Uykusuz Klavye

Madam Vanuş’un Vişne Likörlü Hikayeleri | 4

13 Haziran 2020

Öykü: Madam Vanuş'un Vişne Likörlü Hikayeleri | Yazan: Beril Erem

* Öykünün birinci bölümü için 👉🏻 Madam Vanuş’un Vişne Likörlü Hikayeleri | 1
* Öykünün ikinci bölümü için 👉🏻 Madam Vanuş’un Vişne Likörlü Hikayeleri | 2
* Öykünün üçüncü bölümü için 👉🏻Madam Vanuş’un Vişne Likörlü Hikayeleri | 3

İçimdeki terazi dengeye gelemiyordu bir türlü. Madam Vanuş’un sorusuyla şirazesi kaymış eski defterlerin, “ben” yazılı sayfalarını tekrar bir araya getirmeye çalışıyordum.

Neden uğraşıyordum bu kadar? Hatırlamak neden bu kadar değerliydi? Unutamadığım için mi? Yoksa unutmak istemediğimden mi? Bazı anlar, bazı sözler yahut bazı yüzler; neden bir kene gibi yapışıyordu kişisel hafızamıza?

Madam Vanuş’un dilinden dökülen harfler sözcüklere, sözcükler cümlelere, cümleler sorulara, sorular hatırlanmak istenmeyen ama en ufak bir benzetmede kendini hatırlatan geçmişe uzanıyordu.

O yüzden, “Size de oldu mu hiç bu?” diye sorduğunda “Evet” dedim. Bu yalnızca basit bir onaylama sözü değildi.

Bu, benim de bazı şeyleri unutmayacağımın, hatırlamanın insana kattığı hassasiyetle yaşamıma yeni bir sayfa açacağımın onayıydı.
Gelecek ve geçmiş arasında bir ahenk.

İkisinin arasında, benin payımın olmadığı bir ahenk. Öyle bir ahenk ki bu, çıkıp gitsem usulca hayatlarından hiçbiri farkına varmayacak.

Ne Mete ne de ablam.

“Evet. Gerçekleşti”

“Ah, hadi o zaman ben çok konuştum, siz anlatın biraz” dedi Madam Vanuş.

Nereden ya da nasıl başlayacağımı bilmiyordum, belki de o nedenle en olmayacak yerden girdim konuya.

“O evi terk ettikten sonra uyku düzenim bozuldu.”

“O, diye bahsettiğiniz eşiniz mi?”

“Kocam” diye cevap verdim.

“Neyse işte, epey bir zaman uyuyamadım. Zamanın içinde kaybolmuşum gibi, gece mi gündüz mü bilemediğim zaman dilimlerinde kısa aralıklarla uyukluyordum sadece.”

“Çok mu sevmiştiniz?”

“Neden öyle sordunuz?”

“İnsan çok sevdiğini zamansız kaybedince kaybolur ya zamanda. O yüzden öyle sordum. Siz de çok sevmiş miydiniz birbirinizi?”

“Bilmem…” diye çıkıverdi ağzımdan. Oysa çok sevmiştim; onun bir kadını sevme hallerini, aşıkken gözlerinde yanıp sönen yıldızları, üst dudağı ile burnu arasındaki o küçücük çukuru, sevdiğini gördüğünde ateşe tutulan pervaneler gibi ona koşmasını…

Ona… koşmasını. Ona.

“Sevdiğim şey bir yansımaydı sanırım. Ne yazık ki bunu ancak onun güzelliğini bana yansıtan kişi uzaklaşınca anladım” diye devam ettim.

Madam Vanuş derin bir “ah” çekti içinden. Ne söyleyeceğinizi bilemediğiniz anlarda karşınızdakini anladığınızı belli eden o ince iç çekişlerden biriydi. Pall Mall paketine uzandı, bir dal sigara çıkardı ve yine baş parmağı ile işaret parmağı arasında yuvarladı.

Yakmadan önce kalkıp salondaki pencerelerden birini açtı. Ve tekrar masaya dönüp sigarasını yaktı.

Sokağın sesleri içeri dolarken bir yanlara çarparak döküldü aramıza.

Birden “Yaz geliyor, ne güzel değil mi?” diye sordu çocuksu bir neşeyle.

“Kışın pencere kapalı olunca insan sesine hasret kalıyorum. Siz gelmeden önce pek gelenim gidenim de yoktu. O yüzden iyi ki geldiniz güzel kızım. Hadi bakalım, sağlığınıza ve mutluluğunuza içiyorum.”

Bana doğru uzattığı kadehin neşesine vurdum kadehimi. Ama söylediği aklıma takılmıştı.

“Hiç kimseniz yok mu Madam Vanuş? Aileniz? Arkadaşlarınız?”

“Vardı olmaz mı; ama kimi el oldu, kimi de yel. Eh, benim yaşıma gelince öte taraf teşrifatçılığı çok oluyor kızım” dedi gülerek.

“Evlendiniz mi peki?” diye sordum hemen. Aslında lafı hiç dolandırmadan Arek’i sormak istemiştim ama yapamadım. Madam Vanuş’un da benim gibi kendi kalp atışlarına ayarlı bir zamanın dışında ikircikli bir yansımanın içine hapsolduğunu hissediyordum. Belki de onun, ilk başta böyle biraz deli, biraz dünyayla uyumsuz görünüşünün nedeni de buydu.

“Hayır evlenmedim” diye cevapladı.

Şaşırdım.

“Sizin gibi güzel ve hayat dolu bir kadının yalnız olması inanılır gibi değil.”

“Yo, yo…” dedi kahkaha atarak.

“Siz yanlış anladınız beni güzel kızım. Ben evlenmedim dedim, yalnız olduğumu söylemedim ki… Hatta şu son bir iki sene haricinde hiç yalnız ve aşksız kalmadım.”

Bu sefer daha da şaşırdım.

Madam Vanuş benim şaşkınlığımı anlamış olacak ki devam etti:

“Hani, Roksan’la Tarabya Oteli’ne gittiğimizi anlatıyordum ya… İşte o gün; otelde deniz kenarında Ringo Starr’ı görünce içimde garip bir boşluk oluştu. Öyle bir boşluktu ki o; sanki terkedilmişim ya da daha da fenası hayatımdaki en önemli şeyi ben terk etmişim gibi. Sanki çok büyük bir hata yapmak üzereyken ruhumdan gelen ilahi bir uyarıyla neden orada olduğumu sorgulamaya başlamıştım. Derken; Roksan, ‘E hadisene Vanuş, bak hayatının en önemli anı bu, ne bekliyorsun?” diye sordu. İşte o soru beni kendime getirdi.”

“Vaz mı geçtiniz yoksa?”

“Tam aksine, vazgeçmedim. Hayatımdaki en önemli şeye tutundum. Kalbimin sesine. İyi ki de öyle yapmışım. Yoksa böyle aşk dolu, güzel bir hayatı yaşayamayacaktım.”

“İşte şimdi tam bir bilmece gibi konuştunuz. Ringo Starr ile buluştunuz yani? Öyle mi?”

Sabırsızlığımdan keyif alıyormuş gibi gülümsedi ve ağır ağır kadehindeki likörden bir yudum aldı.

“Hayır güzel kızım, Roksan’ı kolundan tuttuğum gibi çekiştire çekiştire çıkardım dışarı. Öyle şaşkındı ki… Ne olduğunu anlayamadı tabii. ‘Yapamayacağım Roksan’ dedim. Tanımadığım bir adamla neden buluşuyorum ben, diye sordum. ‘Nasıl tanımazsın Vanuş, dünyanın en ünlü yıldızı o’ dedi ama ben diyeceğimi demiştim. İnadımı da bildiğinden ısrar etmedi. Neyse biz çıktık dışarı ve birkaç metre ya yürüdük ya yürümedik; Arek çıktı önümüze.”

“Aaaa?!”

“Evet, tabii biz de aynı senin gibi şaşırdık. Ama onu o an gördüm ya, öyle mutlu oldum ki… Koşa koşa boynuna sarılmak geçmişti içimden. Öyle sevinmiştim.”

“Sizi takip mi etmiş peki?”

“Hayır, hayır etmemiş elbette ama sonradan öğreniyorum ben bunları; meğer o da aynı benim aklımdan geçirdiğim gibi, sahilde yürürse bize rastlayabileceğini umuyormuş.”

“Haa tamam, siz o yüzden ‘yeni tanıştığınız biriyle ilgili ne kadar imkânsız gözükse de düşündüğünüz şey gerçekleşti mi?’ diye sormuştunuz bana.”

“Bak iyi hatırlattınız” dedi Madam Vanuş yine gülerek.

“O soruma, ‘evet’ demiştiniz ama anlatmamıştınız güzel kızım.”

Anlatmamıştım. Doğru. Neresinden tutup da cümlelere dökeceğimi bilemediğim, bir hikâye mi yoksa bölük pörçük anılar mı olduğunu şu an dahi kestiremediğim soluk, ölgün anların toplamı uzak bir geçmişe tıkmıştım çünkü hepsini. Üstüne de umutlardan, hayallerden örülü kalın bir evlilik serip kendimce yeni bir hayata başlamıştım. Oysa eskinin yenisiydi o hayat da.

Yeni olan tek şey bendim.

“Ben çok erken evlendim. Üniversiteyi bile bitirmemiştim henüz. Mete, yani kocam, yazlıktan arkadaşımdı. Beş yaş vardı aramızda. Çocuk yaşlarda başlamıştı Mete’ye hayranlığım. Her sene yaz çabuk gelsin diye dua ederdim. Aslında ablamın arkadaşıydı. Hep birlikte denize girer, birlikte bisiklete biner, bütün gün birlikte vakit geçirirlerdi. Ben de mızmızlık ederdim, beni de yanlarına almaları için. Alırlardı. Öyle güzel bakardı ki Mete ablama, gözlerini ondan alamazdı. Sanırım ben de ilk onun ablamı sevişine hayran olmuştum.”

“Ablanıza mı aşıktı?”

Başımı salladım.

“Ben öyle olduğunu aklım biraz daha ermeye başlayınca anladım ama iş işten geçmişti. Çünkü ona âşık olmuştum. Fakat ablam nasıl desem; Mete’yi çok umursamaz olmuştu bir süre sonra. Üniversiteyi kazanınca kendi arkadaşları ile tatile gitmeye, yazlığa da sadece bir iki hafta sonu gelmeye başlamıştı. Sonra başka bir erkek arkadaşı oldu. Ablamın bizimle yazlığa gelmediği ilk yazdı. Mete’yi görmeliydiniz, yavrusunu kaybetmiş yaralı bir kedi gibi evimizin önünde ablamı sormak için çırpınıyordu. Annem, babam fark etmesin diye birkaç kez çıkıp onu oyalayacak, gönlünü yapacak şeyler söyledi. Ama Mete hiç pes etmedi, her gün beni ya denizde ya markette mutlaka sıkıştırır ablamı sorardı. Bir gün öyle öfkelenmiştim ki ona; ablamın artık başka bir sevgilisi olduğunu söyleyiverdim.”

Sustum. Hatırlamak acıtıyordu canımı ama bir taraftan da bunları sürekli kafamın içinde evirip çevirmekten yorulmuştum. Kendi iç sesim benden bağımsız bir varlık gibi durmadan beni bana fısıldıyor, içimdeki o kötü tortuyu mayalıyordu sanki. Konuştukça o kötü tortunun boşaldığını hissediyordum.

Uzanıp elimi tuttu Madam Vanuş.

“Yalan değilmiş ama..” dedi.

“Yalan değildi elbette ama ablam özellikle rica etmişti; üç hafta sonra geldiğinde kendi söylemek istiyordu ona. Oysa ben büyük bir rahatlama yaşamıştım. Çünkü Mete artık benim olabilirdi. Böyle düşünüyordum. Sonraki birkaç gün Mete hiç görünmedi etrafta. Bu sefer de ben onların evinin önüne gidip gelmeye başlamıştım. Belki tanıdık birini görürüm de Mete’yi sorarım diye.”

“Sorabildiniz mi peki?”

“Evet. Annesini gördüm bir gün plajda. Ona sordum. Evden çıkmadığını söyleyince koşarak gittim onlara. Kapıyı kaç kere çaldığımı bilmiyorum. Tık yok içeride. Tam vazgeçmiştim ki kapı açıldı. Baktım bu. Saç sakal birbirine karışmış. Acı büyütmüştü onu sanki. Beni görünce şaşırdı. Ağlamaklı oldu. Ablamı hatırladı belki bilmiyorum, ya da zaten unutmuş olamazdı ama o an benim aklımda sadece ona sarılmak ve yarasını sarmak vardı.”

“Bu aşkı evvela derin bir merhamet zannettim” dedi Madam Vanuş, sesiyle okşar gibi mer-ha-met kelimesinin hecelerini.

“Efendim?”

“Reşat Nuri Güntekin’in sözüdür. Dudaktan Kalbe romanından kalmış aklımda. Siz anlatırken aklıma geldi. Başkasının açtığı yarayı kapatmak gerçekten büyük bir cesaret ister kızım. Ve ancak yüreğinde ongun bir merhamet duygusu taşıyan insanlar yapabilirler bunu. Ancak aşka da çok yakın bir duygudur. İnsanı sadece aşk değil, merhamet de baştan çıkarır biliyor musunuz?”

“Bilmem. Hiç öyle düşünmemiştim” diye cevapladım.

“Tabii düşünmemişsinizdir güzel kızım, daha o kadar gençsiniz ki. Böyle şeyler benim gibi yaşamın sonuna gelindiğinde hatırlanıyor zaten. Sene sonu mektep karnesi gibi. İnsan bir hesaplaşmaya girdiğinde görüyor yanlışlarını ve aslında doğrusunu bilip yanlış yaptıklarını.”

Doğrusunu bilip yanlış yaptıklarım.

İşte benim Mete ile evliliğimin özeti buydu. Ve bunu görebilmem için Mete’yi büyüten acının beni de büyütmesi gerekiyormuş.
 
 

Devam edecek…

 
 
Beril Erem

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Burak Süalp 15 Haziran 2020 at 02:46

    İtiraf edeyim, bu sefer bir önceki bölümü ikinci kez okumadan bir solukta okudum bu bölümü. Gittim geldim. Zamanda yaptım bu yolculuğu da, kalemin sayesinde. “İnsan çok sevdiğini zamansız kaybedince kaybolur ya zamanda.” Başka bir şey ekleyemiyorum. Yeni bölümü merakla bekliyorum. Sağlıcakla…

  • Cevapla Beril Erem 15 Haziran 2020 at 12:20

    Hmmm… Bak şimdi sen yazınca fark ettim cümledeki tekrarı 👀😅
     
    Çok teşekkürler Burak yorumun için yine. 😊

  • Cevapla Elif Bilici 15 Haziran 2020 at 13:24

    Madam Vanuş’ a komşu olasım var. Her yeni bölümde önceki bölümleri de okuyarak ilerliyorum. Kalp atış hızım asla değişmiyor geriye gittiğim bölümlerde.
     
    Sonraki bölümleri ve sonunu hem heyecanla bekliyorum hem de sonu olmasın istiyorum.
     
    Elinize sağlık 🙂

    • Cevapla Beril Erem 16 Haziran 2020 at 10:36

      Elif’cim çok teşekkür ederim güzel yorumun için ❤

  • Cevapla Emel Erem 15 Haziran 2020 at 20:35

    Doğrusunu bilip yanlış yaptıklarım… Kim yapmıyor ki 🤓
    Şimdi 1 ay bekleyecek miyiz?

    • Cevapla Beril Erem 16 Haziran 2020 at 10:38

      Herkes yapmasa, ben yapmasam, sen yapmasan, o yapmasa nasıl çıkar bu diyaloglar aydınlığa? 😄😄😄

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan