İnce Mevzu

Kapılar Dışa Değil, İçe Açılır

8 Ekim 2020

Yazı: Kapılar Dışa Değil, İçe Açılır | Yazan: Seda Çağlayan

Bulunduğumuz bu platformu seviyorum. Herkesin yazdığı bir şekilde bir duyguma, geçmişime, geleceğime değiyor. Bugün de öyle oldu. Biraz önce Demet Uncu‘nun “Dalgalar Gibi Duygular” yazısının içinde Wayne Dyer’den alıntıladığı bir cümle bam telime bastı. İnsanı gaza getirmeye yarayan o soyut tele…

“Kapılar dışa değil, içe açılır.”

Yıllarca “bencil” kelimesinin hakkını yediler. O yetmedi “bencil” kelimesi ile insanları yediler.

“Şöyle bencilsin, böyle bencilsin.”

Günah keçisi kavramı, suçlanmak istenen insanların göğsündeki nişan misali, kalplerinin üzerine üzerine defalarca çakıldı.

Ve geldiğimiz noktaya bakın: Kapılar dışa değil, içe açılır. Havacılık sektörü bunu yıllar önce “maskeyi önce kendinize” diyerek çözmüştü aslında. Hiç de o kadar karışık değil işte. Hayatta kalmak istiyorsan, maskeyi önce kendine. Kafayı ve ruh sağlığını sağlam tutmayı istiyorsan da her konuda önceliği kendine vereceksin. Söylemesi kolay, yapması bazen çok zor ama böyle işte.

Bencil bir kız çocuğu

Ben bu kelimeyi belki de bir tek babamdan çok sık duydum, biliyor musunuz? Sevgisinden %100 emin olduğum ve tüm hücrelerimle delice sevdiğim, damarımdaki kan olan insandan. Ergenlikle başlayan bir dönemdi. Bunu bana her söylediğinde aşırı üzülürdüm. Sürekli kendimi sorgulardım. Öyle miydim gerçekten? Bencil miydim? Çünkü bencil olmak çok kötü bir kişilik özelliğiydi ve babamın bunu bana yakıştırıyor olması acayip ağırıma gidiyordu.

Yıllar geçerken anladım ki onun “bencillik” dediği aslında benim, karşımdaki çok güçlü ve sert bir karaktere karşı verdiğim var olma mücadelesiydi. Onun, o yaşlarımızda -onun yaklaşık 45-60 aralığı, benim de 15-30 aralığım- koyduğu katı yaşam kuralları karşısında verdiğim her reaksiyon onu duygusal olarak yaralıyor ve bunu benim bencilliğim olarak nitelendiriyordu. Kendi isteklerini gerçekleştirmek için babasını üzmeyi göze alan bencil bir kız çocuğuydum. Bu düşüncenin beni ne kadar perişan etmiş olabileceğini hayal bile edemezsiniz. Ama yaradılış gereği herhalde, davranış şeklimi değiştiremedim.

Bencil kelimesini her seferinde balyoz gibi kafama yiye yiye kendi bildiğim gibi yaşamak için mücadele etmeye devam ettim. İkimiz açısından da çok yıpratıcıydı. Ama sonunda anlaştık. Çok uzun sürdü ama anlaşabildik. Bugün artık böyle bir karaktere sahip olmamdan sanıyorum mutlu. Karşımdaki babam bile olsa hakkımı söke söke alacağım ve kendimi istediğim şekilde var edebilecek güce sahip olduğum düşüncesi onu da rahatlattı sonunda.

Evliya mısın arkadaşım?!

Bu sonradan öğrenilebilen bir davranış şekli mi; inanın emin değilim. Yani “bunu böyle yapmak lazım” diye klavye başında size rahat rahat yazıyorum ama aslında hiç de emin değilim. Ben böyleyken; bunu babamı üzmemek için bile tersine çeviremediysem, benim gibi olmayan biri de kendi davranış şeklini farklılaştırmakta çok zorluk çekecektir. Ama kesinlikle üzerine çalışılması gereken bir konu. İnsanın ne istediğini bilmesi nefes alıp vermek kadar önemli bence.

Yıllar geçtikten sonra geriye dönüp baktığında “Ben bunu yaşamak istemiyordum aslında” demek çok acı olsa gerek ve bunu böyle yaşayan, ömrü için pişmanlık duyan ama kendine bile itiraf edemeden kuyruğu dik tutup “yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim” yalanıyla hayatını sürdüren ne çok insan var.

Hepsi evliya mübarek. Kimsenin pişmanlık hissi yok. Herkes o mertebeye ermiş. Ne muhteşem bir dünya! Büyük yalan arkadaşlar. Burada bile dürüst değil insanlar kendilerine karşı. Çünkü bunu kendine itiraf etmek yürek ister. Kimse boşa harcanan yılları kendine mal etmek istemez. Demek ki neymiş, ileride böyle çıkmaz duygu labirentlerinde kendimizi kaybetmemek için bugün maskeyi önce kendimize takmalıymışız.

Uzun vadeli yatırım

Zor ve vicdanı zaman zaman aşırı zorlayan ve çoğunlukla insana kendini suçlu hissettiren bir süreç. “Söylemesi kolay” diye düşünerek okuyan herkese çok hak veriyorum. Ama bunu uzun vadede kendinize yaptığınız bir yatırım gibi düşünün. Ufak ufak kenara atmaya başladığınız finansal birikimleriniz gibi. Ufak ufak başlayın.

“Değişti” diyecekler, varsın desinler.

Başımıza ne geldiyse el âlemcilikten geldi zaten.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 8 Ekim 2020 at 10:04

    Sedacığım, daha önce de paylaştığım gibi beni çok mutlu ettin bugün. 😊 İçinden dökülenlere katılmamak elde değil. Bencillikle, kendine değer vermek arasında çok ince bir çizgi var, dediğin gibi. Birçoğumuz belki de böyle yetiştirilmedik, ayıp olur diye diye kendimizden önce hep başkalarını memnun etmeye, onların ihtiyaçlarını karşılamaya öncelik verdik. Sonra hayat bizleri ister istemez bir durduruyor ve sorgulatıyor kendimizi kendimize. Onun sonunda da “Ya, gerçekten hiç düşünmemişim kendimi” aydınlanması yaşayabilmişsek, çok şanlısıyız bence de.
     
    Çok keyifli bir yazıydı Sedacığım, kalemine, yüreğine sağlık. 😍

    • Cevapla Seda Çağlayan 8 Ekim 2020 at 14:09

      Teşekkür ederim 🙂
       
      Bakalım bir dahaki yazında ne yazacaksın da bam telime basacaksın, bekliyorum.
       
      Sevgiler çok çok.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Ekim 2020 at 16:04

    Oooo Demet‘le bu hafta hepimize bir iç sorgulatma yaptırmaya kesin kararlısınız sanırım 😉
     
    Havayolları ve oksijen maskesi örneğine bayıldım. Nasıl ki uçaklarda ebeveynlerin çocukları için endişe edip önce onların maskelerini takmaya çalışırken iki tarafın da bu yanlış davranış sonucu havasız kalması engellenmeye çalışılıyorsa, bizler de sosyal hayatlarımızda önce kendimizi tükettiğimizde kurduğumuz ilişkilerde de sorun yaşamaya başlıyoruz. Sağlıklı bireyler, sağlıklı ilişkiler kurabiliyor. Sağlıklı olabilmenin yollarından biri de kendini gerçekleştirebilmek bana kalırsa. Kendi arzularını gerçekleştiremeyenler zaman içinde bunu yapabilenlere karşı hırçınlaşabiliyor. Mutsuz insanlara dönüşmemek için başkalarına gösterdiğimiz alâkayı kendimize de göstermeyi başarabiliriz bence 😉
     
    Kalemine sağlık Sedacım.

    • Cevapla Seda Çağlayan 15 Ekim 2020 at 02:24

      Sevgili editörüm,
       
      Biz annelerimizde hep “fedakar kadın” imajını gördük. Eşini ve çocuğunu en iyi ve en mutlu şekilde yaşatabilmek için kendi isteklerinden ve önceliklerinden vazgeçmiş anneler ordusuyla büyüdük. Sonra yıllar geçti ve bizim minnoş annelerimiz belirli birikimlerin sonunda “error” verdiler. Ve mevzuya o zaman uyandılar. Fark ettiler ki hayatlarının bir bölümünde sadece başkaları için yaşamışlar. Başarılı olup güzel çocuklar yetiştirmişler ama o arada kendilerinden geçmiş olmuşlar.
       
      İşte bizim en büyük şansımız önümüzdeki bu kadınlar. Biz belirli bir zaman sonra aydınlanıp hayatı yaşamayı değil, en başından itibaren hayatı kendi kurallarımıza göre kurgulamayı tercih eden ve mutluluğun burada filizleneceğine inanan jenerasyon olduk. Çok şükür. Kendi küçük dünyalarımızda mutlu olabildiğimiz için de ne kendi içimizde ne de dış dünyada huzursuzluk, hırçınlık yaşamaya lüzum kalmadı. Bizim çocuklarımız bizden de iyisini yapacaklar. Onlar bizden de iyi, mutlu ve güçlü olacaklar. Teşekkür ederim fikirlerini paylaştığın için. Öperim çok çok.

  • Cevapla Beril Erem 8 Ekim 2020 at 23:06

    Seda’cım kesinlikle katılıyorum bu fikirlerine. Aynı jenerasyondan bir kadın olarak ben de bir dönem bu “bencillik” konusunda çok çekmişimdir. Kendinden önce aileni düşün, kendinden önce kardeşini doyur, kendinden önce misafirlere yer ver… Önce hep başkası….üstelik aile, kardeş en yakın arkadaş ayrımını yapmadan o başkası en uzaktaki insanlardan biri olduğunda iş daha da çetrefilli ve anlamsız olabiliyordu. Benim için ilk, annemin salonumuzu hemen yan odada yaşayan bizler için değil de, ayda bir gelen misafirler için açması bu bencillik olayını sorgulamama neden oldu.
     
    İnsan kendi severek döşediği, kendi beğenisine göre eşyalarını aldığı bir odayı neden kendisi , ailesi için değil de başkaları için kullanır? Neden evindeki yaşanmışlığı göstermek istemez de, bir showroom gibi göstermeye çalışır?
     
    Şu anda baktığımda sosyal medya kullanımında ve onun yarattığı baskıda da aynı noktaları gözlemliyorum. Belki insan olarak o kadar da “benci” olamıyoruz. Ve işte zaten bu yüzden insanın en sevdiklerini kırdığı düşüncesinden çıkıp “benim hayatım benim kararlarım” mertebesine gelmek büyük cesaret.
     
    Seni de bu cesaretinden dolayı kutluyorum👏👏👏

    • Cevapla Seda Çağlayan 15 Ekim 2020 at 02:32

      Ben o salonların hakkını verdim Beril, içim çok rahat 🙂 Evlerimizin salonlarını annemlerden çok ben kullandım. Küçücük bir kızken elimde bir temsili mikrofon o salonların içinde döne döne dans eder, şarkı söylerdim. İyi ki de yapmışım. Oh!
       
      Ve aslında cesaret mi ister bilmiyorum ama insanın kendini iyi tanıması, neyin kendisini mutsuz edebileceğini, neye ne kadar tahammül etmesi gerektiğini iyi anlaması, gereğinden fazlasını üstlenmemesi şart. Ve bence çok çok insani bir hak. Sizler bilinçli anneler olarak çok güzel yöntemlerle yetiştiriyorsunuz çocuklarınızı. Gelecek nesiller bu konuyu bizlerden de iyi halledecek sanırım.
       
      Seni burada görmek çok güzeldi.
       
      Öperim çok çok.

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 9 Ekim 2020 at 07:43

    Selam Seda
    Zamanında baba-oğul olarak bu duyguların bir değişiğini yaşamış biri olarak gayet iyi anlıyorum seni. Eskiden o ne der, bu ne der diye düşünmekten ne kendim olabiliyordum ne de istediğim gibi davranabiliyordum. Yıllar önce kendimle bir mini rakı sofrası kurup içtikten sonra 😂 başkalarının istediği gibi değil, kendi istediğim gibi yaşama kararı aldım; 10 numara 5 yıldız oldu.
     
    Gerçekten güzel bir konu.
     
    Kalemine sağlık

    • Cevapla Seda Çağlayan 15 Ekim 2020 at 02:37

      Herkesin bir dönüm noktası var, değil mi 🙂 Canına tak ettiği bir an. O an insanı zıvanadan çıkarsa da önündeki yolları daha net görüp ilerleyebilmesine sebep olan bir mesele ve her şerden doğan bir hayır. Hepimiz aynı yollardan geçiyoruz aslında. Kimimiz iyi değerlendiriyoruz, kimimiz etrafı iyi göremeden yürüyüp gidiyoruz. Bizim gibilerin çoğalması dileğiyle.
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan