Kırmızı

Beni Çok Sev

6 Şubat 2019

Beni Çok Sev
*Yazarın Notu:
Bu yazıyı, The Cinematic Orchestra – Arrival of The Birds & Transformation dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Küçüktüm, ufacıktım.
Top oynadım, acıktım.
Buldum yolda 1 erik.
Kaptı 1 ala geyik..

Ve ben o yaşlarda sanırdım ki sevmek; her canlının doğasında, dünyaya gelirken varolan 1 bilgidir. Doğumla birlikte ruha ait bu bilgi hayata geçerek, ölene dek kaybolmadan ve hatta katlana katlana artarak canlıyla beraber büyümektedir. Aksi mümkün değildir. Mümkünmüş oysa ki..

Annem, insan sevme konusunda tam 1 üstat idi.

Karşılıksız, beklentisiz, çıkarsız, koşulsuz, sonsuz sevmek en büyük hüneriydi. Sarıla sarıla, öpe koklaya, söyleye söyleye, içine çeke çeke severdi. Onun herkese ve her şeye dair bu eşsiz yeteneği beni de kendimi bildim bileli hep çok etkilemişti. Ve bu hal benim zihnimde, herkese ait 1 özellikmiş gibi yer etmişti.

Hayat, bildiğim her yanlışın doğrusunu, her daim bizzat kendime buldurmaya çalışan 1 öğretmen misali, bu düşüncemi de bana defalarca tecrübe ettirdi.

7-8 yaşlarım, ilk arkadaşlıklarım.

Oyun oynarken 1 şekilde oyunun dışında kalışım. Nedenini anlayamayışım. 1 daha oyuna dâhil edilmeyişimle dökülen sicim gibi gözyaşlarım. Annemin kırılan kalbimi tamir etme çabasıyla işini gücünü bırakıp benimle arkadaşlarımın oyun oynadığı yere gelişi. Tedirginlikle terleyen elimi sıkı sıkı tutuşu. Kendisinin arkadaşı olan diğer anneye durumu izah edişi. Annenin arkadaşlarıma seslenişi. Onlardan gelen; “Onunla oynamayacağız bundan böyle, çünkü o bizim istediğimiz oyunları oynamak istemiyor ve bu nedenle biz onu sevmiyoruuuuuuuzzz..” cümlesinin kulaklarımı 1 kurşun gibi delip geçişi.

Naif, kırılgan ruhumun ilk sendeleyişi.

Yıllar içerisinde aklım da, kalbim de, yaşadıklarım da büyüdü benimle birlikte.

Yukarıdaki cümleyi ve türevlerini defalarca duydum; farklı tonlarda, farklı sebeplerle, farklı suretlerde, farklı biçimlerde.

Ruhum sendeledi aynı naiflikle her seferinde.

“Neden?” insanın beyin kıvrımlarında dolanan en sinsi cümle ba(ğ)zen. Bırakmıyor insanın peşini yanıtını vermeden.

Okudum, araştırdım, aynalarla konuştum, ilim sahibi kimselere danıştım, dinledim uzun uzun, tanıdık tanımadık çevremi izledim, ufuk çizgilerine ulaştım.

1 tavşanın kafes içinde tek başına şefkatten uzak yaşamını sürdürürkenki hırçınlığı, 1 bitkinin bulunduğu odaya kendisinden hiç hoşlanmayan 1 botanikçinin girdiğindeki tedirginliğiyle titreyen yaprak hücreleri, bebekliğinde terkedilmiş 1 çocuğun yaralarını sarmaya çalışan koruyucu ailesinin sabır dolu çabalarının hikâyeleri eklendikçe peş peşe, vardığım nokta şuydu ki; herkes bilmiyordu sevmeyi.

Sevmek, öğrenilen 1 davranış şekliydi.

Canlının doğasında saklı 1 yetenek gibiydi. Yetenekse, ancak üzerine çalışılarak hayata geçirilebilirdi. Çokça ve gönülden tekrar edilmeliydi. Emek verilmeliydi. 1 ağaç fidanı gibi toprağına ekilmeli, cansuyu köklerine sirayet ettirilmeli, büyümesi takdirle ve mutlulukla beslenmeliydi.

1 canlının 1 varlığa sunabileceği en eşsiz, beklentisiz, karşılıksız ve sonsuz davranış idi.

Ve benim geldiğim tedrisat da tam da böyleydi. İlk okulum annemdi. Ezberimdeki varolan her şeye yönelik tüm sevme dilleri, anadilimdi.
Ne yaşarsam yaşayayım; 1 daha, 1 daha sevmek fikrine 4 elle sarılmam bu sebeptendi.

Yemek yemek gibi, su içmek gibi, uyumak gibi, gözlerini kırpmak, parmaklarını oynatmak gibi, bedenine ait, olmazsa olmaz 1 davranış gibi.

Çok sevmeli.
Öğrenmeli.
Öğretmeli.
Sarıla sarıla, öpe koklaya, söyleye söyleye, içine çeke çeke..
Sevmeli.. Çook sevmeli..

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Lara Altınay 6 Şubat 2019 at 22:59

    Okudum, düşündüm, bir daha okudum, anılar canlandı gözümde, duygulandım…
     
    Kalemine sağlık Nurdancımm!

  • Cevapla Beril Erem 7 Şubat 2019 at 00:28

    Ah işte tam da bu! Sevmek emek ister evet ve sonsuza dek evet! Eşimle yolun başından beri aynı şeyi konuşuyoruz. Sen her gün ofise giderken dış görünüşüne özen göstererek gidiyorsun, müşterilerinle, çalışma arkadaşlarınla konuşurken olumlu bir dil kullanmaya özen gösteriyorsun.
     
    Öyleyse en değer verdiğini söylediğin ailene de aynı, hatta daha fazlasını göstereceksin. İlişkiler emek istiyor gerçekten. Her türlüsü. Değer yargılarımız şaşmış durumda, neye değer vereceğimizi bazen unutuyoruz. En yakınımızdakilerin sevgi depolarını boş bırakıyoruz.
     
    Çok şahane bir yazı olmuş, yine 💞

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 7 Şubat 2019 at 01:06

    Bu yazıya, bende hissettirdiklerine 💜💜🦋

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 7 Şubat 2019 at 02:19

    Bence bizim nesil sevmekten çok vazgeçmeyi öğrendi. Her şeyden o kadar çabuk vazgeçiyoruz ki sevmeye vakit kalmıyor. Kimsenin kimseye emek vermek gibi bir arzusu da yok. Herkes istemeyi biliyor ama vermeye gelince ortada kimse yok. “Ben, beni seveni severim,” gibi egomanyak cümleler havada uçuşuyor…
     
    Senin de yazında bahsettiğin gibi her türlü yetenek, pratikle mükemmelliğe ulaşır. Fakat kimse diğerinde yeteneği geliştirecek kadar kalmıyor. Yeni birinde yeniden, sıfırdan başlayınca katedilen mesafe hep aynı…
     
    Burada bahsettiğim sadece gönül ilişkileri değil, dostluklar da öyle. Vermekten çok, almak üzerine kurulu olunca sevginin zaten bahsi olmuyor…
     
    Sevmek lazım kesinlikle katılıyorum, hem de çok sevmek lazım…

  • Cevapla Mehmet Gökcük 10 Şubat 2019 at 13:11

    Farklı algılara ve zevklere sahip olmanın bedelini ödemişsiniz erken vakitlerde…
    Milli Eğitim Bakanımızın, bakan olmadan önceki bir seminerinde şu cümleyi not etmiştim;
     
    “Adalet farkı olan çocuğun farkına hürmet etmektir, hizmet etmektir.”
     
    Bu farkı fark etmemiş etrafınızdakiler ve siz kendi kendinizi büyütmüşsünüz bazı açılardan… Belki de böylesi daha iyi olmuş sizin için…
     
    Kaleminize sağlık, geçmiş zamanlardan birine gidiverdim okurken…

  • Cevapla Ferit Sağlam 10 Şubat 2019 at 16:38

    Seni çok seviyorum…

  • Cevap Yaz