İnce Mevzu

Aşk-ı Memnu

19 Eylül 2019

Yazı: Aşk-ı Memnu | Yazan: Seda Çağlayan

Yazın geldiğini bir havaların ısınmasından ve bir de son on yıldır Aşk-ı Memnu’nun tekrarlarının yayınlanmasından anlıyoruz. On yıldır her yaz reyting sıralamasında ilk sıraları başka hiçbir yapıma kaptırmadan tekrar tekrar seyirci kervanına yeni kurbanlar katarak izlenmeye devam ediyor. “Kurbanlar” diyorum çünkü genellikle bir bulaşan bir daha kurtulamıyor. Peki, ama neden ve nasıl?

Başarı Tesadüf Değil

Ben psikolog veya sosyolog değilim, size bilimsel açıklamalar yapamam ama söyleyecek bir şeylerim var, zira ben de o kurbanlardan biriyim.

Türk toplumunun ahlak değerlerine oldukça ters düşecek bir hikâyesi olmasına rağmen bu derece kabul görmüş olması oldukça enteresan olmakla birlikte tesadüf de değil. Çok iyi bir hikâye, çok iyi bir senaryo, çok iyi bir oyuncu kadrosu, çok iyi seçilmiş mekânlar, çok iyi planlanmış kostümler, çok etkileyici müzikler, harcanan büyük bütçeler, büyük yapım. Bu kadar çok “iyi” bir araya gelince de başarı tesadüf olmuyor.

Aşk-ı Memnu Karakterleri

Öz yeğeni olmamasına rağmen tüm sevgisini ve imkânlarını ayaklarının altına sermiş olan amcasının eşine kendini kaptıran ve onunla yasak aşk yaşayan Behlül Haznedar, Behlül’e karşı başlarda ön yargılı olsa da kendinden yaşça büyük bir adamla temposu düşük bir evlilik içinde heyecanı özleyen, sonunda aradığının Behlül’de olduğunu fark eden ve ona âşık olan Bihter Ziyagil (Yöreoğlu), genç karısına sırılsıklam âşık ve elinde büyüyen Behlül’e “oğlum” diye hitap eden, varlıklı, vicdanlı, saf Adnan (Ednan) Ziyagil ve Adnan Bey’in, çocukluğundan beri Behlül’e büyük bir aşkla bağlı olan, bir gün onunla evleneceği hayaliyle yaşayan kırılgan, naif kızı Nihal Ziyagil arasında dönen bir hikâye. Ve yan rollerde Bihter’in annesi, efsane kadın Firdevs Yöreoğlu ve Adnan Bey’e yıllardır gönlünü vermiş olan, evin kızının ve oğlunun mürebbiyesi Matmazel. Hiç izlememiş olanlarınıza en basit böyle tasvir edebilirim.

Biz Aşk-ı Memnu Kurbanları

Bir yanda bu karakterlerle baştan sona fırtınalı bir şekilde devam edip trajik bir biçimde nihayetlenen bir hikâye, bir yanda başlarda mevzudan irite olan ama zaman içinde bu yasak aşkı, bu yasak aşkın başkahramanlarını benimseyen, kavuşacakları günü bekleyen, onları anlayan, empati yapan ama bir yandan da Ednan Bey’e kıyamayan biz kafası ve vicdanı karışık Aşk-ı Memnu kurbanları izleyiciler. Nur içinde yatsın, önce 1899’un Osmanlı’sında böyle bir romanı kaleme almaya cesaret etmiş olan Halit Ziya Uşaklıgil’i, ardından böyle bir hikâyeye yatırım yapma riskini ve tutacak işin kokusunu iyi almış olan yapımcı Kerem Çatay’ı sonra da tüm kamera önünde ve arkasında çalışanları anmak, alkışlamak lazım. Gördüğünüz gibi hiç de tarafsız değilim 😊

Final

Biz bu diziyi bildiğiniz tribün usulü izledik. Evlerde toplandık, yayınlanacağı gün akşam saatini deli gibi bekledik, yayınlandığı günün ertesinde bölüm hakkında deli gibi hem sohbet hem de mail yoluyla yorum yaptık. Hepimiz Aşk-ı Memnu olduk anlayacağınız.

Final günü geldiğinde ise eminim o gece gala yemeğinde diziyi birlikte izleyecek dizi oyuncuları kadar heyecanlıydık. O gün ajansta iş falan yapılmadı adam gibi, üzerinden on yıl geçtikten sonra itiraf ediyorum! Ve o gün spoilerın kralı geldi elimize. Nasıl olduğunu hala bilmediğimiz bir biçimde son bölümün senaryosunu gönderdi bir arkadaşımız. Ama biz çok sadık ve akşamın büyüsünü bozmak istemeyen izleyiciler olarak okumayı reddettik. Gün ortasına doğru dizi kadrosunda çalışanlardan biri tarafından final sahnesinden fotoğraflar İnternete sızdırıldı. Bihter’in kanlar içinde yere yığıldığı ve Behlül’e meşhur “Beni, beni Bihter’ini!” tiradını attığı sahnenin fotoğrafları. Her bir kareyi dikkatle inceledik elbette. Akşam da televizyonun karşısına boncuk taneleri gibi dizilip, baştan sona nefeslerimizi tutarak izlediğimiz dizimize gözyaşları içinde veda ettik.

Tüm ahlâk değerlerimize ters düşmesine rağmen aşka olan inancımız yüzünden arkasında durduğumuz yasak aşk, karaktersiz Behlül ve son derece hırslı, yenilgiyi kabul edemeyen ve Behlül’e aşırı seviyede takıntılı Bihter yüzünden kanlı ve mutsuz biçimde nihayete erdi. Bu hikayede kazanan tek kişi vardı, o da Matmazel, sonunda Ednan Bey’in yanında yerini aldı.

Zaman, Aşk-ı Memnu Karşısında Çaresiz!

Tüm bunlar on yıl önce yaşandı ama izleyicisi Aşk-ı Memnuyu hiç bırakmadı. Firdevs Hanım’ın kızına sarf ettiği “Sen Bihter Ziyagilsin, aptallık etme!” cümlesini neonlarla yazdırıp evlerinin, gece kulüplerinin duvarlarına astı, önlerinde boy boy fotoğraflar çektirdi. Uzun zaman ve hatta zaman zaman hâlâ bir yerden ayrılırken kadını, erkeği “Behlül kaçar!” diyerek veda etti.

Sarıyer’den geçen her sadık izleyici Ziyagil yalısının önünden geçerken şöyle bir yavaşlayıp, dönüp tüm hikayenin içinde yaşandığı o yalıya bir daha baktı ve abartmıyorum birçok kişi Bihter’in ölüm yıl dönümü olan 24 Haziran’da kendisine bazen içinden, bazen sosyal medyadan bazen de dost meclisinde lafını geçirerek selam çaktı.

Ve bu dizi bizlere hiç dillendirmediğimiz ama hepimizin içten içe bir türlü cevaplayamadığı sorular yadigâr bıraktı: Aşk mı, ahlâk mı? Hayat başkaları için yaşayacak kadar uzun mu yoksa önce can mı? Kafanı yastığa vicdan azabıyla koyduktan sonra hayat ızdırap olmaz mı yoksa sevdiğin yanında olduktan sonra cehennem bile mi cennet mi? Ve daha niceleri…

Özellikle izlemiş olanlara soruyorum, varsa bir fikri olan yardımcı olsun, yerim belli, beklerim cevaplarınızı😉

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 19 Eylül 2019 at 16:05

    Merhaba,
     
    Vazgeçilemeyecek kadar eşsiz ve sınırsız bir aşk için, tabi ki aşk derim ama. Aldatmak yerine, göze alıp kaybedeceklerini ve belki de yalnızlığı, öyle karar vermeli ve arkasında durmalı. Bence öylesi çok daha güzel ve yaşanası. Yanında sevdiğin varsa, zaten hayat cennet bence.
     
    Siz sordunuz ben fikrimi söyledim.
     
    Hoşça kalın.

  • Cevapla Serap Kamilçelebi 20 Eylül 2019 at 16:55

    Öyle zor yerden sordun ki ve öyle güzel tasvir etmişsin ki yine…
     
    Dediğin gibi müthiş bir hikaye izledik, çok sevdik, ekranların başından ayrılamadık… Sanki biz de yaşadık. Hâlâ da yaşıyoruz bence. Çektirdiğimiz fotoğraflarda “Ziyagil Duruşu” benzetmelerimiz, gidişlerimizde “Behlül Kaçar” deyişlerimiz devam ediyor 🙂
     
    Ve soruna cevap vermek istesem de zor.
    Aşk mı ahlâk mı?
     
    Bu sorunun cevabı çok net değerlerimizle ilgili. Ama bu hikayede olduğu gibi, tercihi aşk olanın ahlâksız olduğuna ya da ahlâkı seçenin aşkı hiçe saydığı anlamına gelmez. Her ikisi de kişinin değerleri arasında olabilir ama sıralamada üstte hangisi var ise o öne geçer. Ve belki karşılaştığı kişiye, içinde bulunduğu döneme/ruh haline göre de değişir seçimler.
     
    Ya çok zor oldu anlayacağın bu sorunun cevabı da, seçimi de yaşaması da…
     
    Dilerim ki herkes gönlünce yaşasın 🙂
     
    Kalemine sağlık güzelim…
     
    Sevgiler

  • Cevapla Ece Uz 22 Eylül 2019 at 12:56

    Cok zor ve kendimi yerine koyup da düşünemeyeceğim kadar derin bir soru oldu bu.
     
    Ask-ı Memnu’yu yayınlandığı ilk dönemki hislerimle, tesadüfen yazına denk gelen gün bitirmiş olduğum günkü hislerim epey farklı. 10 yıl evvel izlediğimde Bihter’den nefret eden ve onun saplantısından dolayı Behlül’e üzülen ben, bu defa finalde Bihter’e epey üzülürken ve Behlül’den nefret ederken buldum kendimi.
     
    Duyguların oturması sanırım zaman alıyor, diye düşündüm ve son bölüm sonrasında baya baya etkisinde kaldım bu defa.
     
    Cevabıma gelince; hiçbir zaman başımızı alıp gidelim diyebilecek cesaretim olamazdı benim galiba. Aşka aşık olanlara ve içkiyi tadına vara vara iştahla içenlere hep gıpta ettim. Bana o duygular kodlanmamış sanırım.
     
    Zor soru valla zor…
     
    Sevgiler

  • Cevap Yaz