Yurt İçi Gezi

Orhaniye, Marmaris

12 Kasım 2024

Yazı: Marmaris, Orhaniye | Yazan: Demet Albayrakoğlu

Bu yaz tatilimizi Ege sahillerinde geçirmeye karar verdikten sonra sırasıyla Marmaris, Datça ve Bodrum’da kalmayı planlamıştık. Sabah saatlerinde eşim ve ailemle arabayla Marmaris yollarına düştük. Marmaris’e yaklaşırken yolların virajlı olduğunu bildiğimizden, annem araba tutmasına karşı ilaç alarak önlem almıştı. Kalabalık bir şekilde yapılan araba yolculuğu eğlenceliydi. Arabada kardeşimle birlikte üç kadın olduğumuz için eşyaları yerleştirmekte biraz zorlandık ama yolculuktan önce bagajda denemeler yaparak bu sorunu hallettik.

Yol boyunca evden getirdiğimiz yiyecekler ve içeceklerin eşliğinde, özenle hazırladığımız müzik listesindeki şarkıları dinleyerek güzel bir yolculuk geçirdik. Yolda mola verdiğimiz bir çöp şişçi oldu tabii ama pek beğenmedik, eti fazlasıyla sertti.

Marmaris’te kalacağımız otelde, eşim hariç hepimiz daha önce konaklamıştık. Yazılarımın birinden hatırlarsanız belki. Otelin ismi Baraka’ydı ama el değiştirmiş ve adı Chillos Beach Hotel olmuş. Bu yönetim değişikliği bizi biraz endişelendirmişti fakat otelin yer aldığı sessiz ve huzurlu koyu çok seviyordum.

Deniz oldukça temiz ve ılıktı. Her ne kadar soğuk denizi seviyor olsam da eşim için bu çok iyi bir şeydi. Otele vardığımızda, işletmeci Medet Bey ve eşi bizi güleryüzle karşıladı. Tesisi üç yıldır onlar işletiyormuş. Bize hemen soğuk bir şeyler ikram ettikten sonra odamıza kadar eşlik ettiler.

Odamız balkonlu ve oldukça temizdi. Hemen üzerimizi değiştirip kendimizi sahile attık. Zeytin ağaçlarının altındaki şezlonga uzandığımda benden mutlusu yoktu. “Çok mu şey istiyorum?” diye düşündüm. Bazı insanlar için belki evet, ama bazıları için hayır. “Bu koşullara ömrümün sonuna kadar sahip olabilir miydim acaba?” diye içimden geçirdim. O an için bu sorunun cevabı bende yoktu, bu yüzden anın keyfini çıkarmaya çalıştım. Tesis az odalı olduğu için kalabalık değildi, plajı da sakindi. Koyun hemen yan tarafındaki Martı Marina’daki tekneleri, uzandığımız yerden seyredebiliyorduk. Daha sonrasında marinaya gidip, orayı da gezecektik tabii.

Marmaris, Orhaniye

Dört gün kaldığımız Marmaris’te her gün güneşlenip denize girdim ve bol bol kitap okudum. Ferzan Özpetek’ten “Saklı Yürek”ti kitabım; size de tavsiye ederim.

Marmaris’in Orhaniye Köyü içerisinde kalan bu mekân, her zaman kendimi iyi hissetmemi sağlar. Dinginlik ve huzurun adresi bence burası. Hatta buraya ilk kez geldiğimde denizi arkama alarak sosyal medya hesabımda “Bir insanın ömrü nasıl uzar, buldum” diye bir paylaşım yapmıştım.

Tatilimiz boyunca öğle yemeklerini otelde yemeyi tercih ettik. Yemekler genel olarak lezzetliydi. Ancak 1-2 gün mutfağın fırıncısı rahatsızlandığı için unlu mamüller servis edilemedi. Benim için değil ama eşim için tam bir hüsran oldu bu durum.

Gelelim akşam yemeklerine; aynı koyda yürüyerek gidebileceğiniz 3-4 restoran bulunuyor. Biz de bunlardan biri olan Kaptanköy’ü tercih ettik. Ortamı şöyle tarif edeyim: Hemen deniz kenarında güneşin batışını izlerken Bergüzar Korel şarkıları eşliğinde rakınızı yudumlayabiliyorsunuz. İşte istediğimiz şey bu kadardı, insanoğlunun özlem duyduğu o ortam tam da buydu. Çok mu genelleştiriyorum bilmiyorum ama çoğu insan için böyledir sanırım. Gayet minimalist, üzerinizde rahat kıyafetleriniz ile lezzetli bir akşam yemeği yiyebileceğiniz bir yer burası. Yemeklere gelince; büyük meze dolapları yok, 3-4 farklı mezenin yanında ara sıcaklar ve taze balık servis ediliyor.

Marmaris tatilimizin dört gecesinin üçünde burada yedik diyebilirim. Orhaniye’nin meşhur gün batımını izleyebileceğiniz bu mekânda leziz taze deniz levreğini afiyetle yedik ve başka bir şeye ihtiyaç duymadık.

Selimiye

Orhaniye’ye yakın olduğu için Bozburun ve Selimiye’yi de görmek istedik ve bir akşam yemeğini farklı bir yerde yemeye karar verdik. Bozburun’un tekneyle gitmediğiniz sürece pek bir özelliği yok aslında. Selimiye ise daha şirin geldi bize; gezebileceğiniz ufak bir çarşısı ve zevkli dükkanları var.

Oranın meşhur restoranlarından biri olan Sardunya’da yemeğimizi yedik. Meze çeşitliliği geniş, manzarası güzeldi. Ancak hava çok sıcaktı ve hiç esinti yoktu. Kaldığımız koyda ise her daim esinti vardı ve havası bunaltmıyordu. Sardunya’ya gelenler genellikle tekne sahipleri veya tekneyle gezenlerdi. Anlayacağınız puro kokuları havada dolaşıyordu hep. Yediğimiz her şey lezzetliydi; Kaptanköy’den farkı, fiyatlarının yüksek oluşuydu. Yollar virajlı ve gece de yollar aydınlatılmadığından kaldığımız mevkide yemek yemek bizim daha çok hoşumuza gitti açıkçası.

Gün içinde buggylerle Martı Marina’ya gidip gezmek de eğlenceliydi. Marinada tasarım giysilerin bulunduğu güzel bir butik, bir kafe, bir restoran ve bir de market vardı. Geçmiş yıllarda Mistral adlı restoranda yemek yemiştim ama bu yıl fırsat olmadı.

Marmaris Orhaniye’deki tatilimiz tam da hayal ettiğim gibi mutlu ve huzurlu geçti.

Yeni rotamız Datça’ydı; iki gün de merakla beklediğimiz bu şehirde konaklayacaktık.

Orhaniye’nin ruhumda açtırdığı çiçeklerle aşağıdaki dizeleri kaleme aldım. Bu ilk şiir denememdi. Dergimizin yetenekli şairi Mehmet ne yorum yapacaktı acaba?


xxx
Bir teknenin limana usulca yanaşması
Çam ağaçlarının arkasında güneşin turuncuya çalan batışı
Güneşin denize yansıyan ışıkları
Dalgaların kıyıya vurması
Gece ayın yakamoza dönüşen hali
Gibi
Seviyorum seni
Bir zeytin ağacının altında,
Beni saran kollarının arasında mutluyum şimdi

 
 
Demet Albayrakoğlu
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

4 YORUMLAR

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 12 Kasım 2024 at 09:18

    Bu kış günlerinde Ege’nin sıcaklığını hissetmek, ruhuma çok iyi geldi. Yaz tatilinin o huzurlu anlarını okurken adeta denizin ferahlığını, zeytin ağaçlarının gölgesini ve güneşin batışındaki o turuncu huzuru hissettim. Sayende Marmaris’in o dingin koylarında bir yolculuğa çıktım.
     
    Kalemine sağlık canım ❤️

    • Yanıtla Mehmet Gökcük 12 Kasım 2024 at 09:48

      Öncelikle hemen belirteyim, sözü bana attığın cümleye dek okurken en çok şunu hissettim: Bu kadın gözleriyle beraber yüreğiyle bakıyor her şeye ve her yere. Anlatılarında hep bu özellik var ve içsel durumunu hep önceliyorsun. Devrin az kalan insanlarının özelliği bu.
       
      Şiire gelince, tahlil yapmayı çok severim ve şiiri aşka bağlaman harika olmuş. Çünkü aşk hayatın içine serpilmiş sihir tozu gibidir. “Yok oldu, bitti” dediğin anlarda herhangi bir nesne, bir esinti, bir manzara ve birçok şey aşkın; “Heeeey ben buradayım” seslenişine dönüşebilir.
       
      Hayatın içindeki doğallıkları aşk ile betimleyenlerden asla zarar gelmez, bilakis onlar lazımdır özün yaşaması için.
       
      Cem abiye tandır ekmeği yapmayanlar utansın. En azından artık güzel bir şiiri var. Karın doymasa da yürek doyuyor ne hoş.
       
      Selam olsun, dua ile…

      • Yanıtla Demet Albayrakoğlu 12 Kasım 2024 at 10:49

        Mehmetciğim, ne güzel ifade etmişsin düşüncelerini. Çok teşekkür ederim öncelikle. Senin gibi usta bir şairden bu güzel cümleleri duyabilmek çok kıymetli. Söylediğin gibi hayat belki de her gün gördüğümüz ve yaşadığımız, sıradan diye tabir edebileceğimiz, o güzelliklerde saklı. Hayatı yalın ve sadeliği ile birlikte yaşamayı, hissetmeyi seviyorum ve buna gayret ediyorum. Dışarıdan bakıldığında, senin tarafından da bunun fark edilmesi ne güzel.
         
        Tekrar nazik ve güzel yorumun için teşekkür ediyorum Mehmetciğim. ✌️🌹

    • Yanıtla Demet Albayrakoğlu 12 Kasım 2024 at 10:44

      Canım Didemciğim, çok teşekkür ederim. Yazımın, kendini iyi hissetmene vesile olmasına çok sevindim. Böyle nefes aralarına o kadar ihtiyacımız oluyor ki. Tekrar yorumun için teşekkür ederim canım. ❤️😘

    Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan