Bilgi

İntihal

29 Ocak 2020

Yazı: İntihal | Yazan: Çiğdem Mertoğlu

“İntihal, bir kişinin eserinde başka kişilerin ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanması. İntihal bir tür sahtekârlık ve hırsızlıktır. Başlıca türleri: alıntı ifadeler ve fikirler için kaynak göstermemek, ödünç alınan ifadeleri tırnak içinde yazmamak ve kaynak göstermemek.” –Vikipedi

Merhaba SenVeBen okurları, bu haftaki yazım son yıllarda ülkemizde artmakta olan “intihal” yani “bilimsel hırsızlık” ile ilgili. Bu konuda sizlerin dikkatini çekebilmek adına blogumda bu hafta bu konuya yer vermek istedim.

Türkiye’de İntihal

Türkiye’deki intihal, dünya ortalamasının epey üzerinde. Maalesef bilerek veya bilmeyerek intihal en çok da üniversitelerimizde ortaya çıkıyor. Son 15-20 yıldır da daha fazla artmış durumda.

Peki bu nasıl oluyor?

Üniversitelerimiz bilimin, ilerlemenin, araştırmaların merkezi konumunda. Akademisyenlerimiz ise üniversitelerde ders veriyor olmalarının dışında, sürekli araştırmalar yapıp bu çalışmalarını yayınlamak için gece gündüz uğraşıyorlar. Hem unvanlarının yükselmesi hem de ülkemizin uluslararası düzeyde ilerlemesi için sürekli çalışmaktalar. Toplum olarak çok şey borçlu olduğumuz akademisyenlerimiz de tabi ki onlara yüklenen sorumluluğun bilincinde olarak çalışmalarını gerekli etik kurallar çerçevesinde yürütmelidirler. Çoğu akademisyenimiz görevini hakkıyla yerine getirmekte fakat etik değerlerden yoksun insanlar her kesimden olabildiği gibi üniversite camiasında da çıkabiliyor. Daha çok yayın yapabilmek adına taşıdıkları kaygı bazen onları etik dışı durumlara itebiliyor. Kendisinin olmayan akademik çalışmaların altına imzasını atabiliyor ya da kendisinin hiçbir katkısı olamamasına rağmen çalışmaya ”eş dost ilişkisi” adı altında imzasını atıyor.

Sadece akademisyenlerimizde değil yüksek lisans ve doktora öğrencilerimizde de intihal fazlasıyla görülmektedir.

Son yıllarda yazılan tezler YÖK Ulusal Tez Merkezinin verilerine göre 1999 yılında 11 bin 39 olan yüksek lisans ve doktora yazılan tez sayısı, 2004 yılında 16 bin 343, 2009 yılında 21 bin 350 ve 2014 yılında 25 bin 730 oldu. Görüldüğü üzere çalışmalarımız her yıl artmış durumda. Fakat bu artış sadece nicel durumda olmuş.

Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de yapılan çalışmalarda ortaya yeni bir şey konamadığı ve çalışmaların sıklıkla birbirini tekrar eden araştırmalar olduğu belirlendi.

Yapılan araştırmalarda yazılan her 3 tezden birinde “intihal”, yani akademik hırsızlık yapıldığı belirlendi. Yani veriler gösteriyor ki yapılan çalışmalar sadece nicel bir artıştan ibaret. Kaliteli, özgün çalışmalar değiller. Ve ne yazık ki intihali yapan yüksek lisans ve doktora tezi yazan öğrencilerin belli bir yüzdesi bunun suç olduğunun bilincinde bile değiller. Bilerek ve isteyerek bunu yapanlar için söyleyecek çok şey var ama bilmeden yapanlar için de bunun önüne geçmek ve bu konuda farkındalık oluşturmanın çok ama çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yüksek lisans programlarına “Bilimsel Araştırma Yöntemleri ve Etik” adı altında ders eklendi ve derste bu konu üzerinde fazlasıyla durulmaktadır.

Her kötülüğün temelinde eğitimsizlik, bilgisizlik vardır.

Peki ya eğitimli ve bilgili insanlar, yapılmaması gereken şeyleri yaparsa? İşte bu noktada söyleyecek sözümüz kalmamaktadır. Maalesef, “Eğitim, şart” cümlesi boğazımızda düğümleniyor. Aslında eğitimle birleşerek bir insanı değerli yapan şey “ahlâktır”. Ahlâktan, vicdani değerlerden yoksun insanlar için yapılabilecek pek bir şey de yok. Ahlâk ve eğitimle harmanlanan insanlar ise toplumu ilerletecek kişiler olacaktır.

“İntihal yani bilimsel hırsızlık; birinin evimizden gelip çocuğumuzu çalmasıyla eşdeğerdir” derdi bir hocam. Çünkü insan bir makale yayınlayabilmek için günlerce uykusuz kalarak çalışır. Bir makale yazabilmek ve yayınlayabilmek için en az 2 yıl çalışan akademisyenler var. Bu kadar emek harcanan bir çalışmayı çalmak evden siz yokken gelip zorluklarla büyüttüğünüz, göz bebeğiniz olan çocuğunuzu çalmakla aynıdır. Çalışmalar onları yazanların göz bebekleridir. Ve bir başkasının onu sanki kendi çalışmasıymış gibi göstermesi emek hırsızlığı değildir de nedir?

Kaynakça

Bunu önlemek adına yapılması gereken bir başka önemli şey yazarlara kaynakçanın öneminin kavratılmasıdır. Bir makalenin, bir tezin, bir çalışmanın olmazsa olmazı kaynakçasıdır. İyi bir kaynakça ürünün kalitesi hakkında bize ipucu verecektir. Dolasıyla tez hazırlayan biri çalışmasında kendi ürünü dışında kullandığı her bilgi için kaynakçasında atıf yapmalıdır. Kullandığı her bilgi için gerekli araştırmaları yapıp bu bilginin doğruluğunu araştırmalıdır. Çünkü akademik çalışma yapmak, gerçek verilere dayanarak ortaya özgün bir ürün koyabilmektir. Doğruluğundan emin olunmayan hiçbir şeye çalışmada yer verilmemelidir. Herhangi bir alıntı yaparken gerekirse alıntının sahibi aranarak izin istenmelidir. Doğru bir kaynakça gösterimi intihalin önüne geçmek için yeterlidir.

APA (American Psychological Association)

Tez yazan kişilere öğretilmesi gereken şeylerin başında kaynakça gösterim kuralları gelir. Kaynakça gösterimi uluslararası düzeyde APA (American Psychological Association) formatında olmalıdır. Bununla ilgili gerekli araştırmalar yapılarak çalışmaya başlanmalıdır.

Sonuç olarak yazımda bu önemli konuya farkındalık oluşturmak adına yer verdim. Yaptığımız bir çok hatayı, onun hata ya da yanlış olduğunu bilmeden yapıyoruz. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır, derler hep büyüklerimiz. Büyüklerimizin sözünü tasdikleyen bir durumdur bu intihal konusu da. Evet, bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Üniversitelerimiz bu konunun önemini kavratmak için ders programları oluşturmaktadır.

Bilimsel hırsızlık, hem kendimiz hem de ülkemiz adına olumsuz bir davranıştır. Hırsızlığın her şekli suçtur. Emek hırsızlığı ise bence hırsızlığın en adi halidir. Yazımı Samuel Johnson’un “Emeksiz yazılan yazı, keyifsiz okunur” sözüyle sonlandırarak herkese bol okumalı bir hafta diliyorum.

Çiğdem Mertoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan