Sakin yapısının altında her zaman hırçın bir tarafı vardı fakat çok lazım olmadıkça o tarafını uyandırmazdı. Suratına kapılar kapansa sadece rüzgarını hissederdi yüzünde. Çok yorulsa bir kaldırım taşına çökerdi. Kendisine söylenen sözleri yutabilirdi boğazı düğümlenerek. Hırçın tarafı, mesele sevdiklerini korumak olunca uyanırdı. Anneannesinden aldığını düşünürdü bu özelliğini, biliyordu ki hamurunda vardı. Sevdiklerine yönelen en küçük tehditte bile, yavrusunu korumaya çalışan bir anne kedi gibi hırçınlaşırdı. Çoğunlukla gülümsemekten kısalan gözleri, bu anlarda parlayan bir ateşle yanardı. Bunun kanında dolaşan gizli bir güç olduğunu düşünürdü. Belki de anneliğin doğasından gelen bir içgüdüydü ama o, daha anne olmamışken bile bunu taşıyordu.
“Ne garip,” diye düşündü. “Kim bilir, annem benim için kaç kez hissetmiştir bu koruma içgüdüsünün getirdiği öfkeyi. Şimdi ise ben onun için hissediyorum. Telefonda sesini duyduğumda, ‘Sesin farklı sanki, bir sorun yok değil mi?’ diye soran ben oluyorum. Annem hep ‘anne olunca anlarsın’ derdi ama galiba ben daha anne olmadan anladım.”
Ergenlik döneminde annesiyle arasına neden mesafe koyduğunu, onunla neyi paylaşamadığını şimdi düşündüğünde kendisi de pek anlamıyordu. O zamanlar annesi ne söylese tam tersini yapmak istiyordu, doğru bile olsa. Neden? Sırf annesi söylediği için mi? Belki de o zamanlar annesinin hep haklı çıkmasından yorulmuştu. Şimdi ise onun fikir ve gözlemlerine en az kendi iç sesine teslim olduğu kadar güveniyordu.
Defalarca silinmiş mutfak masasında, önünde yaş pasta ve mumla beklerken düşünmüştü tüm bunları.
Masanın öbür ucundaki okunmaktan yıpranmış Kuran’a ve hemen yanındaki okuma gözlüğüne baktı. Gözleri sonra pencereye kaydı; etek ucu işlemeli tül perde hafifçe dalgalanıyordu. Nasıl ki annesi onda ev hissiyatı uyandırıyorsa eve bakmak da ona annesini hatırlatıyordu. Bu mutfakta, onun dualarla pişirdiği yemekleri yerken şifa bulduğunu hissederdi sanki. Aslında annesi varlığıyla hayatına şifayı getirirdi. Başı ağrıdığında “Sana bir okuyayım” deyip elini alnına koyduğunda da hissederdi bunu, en stresli anlarında içine ferahlık getiren sözlerini işittiğinde de.
Çok şey öğrenmişti annesinin yaşadıklarından ve hiç yaşamadıklarından. Bir insan nasıl sevilir, onda görmüştü ilk. Onda gördüğü okuma ve öğrenme tutkusu ile utanmıştı bazen kendi tembelliğinden. Fedakarlığın makul sınırına dair fikirleri olmuştu onu izledikçe mesela. Tüm bunlardan dolayı annesine “borçlu” değil “minnettar” hissetmeyi de öğrenmişti neyse ki.
Kendisi ile kardeşlerinin de annesine birçok şey öğrettiğinin bilincindeydi. Evde neden sadece annemin doğum gününü kutlamıyoruz, diye düşünmüşlerdi mesela bir gün. Doğum gününün ne zaman olduğu belli değildi ki. “Bugün olsun o zaman” demişti ablası, “22 Mart.” O günden beri her yıl 22 Mart’ta kutlar olmuşlardı annelerinin doğum gününü. Hepsi biliyordu ki yarına bırakarak değil, bugünden başlayarak yaşamak gerekiyordu hayatı. Çünkü kimse öldüğünü anlayacak kadar uzun yaşayamazdı.
Nihayet kapının ardında tanıdık bir telaş duyuldu. Ardından anahtar kilitte döndü. Kapının dışındaki telaş, içeride tatlı bir heyecana karıştı. Pastanın üstündeki mumu aceleyle yaktı. Kapı açıldığında, her şey tam da olması gerektiği gibiydi.
“İyi ki doğmuşsun anne!”
Pınar Sude Genç©





10 YORUMLAR
Sen de iyiki doğmuşsun. Bal kızım, beni çok mutlu ettin ne yazsam eksik kalacak gibi…Ömrüne yüreğine kalemine sağlık olsun. Güzellikler seni kucaklasın. Seni bana evlat olarak veren Rabbime şükürler olsun…
🥹💖
Yine bir gün kütüphaneye giderken yolda okunacak harika bir yazı olmuş. İyi ki doğmuşsun pınarın annesi🥹
Beğenmene sevindim Gülsüm, teşekkür ederiz 🥹💖
Iyi ki doğmuşsun mukaddes teyze🩷 ellerine sağlık çok güzel bir yazı olmuş Pınar 🩵
Teşekkür ederiz Tuğçem💖
Nice yıllara Mukaddes hanım. Eline sağlık Pınar. Nice yıllar yazarak katkıda bulun hayatımıza…
Teşekkürler Murat abi🥰
bilmek istersen nedir muhabbet
balasını çok seven anadan sor
kolay mı bunca zahmeti çekmek
onu kadir bilen baladan sor
🙂