Öykü & Deneme

İnci Taneleri

28 Ocak 2018

inci kolye ve küpeli zarif bir kadın

Gündüzün geceye nöbetini devretmek için hazırlandığı vakitlerde, güneşin kızıl direnişi yarı açık demir kapıdan içeriye doğru adımını atarken kadın güneşi takip ederek apartmana girdi. Apartmanın içi ardına kadar açılan kapıyla güneşi ve kadını içeri buyur etti. Kadın, zarif el hareketleriyle sağ elindeki siyah deri eldiveni çıkarıp cebine yerleştirdi. Siyah elbisesinin kolundan görünen incecik beyaz bir goncaya benzeyen eli yine zarif bir şekilde çantasının içinde gezindi. Anahtar şıngırtılarıyla beyaz gonca, kapı ile birlikte açıldı.

Koridora vuran güneşin akisleri kadının gözlerini kısmasına sebep oldu. Çantasını yere bıraktı. Ayakkabılarını öylece koridorda çıkarıp sağ taraftaki odaya _yatak odasına_ girdi. Bembeyaz oda, camdan süzülen kızıllıkla sıcak bir renge bezenmişti. İçerdeki tüm eşyalar en ince ayrıntılarına kadar görünüyordu, sanki güneş tüm eşyaların içlerine kadar girmişti. Odanın iki duvarındaki çerçevesiz iki büyük boy aynası, ne tarafa dönse insanın kendinle yüzleşmesine sebep oluyordu. Aynalardan birinin sağ ve sol tarafına çakılmış çiviler kolyelerin kendilerini asma sebebiydi. Birbirine denk dört duvar olan odanın kalan iki duvarından birine karyola yaslanmış diğerine de gardırop dayanmıştı. Odadaki her şey beyazdı. Bir tek duvardaki kolyeler renk veriyordu odaya, bir de ara sıra renkli olanlarla değiştirilen çarşaflar.

Kadın yatağın aynadan kendi görebileceği kısmına sanki yatakta iz bırakmaktan korkarcasına usulca oturdu. Aynada kendine baktı, baktı, baktı… Camdan içeriye giren güneşin son kızıllığını yakaladı. Kumral ipek saçlarına toka diye taktı. Hoşuna gitmiş olacak ki gülümsedi. Gülümsemeyi tuttu yüzünde ve kırışıklıklarını saydı. Yüzüne değen saçlarını yemyeşil gölde sessizce süzülen kuğulara benzer zarafetle kulağının arkasına aldı. Kulağındaki inci küpelere ilişti gözleri aynada, sever gibi usulca dokundu onlara, gözlerinden düşen inci tanelerini de hemen bir mendilin içine topladı.

İnci küpeler ve mendile düşen inci taneleri ona bir şey hatırlatmış olacak ki aniden oturduğu yerden fırladı, koridorda çıkardığı ayakkabılarını aceleyle geçirdi ayağına, çantasını bile almadan kapıdan koşarak çıktı. Yanında evler de koştu onunla, sokaktaki köpekler, çocuklar, ağaçlar da… Aynadaki yüzü, gülümsemesi, yüzündeki izler, güneşin kızıllığı, kulağındaki küpeler ve avucundaki mendile topladığı inci taneleri de koştular. Tüm eski dostları, aşkları, yanlışları, yaşanmışlıkları ve yaşayamadıkları da peşi sıra takip ettiler onu. Rengi, nefesi, sesi ilmek atmaya çalıştı hayata. Baştan defolu başlamışsa hayat bir kere, tekrar söküp örmek nafile diye geçirdi aklından.

Derken ani bir fren sesi… Mendilinden dağılan inci taneleri… Usulca güneşin aya kendini teslim edişi…

Elif Aksoy

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz