Satır Arası

Selamlaşalım

13 Mart 2020

Yazı: Selamlaşalım | Yazan: Nalan Erpolat

İnsanoğlu hayata gözünü açtığı andan itibaren, istese de istemese de küçük ya da büyük bir ailenin ferdi oluyor. Bebekken ailesiz kalmış bile olsa, birlikte büyümek üzere bir topluluğun içine giriyor. İnsan olarak yaşamanın gereği bu. İnsan varsa, insanlar var; insanlar varsa iletişim var; iletişim varsa yaşam var. Fakat iki tür yaşam var: Doyurucu Yaşam ve gelişine yaşanan Öylesine Yaşam.

Doyurucu yaşam, farkında olarak yaşanan yaşamdır. İyi ya da kötü her şeyin farkında olmaktır. Sevginin, mutluluğun, heyecanın, huzurun, huzursuzluğun, acının her şeyin farkında olabilmektir. Tüm bunların farkında olabilmenin çıkış noktası, içinde yaşanılan toplumun fertlerinin birbirlerinin farkında olmasıdır.

Yaşamın Hızı

Bilginin hızının her gün biraz daha arttığı dünyada, bilgiye yetişmek için hem bedenen hem zihnen koşuyor insanlar; öyle bir koşmak ki bireyler birbirlerini teğet geçiyorlar ama görmüyorlar, duymuyorlar. Koşarken yorulup, hafif yavaşlayıp, nefes alma fırsatı bulunca herkes aynı dertten muzdarip.

Her şey çok mekanik.
Çok yoğunuz.
Çok hızlı yaşıyoruz.
İlişkiler eskisi gibi değil.
Ne dostluk kaldı ne komşuluk.
vs…

Maalesef bu cümleleri kuran insanlar, ertesi sabah bedenen ve zihnen çıkacağı maratona başlamaya hazırlanırken, aynı saatlerde benzer maratona hazırlanan komşusuna bir “günaydın” demiyor. Aslında bunu isteyerek yapmıyor, gün içinde yapacaklarını düşündüğü için her gün gözünün önünde yürüyen komşusunu farketmiyor bile. Diğer komşuyu da farketmiyor, o saatte dükkanının önünü süpüren mahalle bakkalını da yaşadığı sitenin güvenliğinden sorumlu kişiyi de iş yerine gittiğinde aynı çatı altında çalıştığı insanları da…

İnsanoğlu, bedenini zihninin ritmine yetiştirmeye çalışırken, ruhunun ihtiyaçlarını es geçiyor.

Oysa ki ne kadar iyi gelir insana selamlaşmak.

Yüzünde bir tebessümle komşuya “günaydın” demek ve benzer gülümsemeyle karşılık almak. Güvenlik görevlisine, “Kolay gelsin”; mahalle esnafına “hayırlı işler” demek. Böyle basit ama pozitif iletişimle saatleri, dakikaları ziyan etmeden sindirerek yaşamak.

Eskilerin söylediği bir söz vardır. “Selamı sabahı kesmek” derler. İki kişinin arasının açık olduğunu anlatan bu söz, özellikle büyük şehirlerde günümüzün normali haline gelmiş durumda. Tek tek bireyleri dinleyecek olursak, herkesin yoğunluğunun sebebi daha iyi şartlarda bir yaşam. Halbuki insan iç dünyasına samimiyetle bakarsa, çevresindeki insanlarla arası bu kadar açıkmış gibi yaşarken, hangi hayatın hangi şartları daha iyi olabilir? Olamaz, arkasına sığındığımız hayat şartları bahanesi, insanları birbirinden bu denli uzaklaştırırken, maddi şartlar daha iyi olsa da hayat şartları asla daha iyi olamaz.

Selamlaşalım

Hayat şartları bahanesine hiç sığınmadan yaşayarak, eskilerin selamlaşma kültürüne dönmenin, yeni nesillere bu konuda örnek olmanın hayatı güzelleştireceğine inanıyorum. Selam verip borçlu çıkmaktan korkmayalım. Bu borç, yeryüzündeki tek bir insanın dahi hayatına dokunmaksa, ödemeye değer…

Sevgilerimle
Nalan Erpolat

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 13 Mart 2020 at 12:02

    Günaydın,
    Tam da her zaman düşündüğüm konu. Ben hep sorguladım bu sevgisizliği. Her sabah olmasa da sık sık karşılaştığınız biriyle selamlaşmamanın nasıl bir şey olduğunu.
     
    Geçmişte aynı apartmanda oturduğumuz, asansörde sık sık karşılaştığımız, bahçede köpeğiyle oynayan komşumuzu, bulunduğumuz yerden uzak bir yerde bir kaç sene sonra gördüğümüzde, aşinalıktan dolayı, gayri ihtiyari selamlaştığımız ama sonrasında eşimle birlikte dakikalar sonra kim olduğunu hatırladığımzda anladık bu gerçeği. Selamlaşsaydık, belki de bir kaç satır konuşmuşluğumuz da olurdu ve unutmazdık.
     
    Uzun yıllardır, çok sık yaptığım ve de zevk aldığım bir alışkanlık edindim. Göz göze geldiğim ama tanımadığım insanlara selam veriyorum ve genelde ilk birkaç saniye kal gelse de sonra tebessüm ederek cevap veriyorlar. Bazen de şaşkın baka kalıyorlar. Tabi bunu yapabilmek için benim yaşımda olmanız gerekir sanırım, yoksa…
     
    Esen kalın.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan