Yaşamak Yaratmaktır

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2

26 Haziran 2019

Yazı: Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza yazı dizisinin tüm bölümleri:

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 1
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 5
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 6

Antik Çağ Mutluluk Anlayışları | Platon

Erdemle mutluluğu bir tutan ve mutluluğa erişebilecek yolun erdem olduğunu söyleyen bir başka Antik Çağ düşünürü de Platon’dur. Platon da Spinoza gibi insanın Tanrı bilgisine, Tanrısal olana yönelmesini ifade eder. Ancak Platon’un Tanrısal olanı bu dünyada değil, duyularüstü dünyada yer almaktadır. Bu duyularüstü dünyada bütün ideaların aşamalı olarak dizildiği birbiri üstünde yükselen ve en üstte de Tanrısal olan “iyi” ideası bulunmaktadır. Bu bakımdan Platon’un anlayışında insanın bu dünyadan kurtulup duyularüstü dünyaya yükselmesi gerekmektedir. Gerçek bilgi idealar dünyasında bulunmaktadır. İdealar dünyasında insan tam erdeme erişecektir. Gerçek mutluluk da bu dünyada gerçekleşmektedir.

“Yeryüzü yaşamında kötüden kurtulunamaz, bundan dolayı elden geldiğince çabuk bu dünyadan kaçıp, erdem (arete) ve bilgi (phronesis) ile kendisine yaklaşabileceğimiz tanrılığa göçmeliyiz.”

Platon’a göre bütün kötülüklerin nedeni duyular dünyasında bulunmaktadır. Çünkü bu dünyada ruh bedenle birliktedir ve bütün kötülüklerin nedeni de bedendir. Beden, ruh için bir hapishanedir, bütün aşağı istekler ve tutkular bedenden kaynaklanırlar. Ruh’un ağır ağır, belli bir yaşama bilinciyle bedenden ve günlük yaşamadan kurtulması, asıl yeri olan idealar dünyasına yönelmesi gerekmektedir.

Platon’da Ruhun Kurtuluşu

Platon kurtuluşu, Şölen (Symposion) diyaloğunda “sevgi”ye dayandırarak açıklar. Platon’a göre insan bedeni nedeniyle tutkulara, günübirlik isteklere kapılmakta ve bunlar da insanı köle haline getirmektedirler. Platon bu durumu Devlet diyaloğunun 7. kitabında anlatmaktadır. İnsanın tutkulardan kurtulması ruhun kendisine yönelmesi, ruhta aklın egemen olması ile mümkün olmaktadır. Yalnızca ruhun akıl kısmı insanı bilgiye, idealara yöneltecek olan kısımdır.

Platon’un ruhun akıl ile tutkulara egemen olabileceği düşüncesi Spinoza ile paralellikler göstermektedir, ancak bedenin ruh için bir hapishane olduğu ve ruhun ölümsüzlüğü anlayışının, Spinoza’nın anlayışından oldukça farklı olduğu görülmektedir.

Platon’un gerçek bilginin idealar dünyasında olduğunu ve mutluluğun yalnızca idealar dünyasında gerçekleşebileceğini söylemesi, duyulur dünyanın ahlâk bakımından oldukça olumsuz bir yer olmasını beraberinde getirmektedir. Ancak bu olumsuzluğu Platon daha sonraki dönemlerinde sevgi öğretisi ile duyular dünyasına da önem vererek gidermiştir.

Platon’un Sevgi Öğretisi

Bu öğretide Platon insanların sevgi ile güzele yöneldiklerini ifade eder. Duyular dünyasında güzel en göze çarpan, en ilgi çekendir. Bu bakımdan insan güzele yönelir ve sever. Bu sevgi doğru yönetilirse anımsama yolu ile ideaların bilgisini varılır.

Burada duyusal olan büsbütün değersiz değil, ideaları görmeye, ideaların bilgisine ulaşmayı sağlayan şeyler olarak beliriyor. Bu yönelim insanı bilmeye götüren bir yönelimdir. Bu bakımdan duyular dünyası büsbütün değersiz değildir, bu dünyada da değerli sevinçler bulunmaktadır.

Ne var ki Platon her insanın bu yola girebilmesi için eğitimi önerir. Platon’un eğitim anlayışı Devlet dialoğunda önemli bir yer tutar.

Antik Çağ Mutluluk Anlayışları | Aristoteles

Mutluluk anlayışı, ahlâk anlayışına dayanan diğer bir düşünür ise Aristoteles’dir. Aristoteles de diğer düşünürler gibi mutluluğun erdemli olan bir yaşayışla gerçekleşeceğini ifade etmiştir. Ona göre insan kendi özünü, kendine özgü eylemini geliştirebilmesiyle mutlu olabilir. İnsanın özü akıl olduğundan da aklı ile aklının etkinliği ile mutlu olabilir.

“Öyleyse bu eylem ancak aklın eylemi olabilir. Aklın eylemi de, doğru olarak gerçekleştiğinde, erdemdir. Buna göre insana özgü mutluluk, erdemli eylemdir.”

Buraya kadar Spinoza ile aynı görüşleri görmekle birlikte bundan sonra birbirlerinden ayrıldıklarını görmekteyiz:

Aristoteles erdemi, erdemin sadece salt bilgi olmaması, insanın eylem olarak da bilgiye sahip olması gerektiği düşüncesiyle ikiye ayırmıştır:

Etik Erdemler ve Dianoetik Erdemler

“Dianoetik erdemler aklın etkinliği ile ilgilidir, etik erdemler ise ruhun akıl dışı bölümlerine akılla egemen olmayla ilgilidir.”

Aristoteles’e göre etik erdem yatkınlık, alışkanlık ve doğru görüşle elde edilmektedir. İnsanın beden ve ruhtan oluşması, kısaca insan olması doğuştan ahlâksal niteliklerin onda bulunması yatkınlıktır. Erdemli olabilmek, ahlâklı davranış gösterebilmek için ilkin insan olmak gerekir. Doğru görüş ise insanı aşırılıklara götüren iştahlarını, isteklerinde ona doğru ortayı buldurmasıdır.

“Doğru olan bir eylem de pek azdan da pek çoktan da kaçınan, ‘doğru olan orta’yı bulan eylemdir.”

İnsan akla dayanarak aşırı isteklerinden ve iştahlarından doğru görüş ile doğru ortayı bularak ölçülü olur. Aristoteles, Stoalılarda olduğu gibi tutkulardan büsbütün kaçılmasını değil, doğru ortanın bulunup tutkularda ölçülü olunması gerektiğini söyler. Alışkanlık ise insanın doğruyu yapa yapa istencin hep doğru ortayı bulmasıdır.

Dianoetik erdemler insanı en üstün mutluluğa eriştiren erdemlerdir. İnsanın özü akıl olduğundan dolayı en yüksek olgunluğuna bilgide eriştiği için bu erdemler en yüksek erdemlerdir ve en üstün mutluluğu da bu erdemler sağlamaktadır. Teorik akıl en yüksek kavramları ve doğruları, doğrudan doğruya kavramaya ve bunları bilmeye yönelir. Bu en yüksek kavram ve yargıların bilinmesi, insandaki etkin aklın gelişmesi theoria’dır.

“Teorik aklın gelişmesiyle, bu en yüksek kavramların bilinmesine, Aristoteles, theoria der. Pratik yaşamın bütün isteklerinden kurtulup, theoriaya’ya yönelmekle de insan tam bir mutluluğa erişir.”

Aristoteles’te en yüksek mutluluk Tanrısal olana bir katılmadır.

Çünkü Tanrı düşüncedir, Tanrı düşünmenin düşünmesi, bilincin bilincidir. Tamamıyla kendi kendine dayanan, etkin olan akıl sadece Tanrı’dır. Bu Tanrının kendi kendini düşünmesidir ki bu da O’nun öncesiz ve sonrasız mutluluğudur.

İnsan da etkin aklıyla bu düşünmeye, Tanrı’nın bu mutluluğuna katılmış olur. Böylesi bir mutluluk Aristoteles için insanı dünyada en mutlu kılan şeydir.

Mutluluk anlayışı konusunda Spinoza ile Antik Çağdan birkaç düşünürü karşılaştırmakla yetindim. Burada ahlâk davranışında mutluluğun amaç olmaması gerektiğini savlayan Kant’ın Kesin Buyruk anlayışına girmiyorum. Böyle bir açılımın çalışmama fazla bir katkısı olacağını düşünmüyorum çünkü.

Burada Spinoza’nın yaşama anlayışının önemli kavramlarından olan Tanrı’yı akılla sevmek (amor dei intellektualis)’i ele almak gerekiyor.

Devamı için ▸ Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz