İçimdeki Sesler

Wabi-Sabi Huzuru

17 Kasım 2020

Yazı: Wabi-Sabi Huzuru | Yazan: Demet Uncu

“Hayatı dibine kadar nasıl yaşayabiliriz? Wabi-Sabi’ye sorarsak; dünyayı kusurlu, bitmemiş ve geçici olarak kabul edip, bu gerçeği kutlayarak derdi.”

Bu aralar yeniden Japon Felsefesi üzerine düşünmeye ve okumaya başladım. Değişen iş hayatı koşulları ile ilgili bir şeyler okurken, “wabi-sabi gibi yaşamak” şeklinde bir cümle ile karşılaştım. Neymiş, bu wabi-sabi diyerek, internette araştırmaya başladım. Okudukça büyülendim, rahatladım, huzura erdim.

Aslında bir süredir, hayatımda uygulamaya çalıştığım, yazılarımda sizlerle paylaştığım; an’da kalabilmeye yoğunlaşmayı, her şeyin gelip-geçici olduğunu içtenlikle idrak edebilmeyi, mükemmeli değil, kusurları da sevebilmeyi ve kabul edebilmeyi; yıllar önce Japonlar da söylemiş zaten. Söylemekle kalmamışlar, bu anlayışı yaşam felsefesi haline getirmişler. Hayatlarını yavaşlatabilmeyi başarmışlar ve eriştikleri dinginlik hissi ile birlikte, içtikleri çayın bile keyfini sürmek için seremoniler bile düzenlemişler.

Kusurlu Olanın Güzelliği

Peki wabi-sabi ne anlama geliyor?

Okuduğum kadarıyla, “wabi” kusurlu, doğal olanın güzelliği; “sabi” ise eskimiş, kullanılmış olanın güzelliği anlamına geliyor. Kısaca; geçiciliğin ve kusurluluğun kabulüne dayanan bir yaşam görüşünü temsil ediyor.

Bunları, kaleme alırken bile bana huzur verdiğine göre, iyi bir şey olmalı bu wabi-sabi. Ne dersiniz? 🙂

Bizlerin sürekli oradan oraya koşturmalarımız, hep bir yerlere yetişmeye çalışmamız, yine de çoğu yere yetişemediğimizi hissetmemiz, her şeyin en mükemmelinin peşinde olmamız; en mükemmel bedene, eşe, çocuğa, arkadaşa, eve, giysiye, arabaya sahip olmak için delilerce çalışmamıza ne dersiniz peki? Bu saydıklarıma sahip olduğumuz zaman da bunlar için nelerden feragat edip, vazgeçtiklerimizi fark edip, üstüne bir de deliler gibi üzülmemize ne diyorsunuz gerçekten?

Sizce de çok üzücü değil mi bu durum?

Hayatımız boyunca hiçbirşeyin ortasını bulamama, dengede kalamama ve ortayolu bulamama durumu. Gerçekten dönüp baktığımda, yaşamamış veya istediklerimi yapamamış biri olarak kendimi görmek istemiyorum.

Size “Mutluluk ve Mimari İlişkisi” üzerine yazmış olduğum yazıda, evlerimizin bizim için birer sığınak olduğundan bahsetmiştim, işte wabi-sabi tam da bu mükemmellik saplantısından kaçabileceğimiz bir sığınak sunuyor bizlere. Güçlü yönlerimizi tebrik ederken; eksik yönlerimizi, kusurlarımızı da sevgiyle kabul etmemizi sağlamak için güzel bir yol açıyor bu anlayış önümüze. Bu yolu seçip, yolculuğumuzdan keyif mi alacağız yoksa sadece varacağımız yere mi odaklanacağız seçimini bizlere bırakıyor…

Uzun zamandır, sonuç odaklı yaşayan biri olarak son birkaç yıldır sürece de odaklanmaya ve ilerlediğim yoldan da keyif almaya çalışıyorum aslında. Sonuç, istediğin gibi olsa da olmasa da elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmışsan en azından sonuca kadar geçen süreden keyif almaya başlıyor ve sonucu da kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçiyorsun böylelikle. Zaten hiçbir şey bizim kontrolümüzde değil de; bu ayrı ve uzun bir mevzu. 🙂 Bu şekilde süren bir yolculukta kendine daha şefkatli yaklaşmayı, çevrendeki güzellikleri fark edip, daha fazla şükr etmeyi öğrenerek, yolculuğunu tamamlıyorsun.

Eskiyen Çalışma Masası

Peki, mimarlıktaki wabi-sabi anlayışı nasıl oluyor?

Örneğin; salonumuzdaki meşe ağacından yapılmış çalışma masasının, yıllar içerisinde üzerinde oluşan çizikler, vuruklar ve matlaşan rengi ile birlikte ne kadar güzel durduğunu görebildiğimizde, bu işi anlamışız demek oluyor. 🙂 O masayı, vuruklarını onarmak, matlaşan rengini parlatmak için hemen bir marangoza götürmeden; yaşanmışlıklara odaklanmak, hatıraların değerini bilip onlara sahip çıkmak ile ilgili bu anlayış aslında. Yani, mükemmel olmayanı kucaklayabilmekle ilgili.

Hayatım boyunca, bu konuya hiç böyle bakmadığımı da fark etmiş oldum. İşim gereği; bozuk olanı tamir ettirmeye, eskiyen bir eşyayı yenisi ile değiştirmeye o kadar çok alışmışım ki… İş hayatım için olmasa bile, özel hayatım ve hayata bakışımı bu şekilde güncelleyebilirim belki de. Neden olmasın? Tabii wabi-sabi anlayışı bu kadar demek değil, bahsettiğim bu kısmı mimari ile ilgili.

Bu anlayışın felsefesini de anlamaya ihtiyacım olduğu için Beth Kempton’un “Kusurlu Mükemmel Bir Hayat İçin Japon Bilgeliği” kitabını büyük bir merakla okumaya başladım. Daha sonra kaleme alacaklarımın üzerinde, büyük etkisi olacak bu kitabın, şimdiden hissedebiliyorum. 🙂

Bu kitapta da anlatıldığı gibi; Japonların çoğuna “Wabi-sabi nedir?” diye sorduğunuzda cevap veremeyebilirmiş. Çünkü bu insanlar, hayatları boyunca farkında olmadan bu anlayışla yaşıyorlar zaten. Öyle bir ortamda doğmuşlar, büyümüşler ve yetişmişler. Bazıları, “Basit olanı anlayabilmek ve onun içindeki mutluluğu, huzuru hissedebilmek” diyor wabi sabi için.

Zaman zaman söylüyoruz ya; hayatı biz mi bu kadar karmaşık ve içinden çıkılması zor bir hale getiriyoruz diye. Belki de hayatın nasıl basite indirilebileceğini öğrenmemiz gerekiyor. Benim çok ilgimi çekiyor bu okuduklarım, umarım sizlerle de paylaşma fırsatı bulabilirim.

Şu bir gerçek ki gri-beyaz tonlarında dekore edilmiş, içinde az eşyası olan ve tavanında eskiyen boyadan kaynaklanan kabarmalar gördüğüm, wabi-sabi anlayışıyla dekore edilmiş bir odada, halen ilk dikkatimi çeken tavan boyasının yenilenmesi gerektiği oluyor. 🙂 Ama zamanla ona değil de, daha farklı şeylere dikkatimi yöneltmek için çalışıyor olacağım. 🙂 Hayatı bu kadar ciddiye almamak gerektiğini şimdiden yavaş yavaş öğrenmeye başladım bile.

Orman Banyosu

Okudukça bayıldığım ”shinrin-yoku” kavramından da biraz bahsedeyim sizlere. İngilizce’de “forest bathing” yani “orman banyosu” olarak çevirebileceğimiz, doğanın iyileştirici gücüne vurgu yapmış, Japonlar. Birkaç yazımda sizlere bahsettiğim, doğanın üzerimdeki etkilerini şimdi hatırladıkça, bu kavram ile ne güzel örtüştüğünü fark ediyorum. Evet, şimdi kesinlikle kararımı verdim. İnsanoğlu doğaya yüzünü dönmeli, onu; gözü gibi korumalı, pamuklar içerisine sarmalı. Gerçekten tek kurtuluşumuz, huzura ve sağlığa kavuşmamızın tek yolu bu bence.

İşte bu yazımda, Japon Felsefesi’nden etkilenerek, ben de bıraktığı izleri paylaşmaya çalıştım sizlerle. “Sadece şimdilik” ve “ömür boyu 1 kez” anlamlarına denk düşen “ichigo ichie” kelimeleri ile sizleri selamlıyor; hayatınızı basite indirgemeyi ve o basitliğin içerisindeki güzellikleri keşfetmenizi yürekten diliyorum.

Sevgilerimle,
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 19 Kasım 2020 at 09:38

    Canım;
    Yazılarını okurken gerçekten sendeki düşünce değişikliğini fark edebiliyorum. Okuduklarından etkilenip değişmeye ve mükemmeliyetçi yanını törpülemeye çalışmanı da takdir ediyorum.
     
    Benim de plan ve programlı yaşamaya çalıştığım dönemlerden bugünkü halime gelene kadar bin bir soru ile boğuştuğum zamanlar oldu biliyorsun. Hep söylüyorum; “Hayat kısa, insan içinden nasıl geliyorsa öyle yaşamalı.” Tabi ki belli kurallar ve düzen olmalı ama olanla mutlu olmayı da bilmeliyiz, diye düşünüyorum.
     
    Neyse yazdıkça yazasım geliyor. Bunları baş başa, uzun uzun konuşuruz.
     
    Her zamanki gibi çok güzel olmuş yazın.
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Demet Uncu 19 Kasım 2020 at 11:23

      Cemciğim, ne güzel bir yorum yazmışsın. Çabamın fark edilmesi güzel tabii. 😊 Çok teşekkür ederim tekrar. Tabii uzun uzun konuşuruz sonra. 😉

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Kasım 2020 at 11:35

    Yazıya seçtiğin fotoğrafa bayıldım canikom. Dönüp dönüp bakıyorum :))) Başlıkta da kullandığın gibi tam bir “huzur”. Burada uyumayı kim istemez 🙃
     
    Kusurlardaki yaşanmışlığı ve güzelliği görebilmek harika bir felsefeymiş. Bana senin başka bir yazında anlattığın altın varakla birleştirilmiş kırık vazo kıssanı hatırlattı bu yazdıkların. Ondan da çok etkilenmiştim o zaman 😉
     
    Ne güzel konular buluyorsun kuzum. Aklına, yüreğine, kalemine sağlık 😘

    • Cevapla Demet Uncu 23 Kasım 2020 at 16:42

      Didemciğim, beğenme çok sevindim. Bende fotoğraftaki huzura bayıldım. Dikkatine her zaman hayranım zaten. 😊 Dediğin gibi bahsettiğim o teknik de Japonlara özgü, Kintsugi.
       
      Güzel yorumun için teşekkür ederim, motive edici oluyor benim için. Konu bulma konusuna gelince, kolay olmuyor ama ilahi bir el yardım ediyor sanırım. 😉
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan