Çıkmaz Sokaklarda Felsefe

Antik Çağ Felsefesi | 2

16 Kasım 2024

Yazı: Antik Çağ Felsefesi | 2 | İlk Filozoflar | Yazan: Prof. Dr. Cengiz Çakmak

! Bu yazı dizisi, Prof. Dr. Cengiz Çakmak’ın İstanbul Üniversitesi’nde verdiği “Antik Çağ Felsefesi” dersindeki konuşmasının metne aktarılmasıyla şekillendirilmiştir.

 

İndeks

Giriş Dersi | Antik Çağ Felsefesi | 1
İlk Filozoflar | Antik Çağ Felsefesi | 2
5 Dönüşüm | Antik Çağ Felsefesi | 3
Herakleitos | Antik Çağ Felsefesi | 4
Varlık Problemi | Antik Çağ Felsefesi | 5
Sofistler | Antik Çağ Felsefesi | 6

 

Şairler, Kâhinler, Bilgeler ve İlk Filozoflar

M.Ö. 500’lü yıllara gittiğimizde karşımıza bazı kişiler çıkar. İlk grup Homeros ve Hesiodos gibi şairlerdir. İkisi de Yunan dünyasında bilgeliği temsil eder. Özellikle “İlyada”, “Odysseia”,1 “Theogonia”, “İşler ve Günler”2 gibi eserlerinde Yunan dünyasının en temel fikirlerini ortaya koyarlar. Bu eserlerde kozmolojiye, ahlâka, politikaya ve gündelik hayata dair düşünceler yer alır. Bu şairlerin amacı Yunan dünyasını yorumlamak ve anlamaktır.

İkinci grup kâhinlerdir. Kâhinler de bilgeler arasında sayılır ve gelecekle ilgili bilgi vermekle görevlidirler. Şairler geçmişte olan biteni anlatırken kâhinler geleceği haber verir.

Şairler, “kozmos”3 adı verilen düzenli yapının nasıl oluştuğunu anlatırlar. Ancak bunu yaparken asıl dertleri politiktir; o dönemdeki dünyanın nasıl olması gerektiğine dair fikirler ortaya koyarlar.

Örneğin, Homeros’ta hiyerarşi vurgulanır. Eski kralları över Homeros. Onun övgüsüne layık görülen bu dönem, Yunan dünyasında bir gelişme yaşandığı zamana işaret eder. Eski Yunan’da Odysseus ve Agamemnon gibi kahramanlar varken, onların yerine zamanla yeni bir yapı gelmiştir; bu yapıya polis4 adı verilir.

Üçüncü grup ise yeni politik yapının, yani polisin ortaya çıkışıyla birlikte beliren düşünürlerdir. Bu kişilerden ilki Thales’tir.

★ Bizler bu kişilere “ilk filozoflar” deriz ancak onlar kendilerine “filozof” demezlerdi.

Thales’ten hemen önce ortaya çıkan bir figür vardır; bilge. Bu kişiler ne şairlere ne de kâhinlere benzer. Amaçları pratik bilgeliktir, teknik bilgelik değildir. Antik Yunan’da teknik ile pratik arasında belirgin bir ayrım yapılır. Günümüzde bu kavramlar birbirine karıştırılsa da Yunan’da pratik bilgelik eylemle ilgilidir.

Bu düşünürler, ahlâki anlamda iyi insanın nasıl olması gerektiğini ve iyi insanın özelliklerini anlatırlar. (Homeros ve Hesiodos’ta da bu tür anlatımlar bulunur; çok fazla bir fark yoktur.) Bu düşünürler insanlara ne yapmaları gerektiğini söyler.

Pratik bilgelikler ise devlet düzeni ve yönetim gibi konularda fikirler ortaya koyar. Bu düşünürlere atfedilen bazı ifadeler, onların görüşlerinin kaynağını anlamamıza yardımcı olur.

Homeros & HesiodosÖrneğin, Homeros ve Hesiodos, bildikleri her şeyin kaynağının tanrılar, yani Musalar (Esin Perileri) olduğunu söyler. “Biz ne biliyorsak Musalardan öğrendik” derler. Ancak ilk filozoflar böyle bir gerekçeye dayanmazlar. Kendi deneyim ve araştırmalarıyla fikirlerini ortaya koyarlar. Bu araştırma sürecine “historia” denir; bu, araştırmak ve öğrenmek anlamına gelir.

Bu düşünürlerin yeni bir öğrenme tarzı vardır. Bilgilerinin kaynağının tanrılar olduğuna dair bir gerekçeleri yoktur. Daha sonraki dönemlerde Herakleitos “Kendimi araştırdım” diyecektir. Bu ifade, bireysel araştırma yaparak öğrenme anlamına gelir ve bireyi ön plana çıkarır.

Bugünkü anlamda birey var mı diye sorarsanız, yok. Günümüz dünyasında birey var mı diye sorarsanız, yine yok. Peki ne var? Gölge insanlar var. O gölgelere birileri vaaz verir gibi konuşuyor. Orta Çağ’ı beğenmiyoruz ama bugünkü öğrenme anlayışımız Orta Çağ’dan bile kötü durumda. En azından Orta Çağ’da üniversite kavramı, yedi özgür sanat üzerine kuruluydu. Peki bugün ne var? Ortada bir şey yok.

Pratik ve Teknik Bilgelik

Antik Yunan’da ortaya çıkan yeni düşünürlerin pratik bilgelik ile ilgili olduklarını söylemiştik. Pratik bilgelik, ahlâki ve pratik eylemlerle ilgilidir. Bir diğer bilgelik türü ise teknik bilgidir.

  • Teknik bilgelik, araç üretme ve yapma ile, üretmeyle ilgilidir.
  • Pratik bilgelik eylemle, özellikle ahlâki eylemlerle ilgilidir.
  • Ayrıca zamanla ortaya çıkacak olan teorik bilgelik de vardır; bu, kavrama, anlama ve temaşa (seyir) ile ilgilidir.

Bu üç bilgelik türü zamanla iç içe geçecektir.

Teknik bilgeliğe yakından bakalım: Teknik bilgelik, üretim ve yapma ile ilgilidir.

Thales ile ilgili anlatıya göz atalım. Gökyüzünü araştırırken (ki gökyüzünü araştırmak, theoria5 yapmak, yani seyretmek anlamına gelir), gözünün önündekini görmediği için bir su birikintisine düştüğünü anlatılıyor. (! Hakîkî düşünceyle toplumun büyük bir kesimi alay eder.)

Kalp/inanmak, el/beyin: uyanmak, inanmak, düşünmek ve yapmak gibi kavramlar birer metafordur. Ancak çağımızda bu kavramlar kurumuştur.

Yeni ortaya çıkan bu düşünürlere yeni bir anlam ve bilgi yükleniyor. Bu kişiler, yapıp etme yetisine sahiptirler. Bu özellik Homeros’ta yoktur; bize Thales’ten gelir.

 İlk Filozoflar | Anaksimandros'un Gnomon'u “İlk filozoflar”dan bir diğeri Anaksimandros, yıldızları anlamak için “gnomon6 denilen bir cihaz yapmıştır. Bu cihazı Mezopotamya’dan getirip uyarlamıştır. Yani, mühendislik yönleri vardır.

Yunan dünyasında teknik bilgelik, bugünkü anlamıyla mühendislik demektir. Pratik bilgelik ise ahlâki ve pratik anlamda görüşler geliştirmektir.

Bu düşünürlerin bir diğer özelliği de Homeros ve Hesiodos’un açtığı dünya ile yetinmemeleridir. Başka düşünme olanakları, başka fikirler arıyorlar; başka dünyalar keşfetmeye çalışıyorlar. Bu başka dünyaları da duyuyorlar. Gemiciler gelip gidiyor, Mısır ve Mezopotamya’da, Doğu Akdeniz’de bir şeyler oluyor. Matematik, aritmetik ve geometri biliyorlar; gökyüzünü farklı bir biçimde gözlemliyorlar. Aynı dönemin Mısır ve Mezopotamya kaynaklarına baktığınızda ve onları Homeros ile Hesiodos’un görüşleriyle karşılaştırdığınızda, Homeros’un göklere ve dünyaya dair söyledikleri oldukça ilkel kalıyor.

Örneğin Babil’de, gezegenleri, -çıplak gözle görülen beş gezegeni- ay tutulmalarını ve güneş tutulmalarını kayıt altına almışlardır. Gökyüzünde hangi takımyıldızlarının ne zaman nerede olduğunu biliyorlar. Homeros ve Hesiodos’un fikirlerine baktığınızda, bu anlamda onlardan çok farklı bilgilere sahip olduklarını görüyorsunuz.

Yunan dünyasında ortaya çıkan bu düşünürler doğa olaylarını da gözlemliyor ve araştırma konusu yapıyorlar. Eski Yunan’da düşünür olan herkes gökyüzüne bakmıştır. Tanrıları hesaba katarak veya çok tanrılı bir din bağlamında gökyüzüne bakıyorlar. Ancak yeni düşünürler, evreni kendi içinde bir düzen ve amaç varmış gibi görmeye başlıyor. Yani çok tanrılı bir bakış açısından farklı bir bakış açısına doğru evriliyorlar. Homeros’un dünyasında her şey tanrıların eylemleri sonucunda olur, tanrılarla doludur. Ancak Homeros ve Hesiodos’un fikirleri, Thales ve diğer düşünürlerin gelişinin hazırlayıcısıdır.

Doğa dediğimiz varlık, bugünkü anlamda yalnızca ağaçlar, gökyüzü ve yağmur değildir; bir bütündür. İlk filozofların sözlerinde “phusis”7 terimi yer almaz. Sonradan eklenmiş ve onlara “doğa filozofları” denmiştir. Onlar varlığı bir bütün olarak anlamaya çalışıyorlardı.

Biz “doğa” dediğimizde ağaçları, virüsleri, dağları, nehirleri ve tüm fiziksel dünyayı kapsayan organik canlıları anlıyoruz. Ancak onların “phusis” dediği şey tanrısal bir varlıktır.

Bizler için ise “phusis” tanrısal bir varlık değildir, doğa anlayışımızın kökeninde Descartes’in “res extensa” (uzamlı töz / yer kaplayan şey) fikri vardır. Ancak yine belirtmeliyim ki bu düşünürlerin lugatında “phusis” terimi yoktur; bu terim sonradan Aristoteles tarafından eklenmiştir.


★ İlk kez Aristoteles bu düşünürlere “doğa filozofları” der. Ancak doğa filozofu olmak sadece doğa olaylarını araştırmak değil, maneviyat, pratik konular ve ahlâk gibi diğer fenomenleri de anlamayı kapsıyorsa, o zaman bu düşünürler doğa filozoflarıdır. Doğa filozofları sadece doğa olaylarını araştıran kişiler olarak düşünülmemelidir. Bu anlamda değerlendirmek yanlıştır. Doğa filozofu olmaları; ahlâktan politikaya, dinden doğal olaylara kadar geniş bir yelpazede her şeyi araştırmalarını ifade eder.


Yazı: Antik Çağ Felsefesi | 2 | İlk Filozoflar | Yazan: Prof. Dr. Cengiz Çakmakİlk Filozoflar 8

  • Thales (M.Ö. 624 – M.Ö. 546)
  • Anaksimandros (M.Ö. 610 – M.Ö. 546)
  • Anaksimenes (M.Ö. 586 – M.Ö. 526)
  • Herakleitos (M.Ö. 535 – M.Ö. 475)
  • Pythagoras (M.Ö. 570 – M.Ö. 495)
  • Ksenophanes (M.Ö. 570 – M.Ö. 478)
  • Parmenides (M.Ö. 515 – M.Ö. 450)
  • Empedokles (M.Ö. 495 – M.Ö. 435)
  • Anaksagoras (M.Ö. 500 – M.Ö. 428)
  • Demokritos (M.Ö. 460 – M.Ö. 370)

Yağmurun nasıl yağdığı, depremin nasıl oluştuğu, şimşeğin nasıl çaktığı gibi konuları araştırmazlar sadece. Kaldı ki bu tür konularda ortaya attıkları fikirlerin bazıları onlara sonradan atfedilmiştir. Başlangıçta bu fikirleri dile getirip getirmediklerini bilmiyoruz. Ancak Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’e baktığımızda, bu düşünürlerin Homeros ve Hesiodos’un din ve politeizm anlayışından ayrıldıklarını görüyoruz.

Anaksimandros’ta her şeyin adalete göre var olduğu fikri karşımıza çıkar. Ona göre her şey “adalet” tarafından belirlenmiştir ve her şey onun düzenine ve takdirine göre şekillenir. Bu düşünce, çok tanrıcılığın yavaş yavaş silinip gittiğini gösterir.

Bu süreç, Ksenophanes ile birlikte çok tanrıcılığın ağır eleştiriler almasıyla devam edecektir. Ksenophanes, çok tanrıcılığın iki önemli figürü olan Homeros ve Hesiodos’u eleştirecek; hatta Herakleitos ve Parmenides gibi düşünürlere de eleştiriler yöneltecektir.


★ Kısacası, ilk filozoflar doğa bilimcileri değildir. Onları doğa bilimcisi olarak adlandırmak, tam anlamıyla anlaşılmalarını sağlamaz. Bu düşünürler, varlığı bir bütün olarak anlamaya çalışan kişilerdir.


Peki, varlığı bir bütün olarak anlamak ne demektir?

Bu, dini konulardan ahlâki konulara kadar her şeyi kavramaya çalışmak demektir. Bu düşünürler, yeni dünyanın insanlarıdır ve bu yeni dünya “polis”tir. Polis düzeninde adaletli bir yönetim istemektedirler. Herkesin eşit bir şekilde seçme ve seçilme hakkına sahip olacağı bir düzen arzulamaktadırlar. Bu eşitlik özellikle yasalar karşısında geçerli olmalıdır. Homeros’un savunduğu dünyada ise yalnızca aristokratlar veya tanrıların soyundan gelen seçkinler yönetme hakkına sahiptir. İlk filozoflar bu anlayışa karşı çıkmışlardır. Bu anlamda onlar, saf politik filozoflardır.

Antik Yunan'da Polis'te AdaletHomeros ve Hesiodos’a eleştirel bir yaklaşım sergilediklerini, özellikle Ksenophanes ve Herakleitos’ta net bir şekilde görebiliriz. Bu düşünürler, yeni bir dünya fikri ortaya koymaktadır. Onlara göre doğa, yalnızca mineraller ya da elementlerden ibaret değildir; doğa, politik, dini ve hayatla ilgili tüm unsurları kapsayan bir bütün olarak anlaşılmalıdır. Bu düşünceyle, Homeros ve Hesiodos’ta gördükleri tanrılar üzerinden kurulmuş olan teolojik ve politik fikirleri ağır bir eleştiriye tabi tutmuşlardır.

Bu süreçte “isonomia9 fikri ortaya çıkmıştır. Anaksimandros’un adalet anlayışı olan “dike10 (her şeyin zamanın takdirine göre belirlendiği düşüncesi), politik bir fikri ifade eder. Bu bağlamda, birincisi “nomos”,11 yani yasalar eşit olacak; ikincisi “isonomia”, yani herkesin eşit seçme ve seçilme hakkına sahip olması gerekecektir. Hiç kimse doğuştan daha üstün olduğunu iddia edemeyecek, aksi takdirde çatışmalar yaşanacaktır.

Isonomia” düşüncesinde, herkesin eşit bir onura sahip olması, yani “thymos12 (onur) kavramı önemlidir. Haysiyet, aynı zamanda “sizden daha güçlüyüm, daha ayrıcalıklıyım” anlamını taşır. Bu da “isothymos13 (eşit haysiyet) anlayışını doğurur.

Ayrıca, “isogoria14 yani eşit konuşma hakkı da önemlidir. Şehirlerde tartışmalar yapılırken, şehirlerin merkezinde “Agora15 bulunmaktadır. Thales ve onun gibi düşünürlerle birlikte düşünme ve tartışma Akropolis’ten16 Agora’ya inmiştir.


Yönetme Erki

Bu düşünürler yönetme erkinin kimde olacağını da tartışmışlardır.
(“Erk” kelimesi, “arkhe”yi ifade ediyor.)

İlk filozoflar “arkhe”yi araştırıyorlar, yani yönetme yetkisini.

“Yönetme yetkisi nedir ve kimde olmalıdır?”

İşte bu düşünürlerin araştırdığı konu budur. Aristoteles onlara “doğa filozofları” derken, onları doğa bilimcileri gibi algılar. Fakat bu düşünürlerin arkhe sorununa yaklaşımları farklıdır; Batı felsefesinde maddenin dört kökü (hava, su, toprak, ateş) olarak bilinen unsurlar burada mevcuttur ancak bu unsurlar maddenin yapısını açıklamak için değil; politik, ahlâki ve dini alanların birbiriyle olan ilişkisini anlamak için kullanılır.


★ Politik, ahlâki ve teolojik olan, ilerleyen dönemlerde birbirinden ayrılacaktır; özellikle Rönesans sonrası Hobbes ve Machiavelli ile birlikte bu ayrışma belirginleşecektir.


Yazı: Antik Çağ Felsefesi | 2 | İlk Filozoflar | Yazan: Prof. Dr. Cengiz Çakmak

Bilginin Kaynağı

İlk filozoflar olarak adlandırdığımız Thales ve Anaksimandros gibi düşünürler; kâhinler ve şairlerden farklı olarak dünyayı ve varlığı araştırırken çok tanrılı zihniyetten uzaklaşmışlardır. Thales’ten başlayarak Herakleitos ve Parmenides’e kadar ilerleyen bu düşünürlerin hiçbiri, bilgeliklerinin kaynağının tanrılardan geldiğini söylememiştir. “Bana Zeus verdi” demezler. Yani, Musalardan esin aldıklarına dair bir iddiaları yoktur. Homeros ve Hesiodos, “Ben Musalardan aldım” derken, ortaya koydukları görüşleri tanrılarla gerekçelendirirler. Onların görüşlerinin doğruluğu, tanrılardan duyduklarına dayanır. Ancak artık bir fikrin doğruluğunu temellendirmek için tanrılardan esinlenmiş olmak önemini yitirmiştir. Ksenophanes ve Parmenides gibi düşünürlere bakarsanız, doğruluğun temeli artık insanın kendi çabasıyla sağlanacaktır.

Bu düşünürlerin hiçbiri, “Apollon’dan17 bana kehanet geldi” demez. Herakleitos kehânet üslubunu farklı bir anlamda kullanacaktır, ancak “Ben geçmişi biliyorum çünkü bana Musalar ya da Apollon söyledi” gibi bir ifade bu düşünürlerde yer almaz. Böyle bir düşünce artık ortada yoktur.

Diyalog ve tartışma önem kazanmıştır.

Düşünceler diyalog aracılığıyla gelişecek ve bu bağlamda anlam kazanacaktır. Doğruluğun tartışmalar ve örneklerle belirlenmesi gerektiği fikri öne çıkacaktır.

Şu olmayacaktır: “Bu doğru, çünkü dün akşam Apollon bana böyle söyledi.”

Bu tür bir düşünce, ilk filozoflarla birlikte yıkılacaktır. Ancak bu, düşüncenin dinden bilime veya dinden felsefeye geçişi anlamına gelmez. Bu, yeni bir düşünce tarzının ortaya çıkması demektir.

Bu dönemde tek ve bütünsel bir tanrı anlayışı ortaya çıkmıştır. Yeni bir dinsellik doğmuş; yeni bir politik ve ahlâki yaklaşım şekillenmiştir. Ksenophanes’in bakış açısından bu yeni dinsellik, bir tür bütünsel tanrıcılık, yani panteizmdir. Herakleitos’ta da her şeyi yöneten bir varlık düşüncesi vardır; bu da panteist bir yaklaşımdır. Bu şekilde bir geçiş yaşanmıştır.

Bu fikrin arkasında yatan düşünce ise politik bir dönüşümdür. Politik dönüşümde tüm filozoflar aynı şekilde düşünmez. Miletoslular daha demokratik bir yönetim anlayışına sahipken, Herakleitos daha farklı bir yönetim tarzını benimsemiştir.

Eski düzen, yani çok tanrılı Panteon ve Akropolisçi zihniyet, önemini kaybeder. Şehir devletleri anayasalarını oluştururken farklı dayanaklara yönelirler. Bu sürecin zirve noktası ise sofistlerdir, özellikle de Protagoras yasaların nasıl konulması gerektiği konusunda öne çıkar.

Şöyle bitirelim:

Mitostan logosa geçiş” olarak anlatılan süreci, “Akropolis’ten Agora’ya iniş” olarak değerlendirebiliriz. Akropolis’te teolojik olan ön plandadır, Agora’da ise politik tartışmalar ön plandadır. Ancak “mitostan logosa geçiş”, dinden bilime geçiş anlamına gelmez. Bu geçiş, çok tanrılı bir dinden tüm tanrılı bir dine, yani filozofların tanrı anlayışına geçiştir. Filozofların tanrı anlayışları hem Hristiyanlığı hem de İslamiyet’i etkileyecektir. Yani dinden bilime bir geçiş değil, dinden dine bir geçiş vardır.

Mitostan Logosa Eski politik yapılardan yeni bir politik yapıya da geçiş söz konusudur. Birinci geçiş teolojik, ikincisi ise politik dönüşümdür ve bu iki dönüşüm iç içe geçmiştir. Üçüncüsü, ahlâki ve etik bir dönüşüm; dördüncüsü ise doğayı yorumlama tarzındaki dönüşümdür.

Hepsi önemlidir fakat burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, doğayı yorumlamadaki dönüşümün diğer dönüşümlere göre abartılı bir şekilde değerlendirilmesidir. Teolojik, politik ve ahlâki dönüşümler gözden kaçırılırken, doğayı yorumlamadaki değişim sıklıkla farklı bir şekilde, daha büyük bir dönüşüm olarak ele alınmaktadır.

Bu anlamda, doğa filozofları/ilk filozoflar dediğimiz bu kişiler, ahlâki, politik ve dini konuları ele alıp araştıran düşünürlerdir. Bu konular farklılaştıkça ve ele alındıkça yeni bir rasyonalite ortaya çıkar. Her şeyin doğrusu tartışmayla bulunacaktır.

Bu çerçeve içinde ilk filozofların doğa yorumu:

Öncelikle dinseldir, ikincisi politiktir, üçüncüsü ahlâkidir ve dördüncüsü de bu bağlam içinde phusis’i (doğayı) anlamaktır.

Onları diğer üç bağlamdan kopartarak 19. yüzyıl bilim insanları gibi değerlendirmek hatalı olur. Bu kişiler bilim insanı değiller. Evet, bilime giden bir yol açmışlardır ancak esas olarak yeni bir dini, yeni bir politik ve yeni bir ahlâki yön arayışındadırlar. Bu düşünürlerin doğa anlayışı da bu üç bağlamla birlikte ele alınmalıdır.

Kozmoloji anlayışları da bu üçlü bağlam içinde şekillenir. Homeros ve Hesiodos’un sunduğu kozmoloji, belirli politik fikirleri taşır; bu düşünürlerin kozmolojisi de farklı bir politik yön içerir.

Modernitenin ilk dönemleri de dahil olmak üzere, kozmoloji18 anlayışları bugünkü doğa araştırmalarından farklı olarak teolojik, politik ve ahlâki boyutlardan bağımsız değildir; aksine, bu boyutlarla iç içedir. Eğer bu düşünürlere “phusis filozofları” diyecekseniz, phusis’in içine teolojiyi, politikayı ve etiği de katmalısınız.

Önümüzdeki hafta Herakleitos, Ksenophanes, Parmenides ve sofistlere doğru ilerleyeceğiz.
 

Prof. Dr. Cengiz Çakmak

 

Açıklamalar:

  1. Homeros – İlyada, Odysseia: “İlyada” ve “Odysseia,” Antik Yunan edebiyatının en önemli destanlarından ikisi olup, Homeros’a atfedilen eserlerdir. “İlyada,” Troya Savaşı’nın son yılına odaklanır ve özellikle Akhilleus’un öfkesini, savaşın gidişatını ve kahramanların çatışmalarını anlatır. Bu destan, on yıllık savaşın sadece kısa bir bölümünü kapsasa da Troya’nın efsanevi hikâyesini nesilden nesile aktarmıştır.
     
    “Odysseia” ise Troya Savaşı’ndan dönüş yolculuğuna çıkan İthaka Kralı Odysseus’un maceralarını konu alır. Tanrıların müdâhaleleri, büyüleyici canavarlar ve zorlu yolculukla dolu olan bu eser, Odysseus’un on yıllık yolculuğunu ve ailesine kavuşma çabasını anlatır.
     
    Homeros, MÖ 8. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, ancak tarihsel varlığı kesin olmayan bir ozandır. Yazılı hale getirildiği döneme kadar sözlü olarak aktarılan bu destanlar, Batı edebiyatının temel taşları sayılır ve kahramanlık, insanlık halleri ve kader kavramlarını ele alır.    ⇡⇡⇡
  2.  

     
  3. Hesiodos – İşler ve Günler, Theogonia: Hesiodos, Antik Yunan’ın en eski ve en önemli şairlerinden biri olarak bilinir ve Homeros ile birlikte Yunan edebiyatının kurucuları arasında yer alır. Eserlerinde mitolojik, kozmolojik ve didaktik unsurlar ön plana çıkar.
     
    “Theogonia” (Tanrıların Doğuşu), evrenin ve tanrıların kökenini anlatır. Yunan mitolojisinin ilk kapsamlı anlatısı olarak kabul edilen bu eserde, dünyanın başlangıcından tanrıların soy ağacına kadar detaylı bir açıklama sunulur. Kaos’tan evrenin doğuşu, tanrıların hiyerarşisi ve Olympos tanrılarının nasıl hüküm sürdüğü bu eserin temel konularıdır.
     
    “İşler ve Günler” ise Hesiodos’un kardeşi Perses’e öğütler verdiği, tarım, ahlâk ve emek temalarını ele aldığı bir eserdir. Bu eserde, insan hayatındaki döngüler, mevsimler ve emeğin erdemi gibi konular işlenir. Hesiodos, adaletin ve çalışmanın önemini vurgularken insan yaşamının nasıl daha doğru ve verimli geçirilebileceğine dair bilgiler verir. “İşler ve Günler,” aynı zamanda Yunan toplumunun günlük yaşamına dair bilgiler de içeren didaktik bir eserdir.    ⇡⇡⇡
  4.  

     
  5. Kozmos: Yunan mitolojisinde kozmos, düzenli, uyumlu ve dengeli bir evren anlamına gelir. Kelime olarak “düzen” ve “güzellik” anlamlarını taşır; kaosun karşıtı olarak varlıkların belirli bir düzene göre konumlandığı, anlam kazandığı evrensel bir yapıyı ifade eder. Kozmos, sadece fiziksel evreni değil, aynı zamanda ilâhî, ahlâki ve toplumsal düzeni de kapsar.
     
    Başlangıçta kaos (boşluk ya da düzensizlik) vardır ve her şey kaostan doğar. Hesiodos’un Theogonia’sında, kaostan sonra evrenin düzeni yavaş yavaş ortaya çıkar: Gaia (toprak), Tartaros (yeraltı dünyası) ve Eros (aşk) gibi ilk varlıklar belirdikçe evren şekillenmeye başlar. Tanrıların doğuşu ve hiyerarşisi de bu kozmik düzenin bir parçası olarak görülür; her tanrı ve doğa gücü, evrendeki dengenin korunmasında belirli bir role sahiptir.
     
    Yunan düşüncesinde kozmos, sadece tanrılar ve insanlar arasındaki dengeyi değil, aynı zamanda doğadaki düzeni ve uyumu da ifade eder. Bu düzen fikri, filozoflar tarafından daha sonra etik ve ahlâki anlamda genişletilmiş, kozmos bir yaşam ideali ve uyumlu bir dünya görüşü olarak geliştirilmiştir.    ⇡⇡⇡
  6.  

     
  7. Polis: Eski Yunan’da polis, şehir-devlet anlamına gelir ve antik Yunan toplumlarının siyasî, sosyal ve kültürel yaşamının merkezini oluşturur. Her polis, bağımsız bir yönetim yapısına, kendine ait yasalarına, askerî gücüne ve dinî ibadetlerine sahip, kendi başına bir devlet niteliğindeydi. Yunan coğrafyasındaki dağlık arazi yapısı nedeniyle, şehirler birbirlerinden ayrılmış ve her biri bağımsız birer topluluk haline gelmiştir.
     
    Polis, yalnızca bir şehir olarak değil, aynı zamanda vatandaşların bir arada yaşadığı, ortak kimlik ve değerleri paylaştığı bir topluluk olarak görülürdü. Yani, polis kavramı hem fiziksel bir alanı hem de bir siyasî ve sosyal birliği ifade ederdi. En bilinen polislere örnek olarak Atina, Sparta, Korint ve Thebai verilebilir. Her bir polis, kendine özgü bir hükümet yapısına sahipti; örneğin, Atina demokrasiyle, Sparta ise oligarşik bir yapıyla yönetiliyordu.
     
    Polisler, vatandaşların (özellikle erkeklerin) kamusal hayata aktif katılımını teşvik eden yapılardı ve Yunan siyasal düşüncesinin, felsefesinin ve kültürünün gelişiminde önemli bir rol oynamışlardır.    ⇡⇡⇡
  8.  

     
  9. Theoria: Eski Yunan’da theoria, “gözlem” ya da “seyretme” anlamına gelir ve bilgiyi derinlemesine anlama amacıyla yapılan entelektüel bir faaliyeti ifade eder. Theoria, modern anlamda “teori”nin kökeni olarak görülse de Eski Yunan’da sadece soyut düşünmeyi değil, aynı zamanda doğayı, evreni, tanrıları ve yaşamı anlamak için yapılan derin bir zihinsel ve ruhsal gözlemi de kapsardı.
     
    Yunan felsefesinde theoria, bilgiyi arama süreci olarak bilinir ve özellikle Platon ve Aristoteles tarafından önemli bir erdem olarak değerlendirilmiştir. Platon’a göre, theoria, İdealar Dünyası’nı anlamaya, varlığın özünü kavramaya yönelik bir bakış açısıdır. Aristoteles ise theoriayı, insanın en yüce faaliyetlerinden biri olarak görmüş ve bunun insanı erdeme götüreceğine inanmıştır; ona göre, theoria, insanın “en yüksek mutluluk” (eudaimonia) haline ulaşmasını sağlar.
     
    Theoria aynı zamanda dini bağlamda, festivallerde veya tapınak ziyaretlerinde yapılan ritüel gözlemleri de ifade edebilirdi. Bu anlamda theoria, hem felsefî bir bilgi arayışını hem de mânevi bir kavrayışı içeren çok yönlü bir kavramdır.    ⇡⇡⇡
  10.  

     
  11. Gnomon: Gnomon, eski Yunan’da güneşin konumunu gözlemleyerek zamanı ve yönleri belirlemeye yarayan bir cihaz veya ölçüm aletidir. Gnomon, dik bir çubuk veya sütundan oluşur ve güneş ışınlarının gölgesini kullanarak güneşin hareketlerini izler. Çubuğun gölgesinin uzunluğuna ve yönüne bakılarak günün saati veya yılın dönemi belirlenebilir. Gnomon, temel olarak bir güneş saati işlevi görür ve ilk astronomik gözlem aletlerinden biri olarak kabul edilir.
     
    Miletli Thales gibi ilk filozoflar ve matematikçiler tarafından kullanılan gnomon, antik dönemde bilimsel ve coğrâfî ölçümlerin geliştirilmesine katkıda bulunmuştur. Gölge uzunluğunu ölçerek en uzun ve en kısa günleri belirlemek veya ekinoksları ve gündönümlerini saptamak için kullanılan bu araç, aynı zamanda coğrâfî enlemin hesaplanmasında da işe yaramıştır.
     
    Gnomon, hem basit yapısı hem de sağladığı pratik bilgilerle antik dünyanın önemli bir bilimsel aracı olmuştur ve daha sonra gelişmiş astronomik araçların temelini atmıştır.    ⇡⇡⇡
  12.  

     
  13. Phusis: Eski Yunan’da phusis (ya da Latince karşılığıyla natura), doğa ya da varlıkların özü anlamına gelir. Phusis, evrenin, doğanın ve tüm varlıkların kendi içlerinden gelen bir düzen ve gelişimle var olduklarını ve bu düzenin kendiliğinden işlediğini ifade eder. Modern anlamda “doğa” kelimesinin karşılığı olarak kullanılsa da Eski Yunan’da phusis çok daha kapsamlı bir kavramdır; varlıkların doğası, değişimi, gelişimi ve özleri üzerine derin bir anlam taşır.
     
    İlk filozoflar (presokratikler) için phusis, evrenin temel ilkesi olarak görülmüştür. Örneğin, Herakleitos’a göre phusis, evrendeki değişimin ve dönüşümün kaynağıdır, doğanın özünde sürekli bir akış ve karşıtlık vardır. Aristoteles ise phusis kavramını, her varlığın içsel amacını ve kendi doğasına göre hareket etme eğilimini ifade etmek için kullanmıştır.
     
    Yunan felsefesinde phusis, doğanın sadece fiziksel varlığını değil, aynı zamanda onun kendine özgü düzenini, yasalarını ve işleyişini de kapsar. Bu kavram, varlıkların neden belirli bir yapıya ve düzene sahip olduklarını anlamak için felsefî bir temel oluşturmuştur ve modern bilimsel düşüncenin de temel taşlarından biri olmuştur.    ⇡⇡⇡
  14.  

     
  15. İlk Filozoflar:
    İlk filozoflar genellikle Antik Yunan’da doğa ve varlık hakkında sorular sorarak felsefenin temellerini atan düşünürler olarak kabul edilir. İşte en tanınmış ilk filozoflar:

    1. Thales (M.Ö. 624 – M.Ö. 546): Evrenin temel maddesinin su olduğunu öne sürdü ve doğa olaylarını doğal sebeplerle açıklamaya çalıştı.
    2. Anaksimandros (M.Ö. 610 – M.Ö. 546): “Apeiron” (sonsuz veya sınırsız) kavramını ortaya attı. Evrendeki düzeni ve doğa olaylarını gözlemledi; ilk kozmoloji teorisini geliştirdi.
    3. Anaksimenes (M.Ö. 586 – M.Ö. 526): Temel maddenin hava olduğunu savundu. Ona göre hava yoğunlaşıp seyrelerek tüm varlıkları oluşturuyordu.
    4. Herakleitos (M.Ö. 535 – M.Ö. 475): Değişim üzerine yoğunlaştı ve “Her şey akar” diyerek değişimin evrensel bir ilke olduğunu savundu. Ona göre temel madde ateşti.
    5. Pythagoras (M.Ö. 570 – M.Ö. 495): Sayılarla evrenin yapısını açıklamaya çalıştı ve matematiksel düzenin evrendeki temel ilke olduğunu ileri sürdü.
    6. Ksenophanes (M.Ö. 570 – M.Ö. 478): Çok tanrıcılığı eleştirdi ve tek bir tanrı fikrini savundu. Bilgi konusunda ise şüpheci bir yaklaşım sergiledi.
    7. Parmenides (M.Ö. 515 – M.Ö. 450): Değişimin bir yanılsama olduğunu ve varlığın tek, değişmez ve sürekli olduğunu savundu.
    8. Empedokles (M.Ö. 495 – M.Ö. 435): Evrenin dört temel unsurdan (toprak, su, hava, ateş) oluştuğunu savundu. Sevgi ve nefret güçlerinin bu unsurları birleştirip ayırdığını ileri sürdü.
    9. Anaksagoras (M.Ö. 500 – M.Ö. 428): “Nous” (zihin veya akıl) kavramını geliştirdi. Evrende düzeni sağlayan akılcı bir gücün var olduğunu savundu.
    10. Demokritos (M.Ö. 460 – M.Ö. 370): Atom teorisinin öncüsüdür; evrenin bölünemez, küçük parçacıklardan (atomlardan) oluştuğunu ileri sürdü.

    İlk filozoflar, doğayı ve evreni açıklamak için mitolojik anlatımlardan uzaklaşıp akılcı düşünceyi temel alarak felsefenin ve bilimsel düşüncenin temellerini atmışlardır.    ⇡⇡⇡

  16.  

     
  17. İsonomia: Eski Yunan’da “eşit yasalar” veya “eşitlik” anlamına gelir ve özellikle siyasî yaşamda eşit hak ve fırsatlara sahip olma ilkesini ifade eder. İsonomia, toplumda bireylerin yasa önünde eşit olduğunu, yönetimde ve yargıda herhangi bir ayrıcalık veya ayrımcılığın olmaması gerektiğini savunan bir kavramdır. Bu düşünce, özellikle Atina gibi demokratik eğilimlerin güçlendiği şehir-devletlerde önem kazanmış ve yurttaşların eşit söz hakkına sahip olmasını sağlamaya yönelik bir ilke olarak benimsenmiştir.
     
    Antik dönemde, isonomia kavramı, tiranlık ve aristokrasiye karşı geliştirilen bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Toplumun adil bir şekilde yönetilmesi gerektiği, karar alma süreçlerine herkesin eşit katılım sağlayabilmesi gerektiği düşüncesini içerir. İsonomia, Antik Yunan’da demokrasinin temel taşlarından biri olarak kabul edilmiş ve halkın yönetime doğrudan katılımını teşvik etmiştir.
     
    İsonomia, adalet, özgürlük ve eşitlik kavramlarının temelini oluşturarak, sadece Yunan dünyasında değil, daha sonra Batı siyasal düşüncesinde de etkili olmuştur. Bu kavram, modern anlamda hukuk önünde eşitlik ve demokratik ilkelerin kökeninde yer alır.    ⇡⇡⇡
  18.  

     
  19. Dike: Eski Yunan’da “adalet” ve “doğruluk” kavramlarını temsil eder. Dike, hem bireyler arası adaleti hem de evrensel düzeni ifade eder. Mitolojide Dike, adalet tanrıçasıdır; Themis ve Zeus’un kızı olarak kabul edilir. Tanrıça olarak Dike, insanların doğru ve dürüst davranmasını gözetir, toplum içinde ahlâkî düzenin sağlanmasına katkıda bulunur.
     
    Felsefi anlamda ise Dike, her şeyin olması gerektiği gibi olması anlamına gelir. Bu düşünceye göre, her varlık kendi doğasına uygun bir şekilde davrandığında ve evrende her şey olması gereken yerinde olduğunda adalet sağlanır. Özellikle Platon’un felsefesinde Dike, bireyde içsel bir uyum, toplumda ise toplumsal adalet olarak ele alınır. Platon, her bireyin kendi doğasına uygun bir rolü üstlendiği ve toplumda her sınıfın kendi görevini yerine getirdiği zaman, ideal adaletin sağlanabileceğini savunur.
     
    Aristoteles ise Dike’yi daha çok etik bir kavram olarak ele alır ve iki tür adalet tanımlar: dağıtıcı adalet (herkese hakkını vermek) ve denkleştirici adalet (haksızlıkları düzeltmek). Dike, böylece hem bireysel hem de toplumsal düzeyde uyumun, düzenin ve hakkaniyetin sağlanması anlamında Antik Yunan felsefesinin temel kavramlarından biri olarak kabul edilir.    ⇡⇡⇡
  20.  

     
  21. Nomos: – Nomos, Eski Yunan’da “yasa,” “kural” veya “gelenek” anlamına gelir ve toplumun düzenini sağlayan kurallar bütünü olarak kabul edilir. Nomos, insan yapımı yasaları, toplumun kabul ettiği normları ve ahlâkî kuralları ifade eder. Toplumun uyum içinde yaşaması, bireylerin bir arada düzenli bir yaşam sürdürmesi için belirlenen bu kurallar, bir yandan toplumsal düzenin devamını sağlarken, diğer yandan bireylerin davranışlarını ve haklarını sınırlandırır.
     
    Antik Yunan felsefesinde nomos ile phusis (doğa) arasında önemli bir tartışma vardır. Phusis, evrensel ve doğal olanı temsil ederken, nomos insan eliyle yaratılmış, toplum tarafından belirlenmiş bir düzeni ifade eder. Bu ayrım, sofistler arasında özellikle tartışmalı bir konu olmuştur; bazı sofistler, nomosun göreceli ve zamana göre değişebilen bir kavram olduğunu savunurken, diğerleri nomosun toplumsal düzen için vazgeçilmez olduğunu ileri sürmüştür.
     
    Nomos, aynı zamanda adaletin sağlanmasında, bireyler arası ilişkilerin düzenlenmesinde ve toplumun kendine özgü kurallarına göre işleyişini sürdürebilmesinde önemli bir rol oynar. Günümüzde hukuk ve toplumsal normların temelini oluşturan bu kavram, Antik Yunan’dan modern döneme kadar etkili olmuştur.    ⇡⇡⇡
  22.  

     
  23. Thymos: Thymos, eski Yunan felsefesinde ruhun enerjik, tutkulu ve irade gösteren yönünü ifade eden bir kavramdır. Antik Yunan düşüncesinde insan ruhunun farklı yönleriyle ele alınmasında önemli bir yere sahiptir ve özellikle duygular, cesaret, onur, öfke gibi güçlü duygusal tepkilerle ilişkilendirilir. Thymos, insana harekete geçme, mücâdele etme ve kendini ifade etme gücü verir; öfke, gurur, cesaret gibi duyguları ortaya çıkarır.
     
    Platon, ruhu üç parçaya ayırırken thymosu “ruh” veya “irade” yönü olarak adlandırır ve bunu logos (akıl) ve epithymia (arzu) ile birlikte değerlendirir. Ona göre thymos, akılla arzular arasında bir denge sağlar. İnsanın onur duygusunu, kendini savunma ve başkalarına karşı kendini kanıtlama isteğini içerir. Bu yönüyle thymos, özellikle adalet ve erdem arayışında, bireyin doğru davranışlarda bulunmasını destekler.
     
    Aristoteles de thymos kavramına önem vermiş, bunu insanın etik bir varlık olarak şekillenmesinde etkili bir unsur olarak görmüştür. Thymos, bireyin toplumsal ve ahlâkî olarak kendini geliştirmesine katkıda bulunur.
     
    Modern düşüncede de thymos, insanların kendini ifade etme, saygı ve tanınma isteği gibi güdülerini anlamak için kullanılan bir kavram olmaya devam etmektedir.    ⇡⇡⇡
  24.  

     
  25. İsothymos: İsothymos, Eski Yunan’da “eşit onur” veya “eşit saygınlık” anlamına gelen bir kavramdır ve insanların eşit derecede saygı ve tanınma arzusunu ifade eder. Thymos ile bağlantılı olarak, her bireyin onurunu ve değerini tanıma ihtiyacını belirtir ancak isothymos özel olarak bu onurun ve saygının toplumdaki herkes için eşit olmasını vurgular.    ⇡⇡⇡
  26.  

     
  27. İsogoria: Eski Yunan’da “eşit konuşma hakkı” anlamına gelir ve tüm yurttaşların kamusal alanda fikirlerini özgürce ve eşit bir şekilde ifade etme hakkını ifade eder. Atina demokrasisinin temel ilkelerinden biri olarak, her bireyin mecliste veya halk toplantılarında söz alabilmesini ve görüşlerini dile getirebilmesini sağlar. İsogoria, demokratik katılımı güçlendiren bir ilke olup kamusal karar alma süreçlerine eşit katılımı mümkün kılar.    ⇡⇡⇡
  28.  

     
  29. Agora: Eski Yunan’da şehirlerin merkezinde yer alan, kamusal toplantıların, ticâretin ve sosyal etkinliklerin yapıldığı açık alan veya meydandır. Agora, sadece ticâret için değil, aynı zamanda vatandaşların bir araya gelerek politik, sosyal ve kültürel konularda etkileşime girdiği bir yer olarak şehir hayatının merkezî rolünü üstlenmiştir. Bu alan, aynı zamanda halk meclislerinin toplandığı, konuşmaların yapıldığı ve demokratik katılımın gerçekleştiği bir forum işlevi görürdü.    ⇡⇡⇡
  30.  

     
  31. Akropolis: Eski Yunan şehirlerinde yüksek bir tepeye inşa edilen, dinî ve savunma amaçlı kullanılan merkezî alandır. En ünlüsü Atina’daki Akropolis’tir ve burada Parthenon gibi önemli tapınaklar yer alır. Akropolis, şehirlerin kutsal alanı olarak kabul edilir ve tanrılara adanan yapılar, tapınaklar burada bulunur. Aynı zamanda, stratejik konumu sayesinde saldırılara karşı korunaklı bir yer olarak da işlev görürdü.    ⇡⇡⇡
  32.  

     
  33. Apollon: Yunan mitolojisinde sanat, müzik, güneş, sağlık ve bilgelik tanrısı olarak bilinir. Ancak onun en önemli rollerinden biri de kâhinlik tanrısı olmasıdır. Apollon, geleceği görme gücüyle tanınır ve bu yeteneğini insanlara iletmek için Delphi’de ünlü bir kehânet merkezi kurmuştur. Delphi’deki Apollon Tapınağı’nda Pythia adı verilen rahibeler, tanrı Apollon’un adına kehânetlerde bulunur, insanların sorularına cevap verir ve gelecek hakkında bilgi sunardı. Apollon, böylece kâhinlerin ilham kaynağı olmuş, insanları bilgilendirme ve yönlendirme işlevini üstlenmiştir. Onun kâhinlik gücü, mitolojide bilgeliğin ve ilâhî bilginin simgesi olarak kabul edilmiştir.    ⇡⇡⇡
  34.  

     
  35. Kozmoloji: Evrenin yapısını, kökenini, gelişimini ve temel doğasını inceleyen bilim dalıdır. Evrenin nasıl oluştuğu, nasıl işlediği ve gelecekte nasıl değişeceği gibi sorulara cevap arar. Felsefî ve bilimsel bir disiplin olarak kozmoloji, Büyük Patlama teorisi gibi modern bilimsel teorilerden antik mitolojik evren tasarımlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.
     
    İlk filozoflar açısından kozmoloji, evrenin başlangıcını, yapısını ve temel öğelerini anlamaya yönelik bir araştırmaydı. Bu düşünürler, evrenin kökenine dair mitolojik açıklamalar yerine, doğayı ve varoluşu akıl yoluyla açıklama çabasına girdiler. Örneğin, Miletli Thales, evrenin ana maddesini su olarak görürken; Anaksimandros sınırsız ve sonsuz bir ilke olan apeironun (sınırsız) evrenin kaynağı olduğunu savundu. Herakleitos, evrenin sürekli bir değişim içinde olduğunu ve bu değişimin temelinde logos (evrensel akıl ya da düzen) bulunduğunu ileri sürdü.
     
    Bu ilk filozoflar, doğayı gözlemleyerek evrendeki düzeni açıklamaya çalıştılar ve böylece mitolojik açıklamalardan farklı olarak, evrenin rasyonel yasalarla işlediği fikrini ortaya koyarak kozmolojinin temelini attılar.
        ⇡⇡⇡

 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

2 YORUMLAR

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 16 Kasım 2024 at 07:39

    Canım;
     
    Antik Çağ felsefesine dair ufuk açıcı bir yolculuk yapmamıza olanak sağladığın için teşekkür ederim. İlk filozofların yalnızca doğayı değil, insanı, politikayı ve ahlâkı nasıl bir bütün olarak kavradıklarını anlamak, günümüz felsefî bakış açısına da ışık tutuyor. Okuyucularımıza hem bilgi hem de düşünce zenginliği kattığın bu yazı dizisinin her bölümünü yayımlarken ayrı bir heyecan duyuyorum.
     
    Kıymetli katkın, dergideki varlığın mutluluk sebebim.

  • Yanıtla Yasin Aşık 16 Kasım 2024 at 08:55

    Cengiz Hocam şahane bir yazıyla karşımızdasınız. Retorik derslerinde bu kısmın üzerinde çok durulmadığından ilk dönem filozofları pür dikkat okudum.
     
    İlk dönem filozofları aslında genel anlamda bir temel atmışlardır diyebiliriz. Saydığınız dört alanda ayrı ayrı hem de. Zamanla bu temel üzerinde farklı yönlere gelişim göstererek günümüze kadar ulaşmayı başarmışlar bu idealleriyle.
     
    Ben doğa bilimci olan yanlarından şunu anladım:
     
    Bir bütün olarak kast edilen aslında evrenin tümü, kendisi, belki de evreni de yöneten o “en yüce iyi” zihnin farkındalığı içerisinde filizlenen bir anlayış. Şimdilerde buna sanırım varoluşçuluk deniyor. Yani onlar bunu antik zamanlarda aramaya başlamışlar. Sofistlerden önceki bu dönemde bilmediğim birçok şeyi yine öğrendim. Ne kadar teşekkür etsem az kalır size. Bu sosyal agora sayesinde o antik zamanlardaki agoranın tadını bir nebze de olsun sizin sayenizde tadına varabiliyor olmak olağanüstü bir ayrıcalık.
     
    Devamını bekliyoruz hocam. Bilmediklerimizi öğrenmeye devam. 🙂

  • Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan