan torpille, o kadar düşük puan almasına rağmen memur olmasına. Tekrar mutfağa gitti, dolabı açtı. Kayseri’den gelen pastırmaya baktı. Beyaz peynire göz attı. Zeytin var ama kediler zeytin yemez. Süt desen hiçbir zaman dolapta olmadı. Pastırmayı vermek ihanet olur diye düşündü, altı üstü sokak kedisi. Beyaz peynir desen onunla kahvaltı yapıyor. Ekmek ıslatıp vereyim diye düşündü “Ulan Nuh az merhametli ol,” diye aklından geçirdi, sonra ondan da vazgeçti.

Dış kapıya yönelip hemen bakkaldan az büyük markete gitti. Marketten içeri girdiğinde kasaya baktı. Vedat şu ağızda hamurlaşan, dişlere yapışan ucuz cipsini yiyor, yanında çay içiyordu. Pervane püfür püfür havayı sağa sola tokatlıyor, Vedat’tan sektiği zaman Vedat’ın ter kokusunu ortama pompalıyordu.

“Vedat lan salam var mı?”
“Bak abi dolaba bir şeyler var. Senlik…”

Vedat sinir bir şekilde gülünce Nuh bozulur oldu.

Dolabı açtı, fiyatlarına baktı en ucuz dilim salamlardan oluşan paketi aldı. Vedat’ın yanına doğru giderken bir daha geri döndü. Dolabı tekrar açtı, daha ucuzuna göz attı, bulamadı.

“Abi daha ucuzu yok.”
“Gevezelik yapma cipsini ye. Kendime almıyorum.”
“He.”
“Yok bir şey.”

Elinde salam marketten çıktı. Eve geldi ve salamın paketini açtı. Attı kedinin önüne. Hemen telefonunu çıkarıp kamerasını ayarladı. Video moduna getirdi ve çekime başladı. Kedi birden canlandı, tek hamlede büyük parçayı yuttu. Sonra bir hamleyle diğerini de hiç etti. Hafif yalandı kendine kendine sonra bir daha, sonra bir daha. Salamdan geriye hiçbir şey kalmadı. Su dolu kaba doğru yürüdü, dilini soktu. Etrafına sempatik bakışlar attıktan sonra mutfağa doğru yürümeye koyuldu. Birden arkasını döndü, Nuh’a baktı ve miyavladı.

“Rica ederim. Ama bak gözünü seveyim Çirkin, bunu alışkanlık haline getirme.”

Nuh çektiği videoyu gülümseyerek hemen paylaştı. Kedi geldiği yerden mutfağın camının küçük boşluğundan dışarı atladı. Yavru kedi işte, her yere sığıyor. Nuh’un içinde garip bir huzur belirdi. İyilik yapmanın verdiği müthiş haz benliğini sardı.

“İyi yaptın be oğlum.”

Bir kediye en ucuz hindi salamını alıp vermek insanlık için küçük bir adım olsa da Nuh için büyük bir adımdı. Banyodan başlarsak eğer, Nuh duş almadan önce musluğun önüne büyük kovayı koyar ve koklayarak akacak ayarda musluğu açardı. Kova dolunca da eski usul, tası daldırır kovaya, suyu üstüne dökerdi. Tazyikli akan duş başlığından ziyade tercihi buydu. Küresel ısınmadan dolayı değil ya da “israf haramdır” inanışından; Nuh’u alakadar eden durum damlayarak aktığında sayaç dönmüyor, faturaya yansımıyordu.

Şampuan desen asla kullanmazdı; arap sabunuyla işini görürdü. Şampuanın saç dökmesinden mi? Tabiî ki hayır. Nuh’un derdi; ne gerek var şampuana para vermeye. Bir kere bile kişisel bakım ürününe, cebinden harcama yaparak sahip olduğu hiç görülmemişti. Deodoranttır, parfümdür hayatında kullanmadı. Diş macunu desen en ucuzundan. Diş fırçası ise, artık emekliliğini istiyor “Diş görmek istemiyorum, hayır istemiyorum,” dercesine bakıyordu.

Aynanın bir yanı çatlaktı, değiştirmiyordu. Öyle çatlak ayna uğursuzluk getirir gibisinden batıl bir inancı da yoktu. Mutfağın hali desen, onun da pek farkı yoktu. Çok az yiyordu ama sağlıklı besleneyim, formda kalayım diye değil; nasıl olsa yine acıkacağım mantığıyla. Beleş yemek olsa tencereyle yerdi.

İkram olsun yeter ki… İkram edilen kezzap olsa ekmeğini banardı.

Evinden devlet dairesine mesafe 20 dakika uzaktaydı ve her sabah, akşam üşenmeden yürüyerek gidip gelirdi. Spor yapmaya bayıldığından mı? Yok. Yol parası cebinde kalsın yeter ki.

Memur olduğundan devamlı klasik giyiniyordu. Üç takım elbisesi vardı; neredeyse iki yıl olmuştu yeni bir takım elbise almayalı. O nedenle, bu kadar pinti bir adamın sokak kedisine salam alması tarih kitaplarına konu olacak kadar önemli bir durumdu.

Ama işte gel gör ki; hayatında bir kez iyilik yaparsın, nankör hayat sana gelir Vedat’ın ter kokusunu yüzüne tokatlayan pervane gibi davranır.

Çelimsiz kedi Yeşilçam filmlerinin silahla vurulan artistleri gibi sendeleyerek geldi, geldi ve kendini yere bıraktı. Duştan çıkan Nuh üstünde havlu bakakaldı. Kedi baygın bir halde yatıyordu ve Nuh bir şeyler yapmalıydı. Hayvan dostu arkadaşı Görkem aklına geldi. Telefonu çıkarıp çağrı attı. Bekledi. Cevap yok. Hemen üstüne bir daha çağrı attı, telefon meşgul sesi verdi. Bekledi biraz sinirle WhatsApp’tan mesaj bölümüne girdi.

“Adi herif önemli bir durum insan bir arar, duymadım deme sakın meşgul çaldı.”

Çok vakit geçmeden telefonu çaldı.

“Tuvaletteydim kanka hayırdır? Çağrı ne lan? Whatsapp’tan ara, yıl kaç olmuş!”
“Nasılsın kardeşim? Eski alışkanlık.”
“İyidir. Sen ne yapıyorsun?”
“İyidir. Çok sıcak be Gorki, duş aldım napim.”
“Önemli demişsin, canın mı sıkılıyor lan senin.”
“Sorma… Bizim Çirkin öyle halsiz yatıyor yerde.”

“Çirkin?”

“Benim kedim. Aslında sevimli ama ironi olsun diye, Görkem napıyım ben?”
“Oğlum sıcaktan olmasın, su verseydin.”
“Verdim suyunu, salam verdim sonra işte geldi on beş dakika olmadı böyle yatıyor.”
“Kanka hemen veterinere götür. Zehirlenmiş olabilir.”
“Yok lan abartma.”
“Sana çok yakın, adresi mesajla atıyorum. Salamın son kullanma tarihine baktın mı? Kediler kolay kolay ne bileyim zehirlenmez ama…”
“Yok.”
“Tamam adresi yolluyorum, hemen götür. Ölür hayvancağız aman ihmal etme gözünü seveyim.”
“Tamam lan tamam yolla adresi. Aha şimdi bir gözünü açtı bana… Görkem…”

Kedi bir gözü açık miyavlayarak Nuh’a bakıyordu. Nuh kucakladı kediyi, söylenerek dış kapıya yöneldi.

Veteriner kadın kediyi muayene etti ve kucağında Nuh’un yanına geldi.

“Beyefendi tam zamanında getirmişsiniz, kediniz zehirlenmiş.”
“Benim değil.”
“Ne kadar duyarlısınız, tebrik ederim bir kedinin hayatını kurtardınız.”
“Sokağın ortasında öyle çaresiz görünce dayanamadım. Kim olsa yapardı…”
“Öyle demeyin. Her yerde sesimizi duyurmaya çalışıyoruz, kapınızın önüne bir kap su koyun diyoruz. Maalesef insanlarımız bunu bile yapmazken siz bir sokak kedisini veterinere getiriyorsunuz. Sizi bir kez daha tebrik ederim.”
“Teveccühünüz.”
“Bu makbuzunuz, kasaya bakan arkadaş size yardımcı olacak”

Doktor Nuh’un eline makbuzu ve kediyi bıraktı, arkasını dönerek gitti.

Nuh, yürüyen güzel veterineri süzerken dikkati bir anda makbuzda yazan rakama çevrildi. 150 TL yazıyordu, defalarca okudu 150 TL…

“Trafik cezaları bile erken ödendiğinde indirimli oluyor. Buna bir şey yapamaz mıyız?”
“Hayır beyefendi. Fiyatlar sabit. Burası veteriner.”
“Hadi ya. Yüz alsanız bari.”
“Beyefendi çalışanım ben. Keşke hayvan barınağına götürseydiniz. Orada herhangi bir ücret talep etmiyorlar.”
“Yol parası bıraksan. Neyse.”

Nuh kucağında kedi veterinerden çıkarak yürümeye koyuldu. Kediye baktı. Kedi kafasını Nuh’un omzuna koydu.

“En azından nankör değilsin.”

Nuh telefonunu çıkardı ve arama tuşuna bastı.

“Görkem ocağıma incir ağacı diktin Görkem.”
“Ne oldu lan?”
“200 liramı aldılar. Hayvan barınağı ücretsizmiş.”
“Kanka orası senin eve çok uzak. Hayat memat meselesi şakaya gelir mi lan. Ya kedine bir şey olsaydı. Pinti herif, ayda yılda bir iyi bir şey için para harcadın.”
“Kedi benim… Neyse 100 lira ateşlersin Gorki.”
“Ben niye veriyorum lan.”
“Senin yüzünden veterinere gittim.”
“Çıtıpıtı’ya dünya masraf yapıyorum. Senden hiç para istiyor muyum?”
“Çıtıpıtı?”
“Benim kedim işte.”
“Elli ver tamam”.
“Günahımı vermem.”
“Allah belanı versin Gorki.”

Nuh evin önüne geldi ve tam kediyi yere bırakacakken “Bu kedi benim olmalı, o kadar para verdim,” diye geçirdi içinden.

Sonra bunun masrafı bitmez diye düşünüp kediyi yere bıraktı. Hemen eve girip çöpten salamın kutusunu buldu. Hışımla markete doğru koştu. Marketten içeri girdiğinde Vedat’ın televizyona bakarak kahkahalar attığını gördü.

“Vedat!”
“Abi bak bak bu piç beni öldürüyor.”
“Lan Vedat. Salamın tarihi geçmiş.”
“Yanlışın var abi. Hepsi yeni geldi.”

Nuh cebinden veterinerin makbuzunu çıkarıp Vedat’a gösterdi.

“Abi veteriner diyor. Bunu bana niye gösteriyorsun.”
“Salamın kedimi zehirledi.”
“Senin kedin mi var abi?”
“Var. Şu pervaneyi diğer tarafa sabitlesene.”

Vedat pervaneyi duvara doğru sabitledi. Nuh dolaba doğru yöneldi. Bütün salamların tarihlerine tek tek baktı; hiç birinin tarihi geçmiş değildi.

“Abi hepsi yeni.”
“Lan aldım ya üç saat olmadı daha. Balık hafızalı Vedat.”
“Tamam abi aldın da ben ne yapabilirim?”
“Al işte makbuz burada. 150’yi ver kapansın konu.”
“Kusura bakma para vermem.”
“Dava ederim.”
“Et. Kendin baktın dolaba tarihi geçen yok.”
“Süründüreceğim oğlum sizi.”

O sırada markete Vedat’ın hacı babası girdi. Nuh’u tanıyordu. Ne olduğunu sordu. Nuh da olayı baştan sona anlattı.

“Nuh abinin deftere yazılısı var mı?”
“43 mü ne baba.”
“Ne 43’ü lan?”
“Abi hep aynı şeyi yapıyorsun. Salam 3 lira, 40’tı oldu 43.”
“Gördün mü hacı abi bak kabul etti salam aldığımı. Böyle düşersin işte.”
“Allah Allah! Ben sana salam satmadım demedim ki. Tam arıza ya!”
“Sus şerefsiz, baban burada konuşma. Sil abinin defterden borcunu helalleşelim bitsin.”
“Yok hacı abi dava edeceğim sizi. Yüz elli lira vermişim.”
“Et lan, yeter be!”
“Sakin ol.”

Sağdan soldan gelenler araya girdiler ve Nuh’u dışarı çıkardılar.

Nuh bir arkadaşından tanıdık avukat referansı aldı. Hemen arayıp, randevulaştı ve aynı gün de kendisini avukatın karşısında buldu. Durumu en ince ayrıntısına kadar izah etti.

“Uğraşmayın derim.”
“Hadi ya?”
“Çok önemli davalar bile ne kadar geç sürede bitiyor. Bizim ülkemizde hukuk kaplumbağa hızında Nuh Bey.”
“Ne kadar sürer?”
“Bir seneyi bulabilir, onu da geçtim yaptığınız masraf, uğraşmanıza değmez.”
“Açsak bir dava atıyorum 10.000 TL tutarında, kazansak bir güzel bölüşsek valla olmaz mı?”
“Yok. Tanıdık vasıtasıyla geldiniz. Başkası olsa işimi yapardım. Paramı alırdım, davayı açardım.”
“Ben gideyim o zaman, sıcağı sıcağına markete gideyim.”
“Efendim?”

Nuh, oğlum sen su katılmamış geri zekalısın. İyi kötü defterde yazılı borcu siliyordu. Hem bu devirde kaç market borca alış veriş yaptırır? O değil de; çık kapıdan hemen market yanı başında. Gereksiz yere atar yaptık. İnsan bir bakar tarihine, demek ki kalmış dolapta, şansıma tüküreyim gittim onu seçtim o kadar salamın arasında. Ulan 43 lirayı siliyor işte pezevenk, ne giriyor sana da itiraz ediyorsun? Keşke daha çok borcum olsaydı. Gorki’yi de kafalarım belki. En kötü yemek, kahve ısmarlatırım. Napalım? Ne kurtarırsak artık.

Lan ‘Çirkin’ ne kadar zayıf bünyen var.

Başımıza ne işler açtın? Baya like aldık oradan belki yürürüz, ekmeğini yeriz. Vedat bana ilk kez bu kadar kızdı. Hayır salak adam senin neyine veterinere gitmek. Aklıma sıçayım veterinerin önüne bırakıp, kaçacaktım. Nasıl yapmalı gidip barışmak lazım.

Nuh, bunları düşünerek evden çıkıp markete gitti. Kasada Vedat’ı gördü. Vedat hiçbir şey söylemedi, Nuh’un suratına bile bakmadı.

“Küs müyüz lan?”
“Abi Allah aşkına git. Senin yüzünden babam tokat attı.”
“Gel tamam sen de abine at, al hırsını. Hadi gel tokatla abini hadi.”
“Yok abi olur mu öyle şey? Sinirlendim. Ağzımdan kötü bir şey çıktıysa kusura bakma.”
“Yok lan sinir hali olur öyle. Kaç yıllık komşuyuz, ben de sinirlendim, sizi dava eder miyim hiç?”
“Abi sen kediyi hangi akılla veterinere..?”
“Karıştırma gaza geldim, götürdüm işte. Neyse babana da selam söyle. Dediği gibi olsun defteri sil. Hadi görüşürüz.”

Nuh marketten çıkarken eline gelen iki tane çikolatayı alıp Vedat’a gösterdi. Vedat hiçbir şey söylemedi, bu onayladığı anlamına geliyordu.

Nuh evin önünde “Çirkin”i gayet canlı, sempatik tavırlarla kendisine bakar buldu.

Aradan çok zaman geçmeden büyükçe bir kedi yanaştı yanlarına ve arkasından minik yavruları. Hepsi birbirine benziyordu. Anne kedi kendini çaprazlama yere attı.

Bütün yavrular ve “Çirkin” annelerine sığındı.

Nuh’un gözleri doldu, Kayseri’de yaşayan annesini anımsadı. Telefon açayım, anacığımın sesini duyayım diye iç geçirdi.

Tabi hikayenin sonu bu değil.

Bütün yavrular ve çirkin annelerine sığınıp, koynuna uzandılar. Nuh telefonunu çıkarıp fotoğraflarını çekti ve hemen Instagram’a yükledi.

Bir tanecik kedim Çirkin ve muhteşem ailesi.

Savaş Yıldırım

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz