Martan'ın Sepeti

Büyümek

16 Eylül 2020

Öykü: Büyümek | Yazan: Zeynep Mete

 

Ön Söz

 

Bu öykü özellikle açılmak üzere olan okulların hemen öncesinde yazıldı. Lütfen öğrencilerimizi tanıyor bile olsak yeniden gözden geçirelim, yaklaşık beş buçuk ay oldu, çok şey değişti hayatlarımızda, lütfen onları merak edip hayatlarına bir kez daha dokunalım. Biliyorum bütün öğretmenler melektir, melek kanatlarımızla dokunalım, onları yeniden yükseltmek ve yüceltmek için. Zaten biz bunun için varız, öyle değil mi? Yeni döneminizin başarı ve mutluluklarla dolu geçmesini diliyor ve hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.

Kolay gelsin arkadaşlarım.

 
 

Büyümek

 
 
Bizim de mutlu bir evimiz, mutfak penceremizden her sabah neşeyle süzülen cömert güneşimiz vardı. Güneşimiz yazın dağlara, kışın ovaya bakan penceremizden, bizleri sevinçler ve sevgilerle her yeni gün bir daha kutsamak için pırıltılar saçardı. Sonra o pırıltılar o kadar arttı ki kuraklık başladı, tarlalarımızda değil ürün, ot bile bitmez oldu. İçecek, kullanacak suyumuz da iyice sorun olmaya başlayınca annem ve babam göçe karar verdiler.

Yeni bebeğimiz olmuştu; bu yüzden annem bir süre bebeğimizle dedemlerin yanında kalacak; ben ve babam önden gidip bir düzen kuracaktık. Evimizi, tarlalarımızı, çiftliğimize ait her şeyi sarıp sarmaladık ve kapattık. Çok hüzünlüydü, işçileri olan babam şimdi kendisi işçi olmak için hiç bilmediği bir yere doğru hareket etmek zorundaydı. Bizden önce köyden ayrılan tanışlar bize yer ve çalışacak iş bulmuşlar. Uzun bir yolculuğun ardından babamla yeni yerimize ulaştık. Yeni evimiz kerpiçten tek odalı, tuvaleti dışarıda, tavanı yer yer naylonlarla kaplı bir barakaydı.

Babam evi kolaçan etti sonra elimden tutup beni uzaktan bakınca uçsuz bucaksız bir deniz gibi görünen naylon cennetine götürdü. Çok sıcaktı ve naylonların içinde bitkiler vardı. Dediklerine göre babam artık ortakçı olmuştu. Yani bu minik bitkilere bakacak, büyütecekti. Bitkiler; domates, biber, patlıcan olunca buraların sahibi ona para verecek, babam da evimizi geçindirecekti. El sıkıştılar, babam yeniden elimi tuttu ve bu kez tek katlı, ağaçlarla çevrili büyük bahçeli bir yere gittik birlikte.

Burası okulmuş.

Daha bir haftası varmış, açılmamış. Babamın dediğine göre ben artık okullu olmuşum. Ardından kasabaya indik, babam alışveriş yaptı, küçük bir yerde çorba içtik ve yeniden köye döndük. Ertesi gün güneş doğmadan kalkıp adına sonradan sera denen babamın iş yerine gittik, bütün gün birlikte çalıştık. O bitkileri ipledi. Bitkileri iplemezsek büyümezmiş, büyümezse de verim olmaz ve biz de aç kalırmışız.

Ben kah ağaçların altında oturdum, kah babama ip taşıdım, böylece akşamı ettik. Günler günleri kovaladı; okul başladı, yağmurlar yağdı, kış bütün haşmetiyle naylon kaplı çatımızdan akıp geçiyordu. Üşüyor ve annemi özlüyordum. Çok soğuk gecelerde babamla birlikte yatıyorduk. Bir gün babama annem ne zaman gelecek diye sorma cesareti buldum, “Yakında” diye cevapladı.

O yakın bir türlü gelmedi. Buraya gelişimizin üçüncü yılında babam beni köyümüze giden ahbapların yanına katıp yaz tatilini geçirmek üzere annemin yanına yolladı. Annem artık dedemlerle oturmuyordu, bir kardeşim daha olmuştu ve evde başka bir baba vardı. Annem gelişimin ikinci günü bana babamla ayrıldıklarını, evdeki yeni babayla evlendiğini, onun da iki oğlu olduğunu, eğer istersem babamla değil de onunla kalabileceğimi söyledi.

İstemedim, o günden sonra da annemi özlemekten vazgeçtim.

Yaz tatilinin bitmesini beklemeden babamın yanına döndüm. Bir daha oralara gitmek ve onları görmek istemiyordum. Babamla bu konuyu hiç konuşmadık. Naylon kaplı kulübemizde yaşayıp gidiyorduk, ben sabahları okula gidiyor, öğleden sonra okul bitince babamın yanına yardım için uğruyor, bazen de onu beklerken ağaçların altında ödevlerimi yapıp bitiriyordum.

Bir akşam yine seralarda işimiz bitince evimize döndük, yemeğimizi yedik, sobamızı yaktık, babam çay demledi ve bana; “Sen yaşıtlarından bile çok ve zamansız büyüdün. Onun için söylediklerimi iyi dinle, anlamaya çalış ve unutma. Bazı şeyleri değiştiremiyoruz, istesek bile değiştiremiyoruz. Bir yolu var elbet değiştirmenin. Elimizde olmayan şeyleri elimizde olanlarla ancak okuyarak, öğrenerek değiştirebiliriz. Sakın okumaktan ve öğrenmekten vazgeçme” dedi.

Şaşırmıştım doğrusu; bu nereden çıkmıştı. Ben çok çalışkan bir öğrenciydim zaten, acaba daha çok mu çalışmalıydım? Neyse sesimi çıkarmadım. Uyuduk. Sabah erkenden kalktım, babam yatağında yoktu. Herhalde tuvalette diye düşündüm, bekledim, bekledim. Artık tuvaletimi tutamaz olunca, tuvalete gitmek için dışarı çıktım. Babam evimizin yanındaki ağaca kendini iplemişti. Büyümek için yaptı herhalde dedim, yanına iyice sokuldum, başı yana düşmüş uyuyor gibiydi, ayakları yere değiyordu. Uyandırmaya çalıştım; “Baba, baba!!! Yeterince büyümüşsün ayakların yere değiyor, uyan işe, okula geç kaldık dedim” ama cevap vermedi.

Okula gittim, ders çoktan başlamıştı, kapıyı çaldım, öğretmenim neden geç kaldığımı sordu. Cevap vermedim.

Tenefüs zili çalınca, herkesin dışarı çıkmasını bekledim. Cebimdeki naylon ipin bir ucunu sıraya, diğer ucunu boynuma bağladım. Bir taraftan da ayaklarımla ipi bağladığım sırayı itiyor, kendimi ise geri çekiyordum…

Madem öyle,ben de büyümeliydim. Derken aniden öğretmenim sınıfa girdi ve beni o halde görünce koşup naylon ipi elleriyle kesti ,elleri kan içinde sordu; “Ne yapıyorsun?”

Ona; “Babam büyümek için kendini ağaca iplemiş, uyansın diye bekledim,”sabah ondan geç kaldım, ben de büyümeliyim öyle değil mi?” dedim.

Öğretmenimin yüzü saniyeler içinde renk değiştirdi; sanırım yüzünde bir anda tüm renkleri gördüm. Beni kucağına aldı, sınıftan çıktık, müdürümüzün kapısında beni yere bıraktı, bir öğretmeni başıma dikti. “Biraz bekle” dedi.

Birkaç dakika sonra beni tekrar kucağına aldı ve arabasına bindik, evine götürdü. Birkaç gün orada kaldık.

Bir gün “Canım oğlum, insanlar bitkiler gibi ipe alınınca değil, onlara iyi gelmeyen şeyleri unutunca büyürler” dedi. Baban unutmayı istemediği için aramızdan ayrıldı. Fakat sen ailenin bütün güzelliklerini yaşatmak için bizimle kalmalısın. Her ailede hatırlanacak, özlenecek güzellikler mutlaka vardır ve onlar kaybolmamalı, yaşamalıdır. İşte sen onlardan biri ve en güzelisin. Güzellikleri yaşatmak için yaşamalı; yaşatmalı, okumalı, öğrenmeli ve güzel bir meslek sahibi olmalısın. Hatta büyüyünce bir yuva kurmalı, güzel çocuklara babalık yapmalı, kötü şeyleri unutmalısın. Kötülüğü, kötü anıları, kötü günleri unutarak büyür insan” dedi ve bir ninni söyleyerek büyüttü.

“Unutsun da büyüsün ninni
Umuda yürüsün ninni
Unutsun da tüm kötülükleri
İyiliğe yürüsün ninni.”

Sonraki süreç zordu; annemi ve diğer yakınlarımı istemediğim için, sürekli evden kaçtım. Sonunda öğretmenimin bulunduğu şehirde sevgi evlerinde büyümeme karar verildi. Öğretmenim koruyucu ailem oldu, ondan başka kimsem yoktu, ben de kendimin ve onun kimsesi oldum. Okudum, işe girdim. Bir gün karındaşlarım ve kardeşim beni aradı. Annemiz ölmüştü, ondan ve babamdan kalanların taksimi gerekiyordu, ben olmadan bunu yapamıyorlardı. Gittim, hakkım olanı onlara pay ettim.

Unuttum, büyüdüm, içimde kin yerine umudu büyüttüm ve yaşamayı seçtim.
 
 

Son Söz

 

Kara gün kararıp kaldığında yaşınız ne olursa olsun ipekten umut perdesine el vurmaya cesaret edin. Bunu kendiniz için yapın; tıpkı benim minicik kuzularım, can evlatlarım gibi. Onlar ki minicikken buna cesaret etmiş, onlar ki kalplerinden büyük umut beslemeyi başarmış; siz ebeveynleri umut yoldaşınız oldukça kim bilir neler başarır, ne destanlar yazarsınız.

Martan’ın Sepeti’nden başka bir umut öyküsü daha okumak isterseniz bağlantıyı tıklayabilirsiniz 👉🏻 Karnıyarık

 
 
Zeynep Mete

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Müge Erpek 16 Eylül 2020 at 16:51

    Çok güzel ve ibret alınacak bir öykü. Acı yaşadığımızda en büyük acıyı biz yaşıyoruz zannediyoruz. Ama maalesef bu dünyada çok acı var. Önemli olan diğerlerinin acılarının farkına varmak ve aslında ne kadar şanslı olduğumuzu bilmek. Acılar paylaştıkça azalıyor. Eline sağlık arkadaşım, çok beğendim.

    • Cevapla Zeynep Mete 16 Eylül 2020 at 17:46

      Teşekkürler can arkadaşım, yüreğine sağlık.

  • Cevapla Demet Uncu 17 Eylül 2020 at 14:39

    Okurken tüylerim diken diken oldu Zeynep Hanım. Ne güzel ifade etmişsiniz. Bilmediğimiz, görmediğimiz ne kadar çok hayat var? Hayatım çok ama çok zor demeden evvel, çok düşünmek lazım bence. Bu hikayedeki minik kahramanımız da en büyük acılardan birini yaşadığı için hayata karşı daha güçlü duracak ve dayanıklı olacak çoğu zorluğa.
     
    Kaleminize sağlık.
    Sevgiler

    • Cevapla Zeynep Mete 17 Eylül 2020 at 19:59

      Demet Hanım merhaba;
      Geçenlerde bir yerde okumuştum; “Doğmak ve ölmek kolay, zor olan yaşamaktı” diyor. Galiba haklı. Öyle yaşamlar var ki onlar için bazen umut ve şans bile yetmiyor. Daima dua ediyorum hepimiz için; her şey iyiye yol alsın, kötülük hep bir adım geride kalsın. Güzel satırlarınız için ayrıca teşekkür ediyorum.
       
      Sevgilerimle…

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan