İnce Mevzu

Nefes Al, Nefes Ver

1 Ekim 2020

Yazı: Nefes Al, Nefes Ver| Yazan: Seda Çağlayan

Kaç yaşında başlıyoruz okula gitmeye? Okul öncesi falan darken neredeyse 5 değil mi? Ve girdiğimiz o kapıdan üniversitesiydi, yüksek lisansıydı derken aşağı yukarı 24-25 yaşında çıkıyoruz. Büyüklerimiz “Şimdiden sonra da hayat okulu başlıyor” diyor. Haddim olmayarak düzeltiyorum. O okul, doktor poponuza ilk şaplağı attığı anda başlıyor bence. Artık ömrünüz ne kadar vefa ederse.

Dur bakalım, bu daha fragman

Rahat rahat takıldığımız anne karnından çıkar çıkmaz, o doktor hayatın getireceklerinin fragmanını izletiyor sana. Ve ekmek kavgası annenin memesiyle kavga ederken başlıyor. Bir türlü istediğin gibi yakalayamıyor, istediğin gibi çekemiyorsun şöyle bir ağız dolusu sütü.

Hadi diyelim süt olayını hallettin. Bu sefer karnın doydu diye hemen ardından ağrısıyla uğraşıyorsun. Çek bacakları, çek, çek. Karnındaki o fazlalıktan kurtulmak kolay mı, bir avazın yerde bir avazın gökte. Ne o, alt tarafı karnımız doydu. İlk öğrendiğin bu oluyor. Karnın tok olacaksa illa ki bir bedeli olacak.

Ölene kadar “olamayacağız”

Neyse efendim, sonra tay taylar, ilk adımlar ve ilk paragrafta bahsettiğim eğitim serüveni. Mezun oldun mu? Oh! Senden iyisi yok değil mi? Değil işte.

Anne memesinde başlayan yaşam mücadelesi meslek hayatına ve beşeri ilişkilerine sirayet ediyor bu sefer.

Artık meslek olarak kendine ne yakıştırdıysan ya da daha da önemlisi ÖSYM sana ne yakıştırdıysa orada başlıyorsun koşmaya. Koş babam koş. Bütün bunlar olurken yanında, kadınlık, adamlık ve aslına bakarsan insanlık, kendini saydırma, rüştünü ispat etme, sevdirme, beğenilme meseleleri de devam ediyor. Çünkü mesleki başarı iyi insan olabildiğinin bir işareti değil, sadece çalışkan ve biraz kafası çalışan bir insan olduğunun göstergesi. Daha kolay yani. Diğeri daha zor.

Şanslıysan, farkındalığın yüksekse, vicdanın ve kalbin de kafan kadar çalışıyorsa oralarda da bir noktaya geliyorsun. Ama asla bitmiyor. Ne sınavların bitiyor, ne şaşkınlıkların, ne sevinçlerin, ne cezaların, ne ödediğin bedeller, ne ödüllerin, ne kazançların, ne de kayıpların. Bunlardan herhangi birini her yaşadığında bir şey daha öğreniyorsun. Sonra bir şey daha, bir şey daha. Eğer yanılıp da “Ben oldum” dersen, tam o anda hayat sana öyle bir çelme takıyor ki yüzüstü asfalta yapışır gibi yapışıyorsun hayatın saydam duvarına. Hadi dön şimdi en başa. Artık psikoloğa mı gidersin, meyhaneye mi, arkadaşının ya da sevgilinin kollarına mı, o senin bileceğin iş. Ama bu da geçiyor. Zaten ömrün içinde neler neler geçmiyor ki.

Hayat aslında rengarenk

Yaşarken, nefes alırken, bu yolu yürürken başımıza gelen inişli çıkışlı her yolda, alamadığımız her sert virajda öğrenmeye devam ediyoruz velhasıl. Pes etmiyoruz. Buna da yaşama sevinci deniliyor. En “Artık buradan çıkamam” diye oturduğun çukurun dibinden yine bir süre sonra “otur otur nereye kadar” deyip yine kendin çıkıyorsun. Bir de elinden tutan varsa seni yukarıya çekmek için zaten oh, daha da ne olsun.

Sanki çok zormuş ve hep tatsızmış gibi anlattığım bu yolculukta başına çok tatlı şeyler de geliyor. Sarılmayı, sevmeyi, sevilmeyi, huzuru, aşkı, sanatı, doğayı ve daha ne de tatlı birçok başka şeyi, duyguyu tanıyorsun. Ruhun doyuyor, kalbin yeşeriyor, yüzün gülüyor, yaşadığını hissediyorsun. Bir dalga sesinde, üstünden geçen bir kuş sürüsünde, tam da batmakta olan güneşin binbir renginde, bir yorgan gibi üzerine uzanan yıldızlı gecede hissediyorsun hayatı ve nefes aldığını, bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha.

Nefes al, nefes ver

Yorucu, kabul ediyorum. Ama çok da keyifli aslında. Bunu fark etmek, yaşamdan elini eteğini çekmemek, kendinden ümidi kesmemek lazım. “Yaşadım yaşayacağımı” diyerek bir kenara çekilmek değil, kendini serin sulara atar gibi, irkileceğini bile bile kendini hayatın ortasına atmak lazım.

Nefes al, nefes ver ve yürümeye devam et.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 1 Ekim 2020 at 10:12

    Çok güzel bir yazı olmuş, çok keyifle okudum.

  • Cevapla Demet Uncu 1 Ekim 2020 at 14:55

    Büyük keyif alarak okudum Sedacığım. Yara, bereler içerisinde dediğin gibi gökyüzüne bakarak nefes almaya, yürümeye devam 🙂
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Seda Çağlayan 1 Ekim 2020 at 17:03

      Birileriyle tam da aynı şeyleri hissedebilmek çok güzel.
      Çok teşekkür ederim Demetçim, hissettirdiğin için.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 1 Ekim 2020 at 16:37

    Selam Seda
     
    Okurken inan, en başından sonuna kadar yaşadım bütün süreçleri. Haa “Nerede kalmak isterdin?” diye sorarsan, lise ve üniversite yıllarında keşke kalsaymışım derim sanırım 😉
     
    Kalemine sağlık

    • Cevapla Seda Çağlayan 1 Ekim 2020 at 17:05

      Tam olarak aynı dönem favorimiz demek ki 🙂
      Olsun, o yıllarda kalamasak da o yıllardan getirdiğimiz insanlarla yaşıyoruz en azından. Bunu bulamayanlar da var.
       
      Çok teşekkür ederim.
      Sevgiler

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 2 Ekim 2020 at 11:25

    Sedacım çok güzel bir motivasyon yazısı olmuş 😍 Ellerine sağlık.

    • Cevapla Seda Çağlayan 5 Ekim 2020 at 18:12

      Pelocum,
      Benim motivasyonum da senin yazdığın, bizi başka başka dünyalara götürdüğün yazıların. Canım öyle çok başka başka yerlere gitmek istiyor ki anlatamam. Gidemedikçe seninkileri okuyorum:)
       
      Ellerine sağlık senin de.

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan