Genç Kalemler

Seçilmiş Yalnızlığım

4 Mart 2020

* Yazarın Notu: Bu yazıyı, Nilipek – Gömülür dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Seçilmiş Yalnızlığım | Yazan: pınar Sude Genç

Yalnızlığı seviyorum.

Çünkü, günün büyük bir kısmında insanlar ile beraber olmak zorunda kalıyorum. Her insan bir düşünce anlamına gelir ki her düşünceyi var eden de bir ses vardır. Ve insan olarak çok konuşuyoruz, sürekli konuşuyoruz. Dolayısıyla, sesten, gürültüden, kalabalıktan bıktığım noktada yalnız kalmak istiyorum.

Okulda da çok bunaldığımda tek başıma uzak bir yere gidip yalnız kalmaya çalışıyorum. Yanıma birisi gelirse yalnız kalmak istediğimi söylüyorum. Geceleri, -şu an olduğu gibi- evdekiler uyuyunca tek başıma bir şeyler ile meşgul oluyorum.

Tek başıma demem yanıltmasın sizi.

İsmet Özel’in dediği gibi:

“Yalnızlık, sahip çıkılan, ancak sahip çıkıldığı zaman yalnızlık olabilen bir şeydir; insanın kaçınılmaz bir süreç sonucunda sürüklendiği ve dış şartların dayattığı ‘tek başınalık’tan, ‘bir kişi kalmak’tan, ‘kimsesizlik’ten, ‘gariplik’ten farklı, hem çok farklıdır.”

Yani, ben yalnız kalmayı tercih ediyorum. Etrafımda insanlar olsun diye de hiç çaba sarf etmedim. Öyle oldu.

Bilmiyorum; yalnızlığa mahkûm edilmiş olsaydım da aynı şekilde düşünür müydüm? Muhtemelen, yalnız kalmaktan zevk alana kadar zorlayıcı süreçlerden geçerdim; bu da yalnızlığımı daha da değerli kılardı.

Fakat şimdiye kadar hep fiziksel olarak yalnız kalmaktan bahsettim, yanılıyor muyum?

Öyleyse izin verin; bu noktayı da açayım: Yalnızlıktan zevk alıyor oluşum, kalabalıklar içinde yalnız hissetmeye başlamam ile gerçekleşti. İnsanların içindeyken yalnız hissetmek, bana etrafımdaki insanların sahte olduğunu hissettirmişti. Aslında etrafımdaki insanlarda bir sıkıntı yoktu. Yalnızca, içinde bulunduğum süreç sebebiyle ben değişmiş ve daha farklı düşünmeye başlamıştım. Böylece yalnız kalmaktan, yalnızlıktan müthiş bir zevk duymaya başladım.

Fakat dedim ya, hiçbir zaman yalnızlığa mecbur bırakıldığımı söyleyemem, diye. Aslına bakarsanız henüz ilkokul yıllarında -küçük, gerçekten küçük iken- okuldaki arkadaşlarım tarafından büyük bir dışlanmaya maruz kalmıştım.

İlkokul arkadaşlarım beni ötekileştirmeyi tercih etmişlerdi. Beni yalnızlığa itiyorlardı ve az daha düşmek üzereydim, o yaşımda. Çünkü, kendimce bildiğim doğruları savunuyordum.

İşte o günlerde yanımda olan bir arkadaşım vardı.

O arkadaşım, beni fark edip, yanımda durup, bana destek vererek o “doğru”ları benimle birlikte savunmuştu.

Artık ikimizden nefret ediyorlardı. (:

Ve onun desteğiyle ben yalnızlığa mahkûm edilmemiş olmuştum aslında. Şayet karşı tarafı haklı bulduğumu söyleyip samimiyetsiz bir özür dileseydim konu kapanacaktı.

Bu olay olduğunda sekiz yaşındaydım. Bu yaz on altı olacağım.

O yaşımda bile doğruyu savunma uğruna dışlanmayı göze almıştım. Karakteristik özellik dedikleri bu tarz şeyler oluyor sanırım.

Vee arkadaşım…

Evet on yıldır en yakın arkadaşımdır kendisi. Aile kavramına aşırı değer veren bir insanım. Gayem, vazifem, vaziyetim, hepsi ve her şey ailem üzerinedir. Ve o arkadaşım da ailem oldu. Ailesi ile birlikte. Çok hoşuma gidiyor annesiyle annemin, babasıyla babamın yakın arkadaş olmaları. Yazları hep birlikte aşırı keyifli vakitler geçirmemiz… (:

Şuraya kadar yazdıklarım sevgi, güven, kardeşlik, dostluk metinlerinin altına bir “Not” minvalinde belki. Ama şimdi yazacaklarım bir edebi suret değil, gerçeğin ta kendisi:

Belirgin izlerini hâlâ hissettiğim, o isyankar kimsesizliğin kıyısından beni çekip aldığın, çok küçük yaşta yalnızlığa itilmekten koruduğun, en yalnız hissettiğim anlarda bile yanımda olup daha güçlü hissetmemi sağladığın, ağlayacak olduğumda senin de gözlerinin nemlendiği, acı duyduğumda bunu hissedebilecek, başarı gösterdiğimde bununla gururlanabilecek bir dost olduğun için çok teşekkür ederim.

Hayatıma bir insanı yakinen alacak olduğumda, yalnızlığımı muhafaza ettiğim kapıdan geçmelerine değip değmediklerine bakıp düşünüyorum önce.

Çünkü o kapıdan geçen insanları -güzel veya kötü yaşantılar sebebiyle- unutmak pek mümkün olmuyor. Ve o kapı sana daima açık; nadir gerçekleşen, birbirimizden uzaklaştığımız vakitlerde de aralık…

İyi ki varsın. 4 Mart’ı anlamlı kıldığın için minnettar hissediyorum.

En içten sevgilerimle,

Pınar Sude Genç

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 4 Mart 2020 at 20:32

    Sude’ciğim senin her yazdığını ben bir günlük tadında okuyorum. Bu üslubunu seviyorum. Öncelikle bunu söylemek istedim.
     
    İkinci olarak da; yazdıklarınla ilgili…Genellemelerin kabul gördüğü bir toplumda, farklı olanı, farklı sesler çıkaranı, başını genel seviyeden biraz yukarı uzatanı “dışlamak” gibi bir tepkileri oluyor insanların. Özellikle küçük/genç yaşlarda bunun ne kadar zor olduğunu da tahmin edebiliyorum. Zamanının çoğunu bu insanlarla geçirildiğini düşünürsek…
     
    Ancak gözlemlediğim bir şey var, dışlanan insanlar toplumda bir birey olma halini daha iyi kuşanıyorlar. Daha güçlü, daha sabırlı, daha kadirşinas, sevmenin ve sevilmenin kıymetini bilen, daha başarılı, azimkar oluyorlar. Bu yönden senin de ne kadar güçlü olduğunu, yalnızlığı pratikte nasıl bir tercihe dönüştürme bilincine ulaştığını görüyorum ve seninle gurur duyuyorum.
     
    Son olarak, o çok sevgili arkadaşının da doğum gününü kutluyorum. Haksız olanın karşısında durabilmek, dışlanacağını bile bile bunu yapabilmek de çok büyük bir cesaret istiyor. İkinizi de bu cesaretinizden ötürü kutluyorum.

    • Cevapla Pınar Sude Genç 4 Mart 2020 at 21:03

      İçimde, en derinlerde duyduğum sevgiyi ve minnettarlık hissini biraz olsun yansıtabilmeyi çok isterdim doğrusu. Fakat güzel sözlerini okuduktan sonra tebessüm ederek teşekkür edebiliyorum yalnızca. Gerçekten, çok çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Tuğçe Büyükköse 5 Mart 2020 at 17:01

    Bu yazıyı okumak çok keyifliydi ;)💙💙

    • Cevapla Pınar Sude Genç 5 Mart 2020 at 21:17

      seni tanımak çok keyifliydi (:

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan