Minerva'nın Baykuşu

Aşk, Evlilik Ve Seks

17 Mayıs 2019


Size de oluyor mu bilmiyorum ama ben ara sıra kendimi şöyle bir yoklama ihtiyacı hissediyorum. Fiziksel anlamda değil merak etmeyin. ☺️ Sadece kafamın netliği ne durumda, zihinsel faaliyetlerim halen sağlıklı mı, yaşlanma emareleri gösteriyor muyum, algım hala aynı açıklıkta mı, dünyayı ve çevreyi aynı şuurla algılayıp doğru şekilde değerlendirebiliyor muyum, ağzımdan çıkanları kulağım hala duyabiliyor mu ve onları zihnim süzgeçten geçirebiliyor mu gibi temel seviye bir check up yapma gereksinimi bu.

Söz konusu olan nesnel dış dünya olduğunda bunu test etmek o kadar zor olmuyor. Malum Kant’ın dediği gibi nesneyi önce apriori olarak zaman ve mekân boyutuyla algıladığımızdan etrafınıza şöyle bir bakıp diğerlerinin tepkilerinden kıyaslayarak belli bir iç rahatlığı sağlayabiliyorsunuz. Ama iş insan ilişkileri, duygusal ve kültürel boyutlara geldiğinde her şey biranda Arapsaçına dönüyor benim için.

Bunun iki sebebi var

Birincisi yapısal bozukluk. Birinci derece akrabalarımla bile sevgi gösterilerini kısa sarılmalarla sınırlandırıyorum. Çocukluğumdan beri anneme verdiğim toplam öpücük sayısı diğer çocuklarla kıyaslandığında değerlendirmeye bile giremez sanırım. İkincisi ise kültürel bozukluk. Doğup büyüdüğüm topraklara rağmen bildiğin duygusal özürlüyüm. En travmatik olaylarda bile gözyaşlarım ne yazık ki şelale olup akamıyor. Mantık ilkeleri ile sınanamayan hiçbir cümle beni cezbetmiyor. Anlayacağınız sevimsiz bir tipim ama iki durum benim için istisna: Kızım ile olan ilişkim ve aşk. Şimdiden tahmin edebileceğiniz üzere çok da sık âşık olmadım. 37-38 yaşıma kadar toplam 1,5 adet. Bunun 0.50’lik kısmını da ilk evliliğimde kullanmıştım.

Çok uzun bir aradan ve boşanmamın üzerinden geçen 3 seneden sonra ise aşk yeniden girdi hayatıma. Derler ya; “Büyük lokma ye ama büyük laf etme” diye. İşte o hesap. Bu saatten sonra artık ne aşkı canım? Saçmalamayın! Koskoca, çoluklu çocuklu kadınım ben, komik misiniz? Falan derken kader, evren, yaradan artık ne derseniz, çaktı tokadı. Olmayacak bir yerde, hiç olmayacak bir zamanda, hiç olmayacak bir insan çıktı karşıma. Ve hayatımın aşkına çarpıverdim. Bu yaşta ve bu yaşanmışlıkta çok daha güzel olurmuş aşk onu da öğrendim.

Süper keyifli geçen bir 3 senenin sonunda ise rutine binmeye başlayan ilişkimize heyecan katma arayışları başladı ve en ekstrem olanını seçip evlenmeye karar verdik.

Yalnız baştan söylemek isterim ki ben gerekli direnci gösterdim.

O yüzden ikinci kez evliliğe tamam dedim diye içinizden zekâ seviyemle ilgili yorum yapmayı bırakın lütfen. Hayatımdaki insan hiç evlenmediğinden ve her ölümlü gibi bu deneyimi bir kez olsun yaşamak istediğinden kendisini aksine ikna edemedim. İnsanoğlu çok garip. Özellikle de bizim coğrafyamızda. Huzur, sakinlik, düzen vs. bünyeye rahatsızlık veriyor. İlla bir aksiyon olmalı, trajedi ile dram arasında bir yerlerde sotelenmeli. Durduramıyoruz kendimizi. Bizim hikâyemiz de aynı güdüler doğrultusunda viraj aldı ve tabii ki adrenalin seviyemiz doğru orantılı olarak arttı.

Bu yeni seviye ile beraber artık gündelik yaşantımız içerisinde dışardan daha fazla aktör rol almaya başladı ve dolayısıyla tuhaf diyaloglar, gereksiz gerginlikler, Brezilya dizilerini aratmayan samimiyetteki gözyaşları da uzun bir aradan sonra bana tekrar merhaba demiş oldular.

İşin tuhafı sosyo-ekonomik durumlar, eğitim düzeyleri, kültürel backgroundlar ne kadar farklı olursa olsun sahneler hiç mi değişmez? Bu durumlarda nasıl bir evrensel ilke devreye girer ki replikler bile aynı kalırlar? Türk toplumunun belli başlı sıkıntılarının temelinde yattığına inandığım anne-oğul ilişkisinin hiçbir şart altında değişmemesi ne tuhaftır. Bu arada Türk kızları için “Kezban” yorumları yapan bazı “high educated” beyaz Türk erkeklerinin kendilerinin ne derece “Vecihi” kıvamında olduklarının farkında olmamaları da ayrı bir yazı konusu olabilir. İşin en kötü tarafı da odur zaten.

Çoğu erkek, yaşı 40 üstü olsa bile, kendisinin düştüğü/düşürüldüğü gülünç durumunun ne yazık ki farkında bile değildir. Sanırım Stockholm Sendromu benzeri bir durum söz konusu ama sonuç itibariyle yıllar içerisinde sessizce kendisini unutturmuş olan o sosyal baskı, evlilik kurumu ile beraber pençelerini ensenize geçiriverir. Bunu yaparken ne yaşınıza, ne kariyerinize ne de toplumsal statünüze bakmaz, ayrım gözetmez. Sonuçta olan o güzel günlerinize, yıllar sonra ucundan yakaladığınıza huzura ve bolca nakdinize olur.

Eskiden insanlara derdim ki, herkes evlenmeden önce bir kere evlenmeli. Ama şimdi kısaca diyorum ki hayatınızdaki insanı seviyorsanız ve de en önemlisi kendinizi seviyorsanız çok kişisel nedenler olmadıktan sonra hiç girmeyin o kapıdan içeri.

Not: Yazının başlığından aşk ve evlilik var da peki seks nerede diyenler var ise. O sadece geçen siteden yazan iki arkadaşımla yaptığımız sohbette aklımıza gelen bir fikre istinaden deneme amaçlı konuldu oraya. Tıklanma sayısındaki artış oranını ölçmek istedik de. ☺️

Gül Gültekin

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 17 Mayıs 2019 at 16:08

    Ahahhahahahaha gerçekten yazının sonlarına doğru, nerede bu seks konusu diye soruyordum 😂😂
     
    Ve emin olabilirsin ki bu en çok okunan yazın olacak. Ben boşuna çılgın başlıklar atmıyorum yazılarıma. 😉
     
    Bu arada daha dün Biraz Kitap köşemizin yazarı Hülya’ya; “Bil bakalım en çok okunan, hatta yazı yayınlanalı iki ay olmasına rağmen her gün okunmaya devam eden yazın hangisi? 😉” diye sordum. Cevabı yazıyorum: Jolan Chang’un “Taocu Sevişme ve Seks | Eski Çinlilerin Cinsel Esrime Yöntemi” kitabı 😈😂😂

    • Cevapla Gül Gültekin 17 Mayıs 2019 at 16:38

      Ben de öyle tahmin ediyorum kuşum ve sonucu merakla bekliyorum 😉 Bu arada “seks” linguistik düzlemde bile bu kadar güçlü, inanılmaz!

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 17 Mayıs 2019 at 16:19

    Gül;
    Çok başarılı bir yazı olmuş, hele hele testinize bayıldım ama sanki bir rakı balık yapma zamanı da gelmiş sanki.

    • Cevapla Gül Gültekin 17 Mayıs 2019 at 16:39

      Saol canım benim. Siz yapın ben mübarek aylarda soda içiyorum sadece 😀😘

  • Cevapla Demet Uncu 17 Mayıs 2019 at 16:26

    Gülcüğüm ne keyifli bir yazı olmuş, kalemine sağlık. Çok çok mutlu olun inşallah.
     
    Not kısmında verdiğin detay çok iyiydi gerçekten, sonucu ben de merak ediyorum. 🙂
     
    Sevgiler

    • Cevapla Gül Gültekin 17 Mayıs 2019 at 16:40

      Teşekkür ederim canım benim 🙏 Beraber bakarız rakamlara 😉

  • Cevapla Verda Ovadya 18 Mayıs 2019 at 00:35

    Ben de tam eee yazi bitti sex nerde diyordum ki notu okudum 🤣 keyifle okudum. Selamlar

  • Cevapla Anonim 18 Mayıs 2019 at 09:36

    Çok teşekkürler, sevgiler 🙏

  • Cevapla Ahmet Yonca 21 Mayıs 2019 at 03:26

    Ben başlığa hiç takılmadım. Yazının sonundaki notu okuyunca “ ürkiye’de yazılmış muhtemelen,” dedim 😂😂😂 Evet, malesef evrenin en doğal meselesi olan “Üreme” o kadar farklı boyutlara çekildi ki, kimi için kan davası, kimi için kızlık davası, kimi için annelik davası gibi dayatıldı… Oysa yemek ve içmek kadar doğal. Keşke bu noktalara çekilmeseyddi…

    • Cevapla Gül Gültekin 21 Mayıs 2019 at 15:40

      Doğada, devamı için gereken en temel dürtüye bu derece anlam yükleyen tek türüz maalesef 🙂 O üç harflik tek kelime ile kendi okunma rekorumu kırdım…

    Cevap Yaz