Naftalin

Gracias A La Vida!

7 Ocak 2020

Yazı: Gracias A La Vida | Yazan: Gökçe Çiçek Gönülaçar

Sene 2000. Söylenmesi kolay yepyeni Milenyum. Çanakkale’ye gelişim dün gibi. Tam yirmi yıl olmuş. Elli sekiz, bilemedin altmış kiloyum. Sarı uzun saçlı, yirmi yaşlarında bir genç kızım. Deli bir özgüven patlamış. Direksiyon başındayım ama üç kilo alınca panikleyip on kilometre yürüyorum o zamanlar. Belimde bir çanta, içinde bir walkman. Yanında yedek kasetlerim.

Kasetlerim. Terkedilen her nesne gibi hüzün verici. İlk gençliğimin uğruna binlerce eski lira saçtığım hazinelerim. Walkman’imin içinde benimle birlikte binlerce kilometre aşan vefalı yoldaşlarım. Kaybolduğu veya dostlarca yürütüldüğünde artık “Amaaan gene çekerim bir yerlerden” diyemediklerim. Yüzlercesini tek tek nerede ne zaman aldığım veya çektiğim, hangi anlarda dinlendiğim, kimlere verip kimlere veremediğimi bildiğim, zaten artık CD’si ya da mp3’ü olduğundan isteyene verirken bile yüreğimden bir şeylerin koptuğu çocukluk aşklarım.

Doksanlarda yeniyetme olmamın alametleri. Onlara bakarken “Artık bizden de geçti” dedirten hayaletlerim. Her geride bırakılan şey gibi özlediğim ama geri gelmeyeceğini bildiğim. İncecik kara bir bant, manyetik alanlarda gezinerek gönlümün yaralarını sarar iken anılarımın tozunu alan.

Geçmişimin şahitleri

Babamın Kıbrıs’tan gerdirdiği kapkara çift kasetçalarlı bir radyo-teyp. Kitaplığın üstünde onca nazımı çekmiş oda arkadaşım. Ondan evveli de var. O da ablamın can yoldaşı. Kıpkırmızı record düğmesi ile çalışabilen ufacık portatif bir başka teyp. Çoğunlukla ayakkabı kutularında saklanan ve genelde siyah renkli çekilmiş kasetler. Buluyorum bir tanesini yerleştirtiyorum içine. Hâlâ çalışıyor. Babam ablama “Hadi kızım söyle” diyor, ablam o güzel sesiyle başlıyor söylemeye.

Dut ağacı boyunca dut yemedim doyunca.
Yâri halvette gördüm, danışmadım doyunca.
Benim balam kime neyler? Körpe balam kime neyler?
Benim balam Ay balam. Ay körpe balam, Ay balam.

O zamanların dilinden düşürmediği türküsü, doksan dokuzun ekiminde minik kızına isim oluveriyor. Güzel bir çocukluk geçirince detayları da hatırlayıveriyorsunuz hemen. Özgür, mutlu, her şeyle haşır neşir ettirilip, dolu büyütülen çocuklar. Seksenlerin mucizeleri bizler.

Büyüdükçe geri dönme isteğiniz artıyor mu benim gibi? Bugün sahip olduğum her şeyi bir bavula tıkıştırıp eski bir Mercedes otobüsle bir tur düzenlese gezi şirketleri, kaç paraysa verip gitsem. Günübirlik bile olsa hiç dinlenmeden, uyumadan razıyım.

Keşke gidebilsem.

Doksan beş yılında ben henüz lise öğrencisiyken Türkiye de mantar gibi çoğalan özel radyolardan bir tanesi de Gelibolu’da kurulmuştu. Ne akla hizmet; küçücük aklımda minicik kasabamızın imkânsızlıklar içindeki özel radyosunda yüzlerce kaset ve eski plaklarla ilk aşklarımdan birini yaşıyordum. Beni yeni tanıyanlar bilmez; Gelibolu da radyo programcılığı, Denizli’de de bir özel TV’de program sunmuşluğum vardı.

Üniversiteden sonra Çanakkale’de yaşamaya başladığım iki binli yıllar. Bu şehirde kaset nerde satılır bilmiyorum o zamanlar. Her Allah’ın günü araba tepesinde çalıştığımdan, dinlediğim her şey önemli.

Bahar Kitapevi’ne soruyorum. O bulunmaz kasetleri buldurup getiriyor.

“Kumdan kaleler var mı?”

“Buluruz” diyorlar.

Onu almışken Edith Piaf da istiyorum. Pink Martini’nin hatırı kalır. Onu da yaz listeye. Elimde bir Nokia 5110. Bir sabah arıyorlar. Sevinçle gidip alıyorum.

O zamanlar şirket arabalarının teypleri falan yok. Kızaklı bir Kawai araba teybi bulmuş babam. Akşam olunca çalınır diye kızağından kaydırıp eve çıkarıyorum. Sabah olduğunda yanımda geri indiriyorum. Sesi çıkarabildiği kadar acıyorum. Çan, Yenice rampalarında avazım çıktığınca ezbere söylüyorum şarkıları.

Teknoloji serüveninin ortanca çocukları olarak en az ilgiyi kasetler gördüler ne yazık ki…

Ne plaklar kadar sevdirebildiler kendilerini, onlar gibi hatıralara kazınabildiler, ne de CD’ler kadar kullanışlı olabildiler. Plak dönemini nihayete erdirdiği için bazılarının gözüne hiç giremediler… Ama yine de güzel bir dönemdi. Bir döneme damgasını vuran atarilerin de vazgeçilmeziydiler oyun kasetleri olarak.

Böyleydi işte… 45’lik, 60’lık, 90’lık… Hala kaset ve kasetçalar sahibi olanları saygıyla selamlarım.

Bir zamanın pil bitmesin diye kalem tersi ile geri sarılan teknolojisi idi onlar… Canlarım. Şimdi içinden en sevdiğimin eski bir kaydını dinliyorum. Maalesef bilgisayarımdan.

“Ve belki sen, belki ben
Belki de biz ve onlar
Kumdan kaleler kuran
Denize doğru
Bakarsın çoğalırız yaşam denen bu oyunda
Cemresi oluruz yarınların…”

Hep denize doğru gitmek istemişim ve hep kumdan kaleler yapmışım senelerce. Sonra farkında olmadan cemresi olmuş kalelerim yarınlarıma…

Yanımda eşim. Mutluyum, harika bir geçmiş yaşamışım. Şükürlerimi sunuyorum yaşama.

Huzur yayılırken kulaklarımdan ruhuma…

Gracias a la vida!

Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Deniz Süerkan 8 Ocak 2020 at 10:45

    Gençliğime götürdünüz beni …

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 9 Ocak 2020 at 10:26

      Keşke hep beraber gerçekten dönebilsek. Teşekkür ederim..

  • Cevapla Beril Erem 9 Ocak 2020 at 00:36

    Sanırım beni en çok etkileyen cümle şu oldu: Sonra farkında olmadan cemresi olmuş kalelerim yarınlarıma…
     
    Düşündüm. Okurken kendime döndüm. Seviyorum bunu yapmayı ama her metinde mümkün olmuyor. O nedenle teşekkür ediyorum sana. Köşenin ismiyle müsemma kokuları ve onlarla ayaklanan duyguları hatırlattığın için 🙂

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 9 Ocak 2020 at 10:26

    Beril Erem. İsmi güzel, kalbi çok güzel, kelimeleri güzel, canım editörüm. Bazen eskiye gittiğimde nefesim kesilir gibi oluyor. Bir daha dönemeyeceğimi bildiğim için zihnimde dönüyorum. Sonra kelimelere dökülüyor özlemim. Sonra hep birlikte ayaklanıyoruz. Benimle oralara döndüğünüz için çok teşekkür ederim..

  • Cevapla Şenay Cancanoğlu 20 Ocak 2020 at 01:27

    Harika bir yazı yüreğine kalemine sağlık canım.
     
    Şenay Cancanoğlu
    LR Bağımsız İş Ortağı Takım Lideri
    ☎️ +90 (505) 930 65 86
    Instagram: LR_senayaloevera69
    http://www.aloeverayauye.com

  • Cevap Yaz