Kırmızı

İçindeki Canavarın, Sana Selamı Var

29 Kasım 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

*Yazarın Notu: Bu yazıyı, Arvo Pärt – Spiegel im Spiegel dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: İçindeki Canavarın, Sana Selamı Var  | Yazan: Nurdan Yılmaztürk

Yılın ilk yağmuru düşüyordu geceye. Elinde sımsıkı tuttuğu kağıtlar avuç içlerinde ıslanırken, pencereden dışarı baktı kadın ve çekerek içine ıslak, taze toprak ve çimen kokusunu, yağmur damlalarının peşi sıra 1 söz düşüverdi aklına. “İnsan insanın kurdudur” dedikleri tam da buydu elbette ki. Oysa insanın sadece kendi kendinin kurdu olduğunu, hayat ona epey zaman evvel söylemişti. Lakin insan, unutabilen 1 varlık da olduğundan, böylesi fikirleri hayatı boyunca ona hiç ummadığı zamanlarda hep deneyimleri hatırlatı vermişti.

Bugün birkaç ehil ve farklı ağızdan şu cümleyi işitmişti; yeni 1 hayat düzenlemesi gerekli.

1 düzine yıl evvel karşısına geçip oturduğu akıl hocasının ona hediye ettiği hayat kütüphanesinde her şey yerli yerindeydi halbuki. Daha doğrusu ona öyle gelmişti. Ne zamandır tozlarını almadığı, raflarında parmak uçlarını gezdirmediği, olduğu gibi bıraktığı haliyle kendi içindeki düzeni sağlıkla muhafaza ettiğini zannettiği bu kütüphane, demek ki şimdi yeniden elden geçmeliydi.

Pencerenin önünden çekildi. Kağıtları, kiraz ağacından masasının damarlarından birinin üzerine ıslak ve buruşmuş halde bıraktı. Balkon kapısını ardına dek açtı. İçeri dolan soğuk, temiz hava ciğerlerine dolunca ferahladı.

Yılın hep bu zamanı, beyaz koltuklarının üzerine serdiği kırmızı geyiklerle süslü yün battaniyesinin üzerine uzandı. Başının altına yerleştirdiği yumuşak yastığında birbiri ardına sıralanmış ülke isimleri, ona seyahat etmeyi ne kadar sevdiğini hatırlattı. Gözlerini yumdu usulca. Sol elini sağ avucunun içine alarak göğüs kafesinin tam ortasına yerleştirdi. Bu onun hem kendine tutunma hem de güvende olduğunu bedenine hatırlatma hareketi idi. Şimdi burada; evinde, huzurlu ve iyiydi.

İnsan en doğru kararları ancak en huzurlu ve iyi hissettiği zamanlarda ve yerlerde verebilirdi.

Ev diye tabir edilen; 1 çatı, duvar ve pencereden ibaret 1 alanın da ötesinde, o çatının altında atan kalbe ait ruh, zihin ve bedenin toplamı idi. Buna, yaşam adı verilmişti ve bu bilgiyi edinip, idrak edip, o hayat kütüphanesine dönüştürmek için yıllarca epey çaba sarf etmişti. Türlü öğretilerden, derslerden, öğretmenlerden, testlerden yolu geçmişti.

Ve şimdi, yeniden başa dönmüş gibi hissetmekteydi.

Düşündü gözleri yumulu. Gözlerinin içinde, hayat kütüphanesi belirdi. Rafları tıka basa doluydu; insanlarla, işlerle, mesajlarla, projelerle, fotoğraflarla, fikirlerle, telaşlarla, yazışmalarla, mutluluklarla, mutsuzluklarla, umutlarla, hayal kırıklıklarıyla, heyecanlarla, kahkahalarla, sevinçlerle, öfkelerle, sevgilerle, sükûnetle, kavgalarla, barışlarla, yiyeceklerle, içeceklerle, giysilerle, eşyalarla, sınavlarla, sonuçlarla, sustuklarıyla, konuştuklarıyla, işittikleriyle, dinledikleriyle, tutturukluklarıyla, tutturamadıklarıyla, kendine ait ve kendine ait olmayıp da oldurmaya çalıştıklarıyla, unuttuklarıyla, anımsadıklarıyla, yetindikleriyle, yetemedikleriyle; ağzına kadar doluydu raflar. Kimilerinin önü, sımsıkı örülmüş örümcek ağlarıyla kaplıydılar. Karşıdan durup bakıldığında, 1 kütüphaneden ziyade; uzamış dişleri ve sivri pençeleriyle, tüylü, ürkütücü 1 canavara benzemekteydi.

Nasıl böyle birikmişlerdi hepsi ve üst üste, sıkış tıkış yığılırlarken o fark edememişti?

Şimdi aralarından birini çekip alsa, hepsi birbirinin ardı sıra dökülüp etrafa dağılıvereceklerdi. Bu düşüncesi de ona derin 1 sıkıntı verdi ve bu sıkıntıyı üst bedeni hemen o anda 3 orta parmak dokunuşu çeperinde 1 sancıyla yanıtlayıverdi. Bu sancıyla birden kendine geldi. Madem yeni 1 hayat düzeni kurmalıydı, çekecekti raflardakilerden birini; dökülecekse dökülecek, gerekiyorsa etrafa dağılacaktı hepsi. Varsın dağılsındı. Hem ba(ğ)zen sağlam dağılmak, sağlam toparlanmak için en iyi başlangıç noktası değil miydi? Ve hayat kimi zaman bize yapmamız gerekenleri hatırlatmak için küçük uyarı ipuçları göndermez miydi? İşte bu da onlardan biriydi. O vakit şimdi kolları sıvama vaktiydi.

Köklerine sımsıkı bağlı, başı göklere değen ağaçların savunmasız bedenlerinde oluşan çatlaklarından, yarıklarından içlerine sızan kurtlar, çoğalarak açtıkları yollarla kendilerine ağacın içinde yaşam alanları yaratır, ağaç içinse kemirgen 1 canavara dönüşürlermiş.

İnsanlar da sağlam kökleriyle, bedenleriyle, ömürleriyle ağaçlara benzermiş; ağaçlarla insanları ayıran pek çok farklılığın içinde en değerlisi; insanların içlerinde kendi elleri ve iradeleriyle beslemediği hiçbir şey büyüyemez ve asla 1 canavara dönüşemezmiş.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 29 Kasım 2019 at 18:26

    Hayat bize yapmamız gerekenleri küçük ipuçları ile gönderir. Bu sıcacık öykü bir ipucuydu galiba benim için. Ben de şimdi kitap yığınları içinden bir tane çekeceğim. Dağılırsa dağılsın, toplarım. Hatta toplamam, bırakırım dağınık kalır.
     
    Müthişti, enfesti.

  • Cevapla Lara Altınay 29 Kasım 2019 at 18:58

    Okumayı severdim taa ki yazarın sesinden dinlemekten keyif almaya başlayana kadar. Sesine ve kalemine sağlık Nurdancım.

  • Cevapla Pınar Sude Genç 30 Kasım 2019 at 20:42

    Kesinlikle çok hoş bir yazı olmuş. Okurken çok keyif aldım. Bana da birkaç ipucu verdi sanırım🌚♥️

  • Cevap Yaz