! Bu yazı dizisi, Prof. Dr. Cengiz Çakmak’ın İstanbul Üniversitesi’nde verdiği “Antik Çağ Felsefesi” dersindeki konuşmasının metne aktarılmasıyla şekillendirilmiştir.
İndeks
Giriş Dersi | Antik Çağ Felsefesi | 1
İlk Filozoflar | Antik Çağ Felsefesi | 2
5 Dönüşüm | Antik Çağ Felsefesi | 3
Herakleitos | Antik Çağ Felsefesi | 4
Varlık Problemi | Antik Çağ Felsefesi | 5
Sofistler | Antik Çağ Felsefesi | 6
Önceki hafta, “Mitostan logosa geçiş” dediğimiz süreci ele almıştık.
Mitostan logosa geçişte ilk dönüşüm teolojik dönüşümdür ve bu dönüşümü Ksenophanes’te daha net görürüz. Teolojik dönüşümden kastımız şudur:
Thales öncesi Yunan düşüncesine baktığımızda, ağırlıklı olarak şairlerin hâkim olduğunu görürüz. Bu şairlerin en önemlileri Homeros ve Hesiodos’tur. Homeros ve Hesiodos’un temsil ettiği tanrı anlayışı, çok tanrıcılık üzerine kuruludur. Bu anlayışta, Zeus’un başta olduğu bir yapı vardır. Zeus bir monarşi düzenini temsil eder; onun yanında kardeşleri ve Olymposlular olarak adlandırılan bir danışma kurulu bulunur. Aslına bakarsanız, bu bir tanrısal monarşi düzenidir. Çok tanrılı din anlayışı, politik olanla her zaman iç içe geçmiştir.
Peki, burada ne olur? Olan şudur:
Thales’in su,
Anaksimandros’un apeiron (sonsuzluk) ve
Anaksimenes’in hava
ile ortaya koyduğu fikirler, adaletli ve ölçülü bir dünya anlayışını temsil etmeye başlar. Bu anlayış, dengeli ve ölçülü bir evren fikrini beraberinde getirir. Örneğin, suyun belirli koşullarda buharlaşması ya da donması gibi gözlemlenebilir olaylar üzerinden, doğadaki denge ve ölçü fikri gelişir.
“Su, ısıtıldığında buhar olur; belirli bir sıcaklıkta soğutulduğunda buz olur” gibi gözlemler, bu ölçülü dünyaya dair bir fikir verir.
Hemen ardından Anaksimandros’ta adalet fikri ortaya çıkar. Bu, adaletli bir kozmos fikridir.
(Bunun anlamını Ksenophanes ve Herakleitos’ta daha net bir şekilde göreceğiz.)
Artık tek tek tanrıların iradeleriyle ve müdâhaleleriyle belirlenen bir kozmos yerine, adaletin ve ölçünün hâkim olduğu bir kozmos anlayışına geçiş yapılmaktadır. İşte bu geçişe, “mitostan logosa” sürecinde Eski Yunan’daki teolojik dönüşüm diyorum. Bu süreç, çok tanrıcılıktan tek tanrıcılık ile tüm tanrıcılık arasında bir yere doğru evrilmeyi ifade eder.
1.) Teolojik Dönüşüm
Teolojik dönüşümde, tanrılar arasında bir değişim söz konusudur. Çok tanrıcılık zamanla aşılacak ve yerini daha farklı bir tanrı anlayışına bırakacaktır. Ancak filozofların getirdiği tek tanrı anlayışı, tek tanrılı dinlerdeki tanrı anlayışına benzemez. Tek tanrılı dinlerde, tanrı yoktan var eden, seven, nefret eden ve affeden bir varlık olarak tasavvur edilir. Oysa Yunan filozoflarının tanrısı böyle değildir. Bu tanrı, ne yoktan var eder ne de insanlara karşı bir ilgi gösterir. Sadece bilge bir varlıktır ve insanlardan daha üstün bir bilgiye sahiptir. Yunan filozoflarının tanrı anlayışı, bundan ibarettir.
2.) Politik Dönüşüm
İkinci dönüşüm ise politik dönüşümdür. Teolojik dönüşüm ile politik dönüşüm arasında bir ilişki vardır. Çünkü çok tanrılı din anlayışı üzerinden hayal edilen toplumsal düzen monarşidir. Buna karşın, tüm tanrıcılık veya tek tanrıcılık üzerinden hayal edilen toplumsal düzen ise demokrasidir. Teolojik dönüşümle birlikte politik dönüşüm birbirini takip eder. Homeros veHesiodos’un metinlerinde gördüğümüz monarşi fikri, zamanla meşruti monarşiye doğru evrilmeye başlamıştır. Filozoflarla beraber ise yeni bir siyasi fikir ortaya çıkar: Demokrasi. Bu, ikinci dönüşümdür.
3.) Kozmolojik Dönüşüm
Üçüncü dönüşüm ise, bu iki dönüşüme bağlı olarak gelişen kozmolojik dönüşümdür. Thales’in “su” anlayışı ve Anaksimandros’un “dike”si (adalet), âdil ve ölçülü bir kozmos fikrini ortaya koyar.
Artık tanrıların iradeleriyle gerçekleştiği düşünülen doğa olayları yerine, âdil, dengeli ve kendi kendini yöneten bir kozmos anlayışı gelişir. Doğa fikri henüz tam olarak ortaya çıkmamış olsa da bu süreç “phusis” (doğa) kavramını şekillendiren âdil ve ölçülü bir kozmos yapısını îmâ eder. Teolojik fikirlerle kozmos anlayışı bir arada gelişmektedir.
4.) Epistemolojik Dönüşüm
Dördüncü dönüşüm ise epistemolojik dönüşümdür. Bu dönüşümden anladığımız şudur:
Homeros ve Hesiodos, bilgi kaynağının tanrılar olduğunu söylerler. Peki, tanrılardan bilgi almak ne anlama gelir? Onlara göre, Musalar (Esin Perileri) kendilerine bu bilgileri fısıldamıştır ve onlar da duyduklarını aktarmışlardır.
Homeros ve Hesiodos arasında bu konuda belirgin bir fark vardır. Homeros, “Ben tanrılardan ne duyduysam onu söylerim” der. Yani, söylediklerinde bir hata varsa, bu hatanın kaynağı kendisi değil, tanrılardır. Buna karşılık Hesiodos, “Ben tanrılardan en doğru olanı öğrendim” der. Bu ifadede, eğer sözlerinde bir yanlışlık varsa, bu yanlışın kaynağının yine tanrılar olduğu îmâ edilir. Tanrıların söyledikleri en doğru bilgi olarak kabul edilir ancak tanrıların söyledikleri yanlışsa bu durumda tanrıların kendisi sorgulanabilir. (Bu tür tartışmalar, bizim dersimizin konusu dışında kalıyor.)
Öte yandan, epistemolojik dönüşümde asıl önemli olan bu değildir. Filozoflar dediğimiz yeni düşünürler, bilgi kaynağı olarak tanrılardan bahsetmemeye başlamışlardır. Özellikle Ksenophanes’in bu konuda ince bir duruşu vardır. Herakleitos ise, tanrılardan hiç bahsetmez ve “Ben kendimi araştırdım” diyerek bilgiye kendi bireysel çabasıyla ulaştığını ifade eder. Parmenides de bu konuda ilginç bir figürdür. Ancak genel olarak görüyoruz ki bilgi kaynağının tanrılar olduğu düşüncesi zamanla aşılmaya başlamıştır.
5.) Ahlâkî Dönüşüm
Eskiden, şairlerin döneminde yaygın olan bir fikir vardı:
“Ben ne yaptıysam bilinçsizce yaptım; yaptıklarımın nedeni tanrılardır ya da bilinçsizliktir” şeklinde bir anlayış hâkimdi. Ancak artık durum değişmiştir.
Ksenophanes, Pythagoras ve Herakleitos bağlamında baktığımızda, etik anlayışın temel fikri şudur:
Artık yaptıklarınızın sorumlusu sizsiniz. Ölçüsüzlüğünüz, başınıza gelenlerin nedeni olarak görülmektedir. Yani, sınırlarınızı (nomos) aşarsanız —ki nomos aynı zamanda yasa anlamına gelir— karşılaştığınız olaylardan sadece siz sorumlu tutulursunuz. Eski inançlarda olduğu gibi, “Tanrılar bana musallat oldu” ya da “Tanrılar benim aklımı kullandırmadı” gibi düşünceler artık geçerliliğini yitirmiştir.
Bu beş dönüşümü özetleyelim:
- Teolojik Dönüşüm: Çok tanrılı anlayış yerini yeni bir tanrı ve dinsellik fikrine bırakacaktır.
- Politik Dönüşüm: Monarşi ya da ılımlı monarşi eleştirilecek ve demokrasi fikrine doğru bir geçiş yaşanacaktır. Artık politik bağlamda, “Ben Zeus’un torunuyum” ya da “Ben Apollon’un oğluyum, bu yüzden yönetme yetkisi bende” gibi iddialar gündeme gelmeyecektir. Bu durum, krallıkların yıkıldığı ve aristokrasinin gerilemeye başladığı bir sürece işaret eder. Yönetme yetkisinin doğuştan gelmediği fikri hâkim olacaktır.
- Kozmolojik dönüşüm: Artık tanrıların müdâhalesiyle yönetilen bir kozmos anlayışı yerine, âdil, ölçülü ve her şeyin yerli yerinde olduğu bir kozmos anlayışı ortaya çıkmıştır.
Peki, bu kadar karmaşa nereden çıkıyor?
Günümüzde COVID-19 gibi olayları ele alırsak Yunanlılara göre bu durum bile âdil bir gerçekliktir. Çünkü virüsler de bu dünyanın bir parçasıdır. Ancak adalet nerede diye sorduğumuzda, yanıt şudur: İnsanlar sınırlarını aşmış, kendilerine tanınan ölçüleri ihlâl etmişlerdir. Daha fazla üretim ve tüketim uğruna yaban hayatın alanlarına girmişlerdir. Yunanlıların hybris (kibir ve ölçüsüzlük) kavramı burada devreye girer; açgözlülük, kozmostaki dengenin bozulmasına neden olur. Eğer kozmosta bir adaletsizlik varsa, bu insanın haddini bilmemesinden kaynaklanır.
Herakleitos bu konuda şöyle der:
“Her şey âdil, iyi ve güzeldir ama insanlar bazı şeyleri adaletsiz, kötü ya da çirkin olarak değerlendirir.”
Bunun anlamı şudur: İnsanlar, kendi ölçütlerine göre bakarak, işine gelmeyen şeyleri adaletsiz olarak niteler. Örneğin, ölüm adaletsizlik midir? Yunan düşüncesine göre ölüm, bir adalettir.
Devam edelim:
- Epistemolojik dönüşüm dediğimiz konuyu bugünkü bağlamda ele alacağız.
- Etik dönüşümü ise yine güncel bir bakış açısıyla incelemeye çalışacağız.
Şimdi Pythagorasçılar ile Ksenophanes’ ele alalım.
📌 Pythagorasçılar
Pythagorasçı okul, Yunan düşüncesi bağlamında, bilim yapmanın kurallarını belirleyen önemli bir yapıdır. Bu okulda, doğa bilimleri, astronomi ve tıp gibi bilimsel çalışmaların yanı sıra ahlâkla ilgili çalışmalar da bulunmaktadır.
★ Ahlâk kelimesi Yunancada “ethos” olarak ifade edilir ve bu kelimenin anlamı “şahsiyet”tir.
Pythagorasçı okulun amacı iki yönlüdür: Hem bedensel hem de ruhsal anlamda insanın gelişimini sağlamak.
- Bedensel Gelişim: Sağlıklı ve dayanıklı olmak için iyi beslenmeyi içerir.
- Ruhsal Gelişim: Ahlâklı olmak ve eylemlerinizin sorumluluğunu üstlenmektir.
Bir diğer önemli amaç ise zihinsel anlamda gelişimdir. Bu bağlamda okulda müzik, spor, astronomi ve tıp gibi temel eğitimler verilir. Pythagorasçı okulda verilen müzik eğitimi, hem müziği hem de şiiri anlamayı içerir ve çocuklara güzel sanatlara dair bir anlayış kazandırır.
İkinci aşamada ise matematiksel düşünce öğretilir; bu, problem çözme becerisi kazandırmak anlamına gelir. Çocuklar, analiz yapmayı öğrenerek yetiştirilir. Daha sonra mekanik, astronomi ve doğa bilimleri öğretilir. Ayrıca, -bugünkü bağlamda yorumladığımızda- canlılarla ilgili konular da bu okulun çalışma alanına dahil edilmiştir.
Pythagorasçı okulda yetişen öğrenciler, müzik bilgisi bakımından oldukça donanımlıdır. Bugünkü nota geçişlerini, gamları ve sesin oran-orantı ilişkisini buldukları söylenir. Bu okuldan aynı zamanda hekimler de yetişir.
Onlara göre, her türlü problemin kaynağı dengesiz beslenmedir. Adalet ve diğer tüm alanlarda olduğu gibi, yaşadığımız dünyadaki en büyük sorun da ölçüsüzlüktür. Pythagorasçı düşünceye göre, açgözlülük ve ölçüsüzlük, dengesiz beslenmenin temel nedenleridir. İyi beslenmek için bilgelik gereklidir ve bu da hâlâ felsefe ile bağlantılıdır.
Hybris
Ne demiştik? Yunan dünyasında “hybris” denilen bir kavram vardır. Hybris, ölçüsüzlük ve densizlik anlamına gelir. Bu kavram, açgözlülük ve kibirle yakından ilişkilidir. Açgözlülük ve kibir birbirine benzer çünkü her ikisi de tatminsizlikle, yani doymak bilmeyen bir boşlukla bağlantılıdır. Kibir ve açgözlülüğün altında yatan temel fikir bu boşluktur; kendinizi olduğunuzdan daha önemli bir şey sanma hali.
Bu fikirlerin en önemli yansımalarından biri tıpta görülür. Tıpta dengeli beslenme, sağlıklı bir yaşam sürme ve düşünceleri düzgün bir şekilde kullanma üzerine vurgu yapılır. Hybris, aşırı öfke ya da aşırı atalet gibi her türlü aşırılığa karşı bir uyarıdır. Temelinde denge fikri yatar.
Alkmaion
Tıp alanında bu düşünceleri temsil eden önemli figürlerden biri Alkmaion’dur. Etimolojik açıdan, Alkmaion ismi Lokman Hekim’e karşılık gelir. Lokman Hekim, hikmet verildiği söylenen önemli şahsiyetlerden biridir.
Peki, Alkmaion’un Yunandaki Pythagorasçı okul bağlamında yaptığı işler nelerdir?
Hastalarını tedavi ederken yöntemi; tahmin, yani teşhis ve test bağlamında sürekli bir gözden geçirmedir. Eğer bir tedavi başarılı olmuyorsa önce teşhisini kontrol eder. Teşhiste bir hata varsa, teşhisini değiştirir. Teşhis doğruysa, sorunun tedavi yönteminde olduğunu anlar ve tedavi yöntemini yeniden düzenler.
Bu yaklaşımın anlamı şudur:
Alkmaion, hastalarını doğrudan gözlemler ve elle muayene eder; spekülatif düşüncelerle değil, sürekli deney ve testlerle fikirlerinin doğruluğunu geliştirir. Alkmaion, uygulamalarını sürekli deneylerle test ederek ilerlemiştir.
Alkmaion’un anatomi çalışmaları yaptığı da bilinmektedir. Hayvanların kafalarını ve boynuzlarını incelemiş, bu gözlemlerini kendi tıbbi uygulamalarında kullanmıştır.
Beşli dönüşüm içinde Pythagorasçıların katkısı etik dönüşüm üzerinedir.
Şairlerde gördüğümüz anlayış şöyleydi: “Başıma gelenler bir takım tanrıların veya kötü güçlerin musallat olması nedeniyle oldu. Ne yaptığımı bilemez hale geldim.” Ancak Pythagorasçılar, dengeli bir dünya görüşü benimsedikleri için her alanda —yeme-içme, sağlık, düşünce ve duygular— dengeye vurgu yaparlar. Onlara göre, başınıza gelenler sizin kendi ölçüsüzlüğünüzden, hadsizliğinizden kaynaklanır. Kendi payınıza razı olmamak, dengesizliğin sebebidir. Bugünkü bağlamda ifade edersek, “şeytana uydum” gibi fikirler, felsefi bağlamda ortadan kalkmıştır.
★ Pythagorasçı etik anlayışta, yaptıklarınızın sorumlusu sadece sizsiniz.
Pythagorasçılarla birlikte yeni bir ruh anlayışı da ortaya çıkar: ruhun öldükten sonra başka bir bedene geçeceği fikri, yani reenkarnasyon. Bu düşünceye göre, iyi işler yaparsanız daha iyi bir bedene ve hayata kavuşursunuz; kötü işler yaparsanız da kötü bir bedene ve hayata mahkûm olursunuz. Bu fikir büyük olasılıkla Hint düşüncesinden Yunan felsefesine geçmiştir. Aynı zamanda bu, Yunan şairlerinin ölüm sonrası Hades anlayışının eleştirisi ve kırılmasıdır.
Reenkarnasyon
Homeros ve Hesiodos’un ölüm anlayışı, Pythagorasçılarla birlikte değişime uğrar. Artık ölümden sonra ruh, Hades’e değil, başka bir bedene geçecektir. Bu da bir tür dini inanıştır. İyi işler yapan kişi, iyi bir bedenle ve dolayısıyla iyi bir hayatla ödüllendirilir. Pythagorasçılara göre beden, sadece maddi bir varlık değildir. Beden, aynı zamanda iyi bir hayatın temsili ve aracıdır. Bu nedenle, iyi bir hayat sadece spor yapmak veya fit olmakla sınırlı değildir. İyi bir beden, sağlıklı ve dengeli bir yaşamın ifadesidir. Sağlık ya da eski bir ifadeyle sıhhat, iyi bir hayatın temel taşlarından biridir.
Reenkarnasyon düşüncesini şu şekilde yorumlayabiliriz:
Böcek olursanız, böcek gibi bir hayatınız olur; köpek olursanız, köpek gibi bir hayat yaşarsınız. (Köpeklerin de değerli olduğunu belirtelim.) Sürüngen olursanız, hayatınız bir sürüngenin hayatına benzeyecektir. Yunan felsefesi, çok ince mecazlarla felsefi anlamlar üretir. İnsan olursanız, insan hayatını yaşarsınız. İyi bir insan olursanız, mutlu, ölçülü, ferasetli ve takva sahibi bir hayatınız olur. Kötü bir insan olursanız, hayatınız yalan, dolan ve hile ile şekillenir ve bu, bedeninizin de çirkinleşmesine neden olur.
Pythagorasçıların bu anlayışını böyle özetleyebiliriz. Şimdi Ksenophanes’e geçelim.
📌 Ksenophanes
Ksenophanes’i, içinde bulunduğumuz bağlamda, Yunan düşüncesindeki yerine yerleştirelim. Bir yönüyle Yunan’da gördüğümüz şairlik geleneğine, yani rahsut geleneğine aittir; bir diğer yönüyle ise yeni çıkan bilgeler arasında yer alır.
Thales’i bir pergelin iğnesi olarak düşünür ve onun çevresine bir daire çizersek, bu dairenin içinde Thales’ten önce, Thales’in zamanında ve Thales’ten sonra gelen, bir grup insan bulunur. Bu gruplar arasında şairler (örneğin Homeros ve Hesiodos), kâhinler ve bilgeler vardır. Yunan dünyasında, özellikle başlangıçta, en önemli figürler şairler ve kâhinlerdir. Daha sonra ise bilge olarak adlandırılan bir figür ortaya çıkar ve bunlardan biri de Thales’tir.
Başlangıçta bu kişilere yalnızca bilge denirken, filozof (philosophos) unvanı onlara Pythagoras döneminde verilecektir. Bu yeni tür insanların özelliği, şairler gibi kozmosun oluşumunu düşünmeleri —yani evrenin nasıl ortaya çıktığını sorgulamaları— ancak bu sorulara farklı cevaplar vermeleridir. Şairler gibi ruh, ahlâk ve politika üzerine de düşünürler ancak yeni bir yaklaşım sergilerler. Bu adamların başka bir özelliği daha vardır: pratik adamlardır.
Pratiğin iki temel özelliği vardır:
- Bu kişiler, şehrin politik meseleleriyle ilgilenirler. Ancak unutmamak gerekir ki kâhinler ve filozoflar da doğrudan ya da dolaylı olarak politik hayatın içindedirler.
- Aynı zamanda ahlâk üzerine pratik yaklaşımlar geliştirirler. Burada verdikleri cevaplar, önceki yaklaşımlardan farklıdır.
Bu yeni filozofların; tanrılar, kozmos, ahlâk ve politika konularındaki cevapları eski türden cevaplardan tamamen farklıdır. Eski anlayış yerini yeni bir düşünce tarzına bırakmıştır. Bu adamların bir özelliği daha vardır ki bu yönlerini kâhinlerin ya da şairlerin metinlerinde görmeyiz; teknik bilgi ve üretim becerisi. Yunan’da poesis, yani üretme etkinliği, onların önemli bir yönünü oluşturur. Ancak bu üretme etkinliği, sadece köprü yapmak veya teknik ihtiyaçları karşılamakla sınırlı değildir.
Örneğin, Thales bu anlamda iyi bir tekniker olarak tanımlanabilir. Homeros’un ya da Hesiodos’un köprüler yaptığını veya mekanik araçlar geliştirdiğini herhangi bir yerde okumadık. Ancak yedi bilge denilen kişilerin; tanrılar, kozmos, politika ve ahlâk konularında yeni açılımlar getirirken aynı zamanda teknik becerilere de sahip olduklarını biliyoruz. Bu kişiler, hem theoria (kuramsal düşünce) hem de praxis (eylem bilgisi) ile donatılmıştır ve aynı zamanda teknikerlerdir.
Teknik yönleriyle öne çıkanlar arasında Alkmaion ve Pythagorasçılar da yer alır. Yedi bilgeler, bu özellikleri nedeniyle sophos (bilge) olarak adlandırılmıştır. Daha sonra, bu kişilere philosophos (felsefeyi seven) denmeye başlanmıştır.
Philosophos terimi kullanıldığında, bu terime yeni bir içerik de eklenmiştir. Eskiden sophos, belli bir alanda ustalık, kabiliyet ve yatkınlık anlamına gelirdi. Ancak philosophos terimiyle birlikte, bu kişiler ahlâk ve politika alanlarında düşünen, üreten ve toplumsal görüşler geliştiren kimseler olarak tanımlanmıştır.
Yunan düşüncesinde pratik ile teknik arasında önemli bir ayrım yapılır.
- Pratik; ahlâk ve politika gibi toplumsal alanlarda düşünen, üreten ve bu alanlara yönelik görüşler ortaya atan kişilerin işidir.
- Teknik ise daha çok mühendislik ve mekanik becerilerle ilişkilidir.
Bu ayrım günümüzde belirsizleşmiş olsa da Yunan düşüncesinde bu kavramlar birbirinden net bir şekilde ayrılmıştır.
Ksenophanes’i ele alalım. Bir yönüyle rahsut (şair), bir yönüyle de sophos (bilge) olarak tanımlanabilir. Ksenophanes’te gerçekleşen önemli bir dönüşüm, bilgelik teriminin ahlâkî bir anlam kazanmasıdır. Eskiden bilgelik, kalem yapma, şiir yazma ya da at yetiştirme gibi becerilere sahip olmayı ifade ederdi. Ancak Ksenophanes ile birlikte bilgelik, ahlâkî eylemlerde ölçülü olmayı ifade eden bir kavram haline gelir.
Örneğin, Yunanlıların en önemli meselelerinden biri olan Olimpiyatlarda yarışıp zafer kazanmak konusunda Ksenophanes şöyle der:
“Olimpiyatlarda yarış kazanıp birinci olmaktansa, ahlâklı olmayı tercih ederim.”
Ksenophanes, kötü işler yapmaktansa korkak olarak anılmayı tercih edeceğini de belirtir. Bu, sophos (bilgelik) kelimesinin ethos (ahlâk) ile ilişkilendirildiğini ve bilgelik kavramının ahlâkî bir dönüşüm geçirdiğini gösterir. Bu dönüşümün ipuçlarını Miletoslular ve Pythagorasçılarda da görürüz ancak süreç Ksenophanes ile birlikte doruk noktasına ulaşır. Sophos’un bilgelik ile ahlâkı birleştiren bu yeni anlamı, Aristoteles’e kadar gidecek ve Aristoteles bu konuları daha analitik bir şekilde ele alacaktır.
Ksenophanes; Homeros ve Hesiodos’un çok tanrılı anlayışına çok sert bir eleştiri getirir.
Şöyle der:
“Sizin tanrılar hakkında söylediklerinizin hepsi yalandır. Tanrılar ne bedence ne de karakterce insanlara benzerler. Siz tanrıları insanlar gibi düşündünüz; insanlar gibi zinayla, yalanla ve hırsızlıkla ilişkilendirdiniz.”
“Ama öküzlerin, atların ve aslanların elleri olsaydı ve elleriyle resim yapıp insanlar gibi eserlerini tamamlayabilseydi, atlar tanrı figürlerini atlara benzer, öküzler öküzlere benzer çizerdi ve onların bedenlerinin görünümü doğrultusunda biçimlendirirdi.”
Ksenophanes tanrılar hakkında köklü bir eleştiride bulunur ve ardından şu fikri ileri sürer:
“Oysa tanrı tektir.”
Ksenophanes’in evrenle özdeş bir tanrı fikri vardır.
Bu yaklaşımı bir tür panteizm olarak yorumlanabilir. Ona göre tanrı, hiçbir insan bedenine veya insan arzularına sahip değildir; tanrı tüm düşünmedir, tüm görmedir ve tüm duymadır. Tanrı, düşüncesinin gücüyle her şeyi hareket ettirir. Bu, tamamen yeni bir tanrı anlayışıdır. Tanrı, kendi kendisini gören bir varlıktır; bu da evreni, yani Yunanlıların kozmos dediği düzeni doğrudan görmesi anlamına gelir. Bu nedenle tanrı bilgisi insan bilgisinden üstündür.
Tanrı ve İnsan Bilgisi Arasındaki Fark
Tanrı, kozmosu doğrudan görür çünkü evrenin kendisidir. İnsan ise kozmosu dolaylı olarak algılar ve bu algısı kısıtlıdır. İnsan bilgisi kısmidir ve yalnızca görme ve duyma gibi sınırlı duyular aracılığıyla edinilir. İnsanın bilgisi birikimseldir; her şeyi bir anda görme ya da anlama kapasitesine sahip değildir.
Ksenophanes’in düşüncelerinden çıkarttığımız en önemli sonuçlardan biri şudur: Tanrı bilgisi doğrudan ve bütüncül iken, insan bilgisi dolaylı ve sınırlıdır.
Ksenophanes’i özetlersek, onunla birlikte felsefede yeni bir ahlâk ve bilgelik anlayışı ortaya çıkmıştır. Ahlâklı bilge figürü şekillenmiştir çünkü Ksenophanes, bilgelik kavramının ahlâk yönünü ön plana çıkarmıştır. Ancak bu anlayış, felsefenin ilerleyen dönemlerinde kaybolacaktır. Özellikle Descartes sonrası felsefede, bir filozofun bilge ya da ahlâk sahibi olması gerekliliği ortadan kalkmıştır. Günümüzde de maalesef felsefe yapan birinin ethos (ahlâk) sahibi olması beklenmez.
Ksenophanes’in bilgelik anlayışı, uzun bir süre felsefede etkili olmuştur. Aynı şekilde, Pythagorasçılarla birlikte yeni bir ahlâk anlayışı da şekillenmiştir. Bunun yanı sıra, Ksenophanes’in tanrı anlayışı artık açık bir şekilde ortaya konmuştur: Tanrı, insanlara ne ahlâkî ne de fiziksel anlamda benzeyen bir varlıktır. Ayrıca, insan bilgisinin, tanrı bilgisinin karşısında oldukça sınırlı ve dar olduğu fikri de bu dönemde belirginleşmiştir. Bu görüş, Yunan felsefesinin temel taşlarından biri olacaktır.
Tanrı ve Bilgi Üzerine
Tanrının bilgisi, her açıdan insan bilgisinden üstündür. Bu bağlamda ortaya çıkan bir diğer önemli fikir ise Miletoslular, Pythagorasçılar ve Ksenophanes’te gördüğümüz bilge olma fikridir. Bilgelik, sadece bilimsel bilgiye sahip olmak değildir. Bilge kişiler, aynı zamanda ahlâkî eylemleri de gerçekleştiren kimselerdir. Ksenophanes ve çağdaşları, bilgelik ile ahlâk arasındaki bağı güçlü bir şekilde vurgulamışlardır. Onlara göre bilmenin amacı, yalnızca doğayı anlamak (hadi buna bilimsel bilgi diyelim) değil; aynı zamanda güzel, âdil ve iyi bir yaşam sürmektir.
Ksenophanes’le ilgili bu kadar bilgi yeterlidir.
Bir sonraki derste Herakleitos’a geçeceğiz. Onu da her açıdan değil, belirli açılardan ele alacağız. Herakleitos’a geldiğimizde, epistemolojik dönüşüm konusuyla başlayabiliriz. Bilgi konusunda Miletoslularda derinlemesine bir şey bulunmasa da Herakleitos’un tanrı anlayışı bütünlenmiş tanrı kavramını içerir. Tanrı, tüm görendir onun için deyip şimdilik burada duralım.







1 Comment
Canım hocam,
Tanrı, ahlâk, bilgi ve politika kavramlarının Antik Yunan’da nasıl bir dönüşüm geçirdiğini detaylı bir şekilde ele alman ufuk açıcıydı. Özellikle Ksenophanes’in bilgelik ve tanrı anlayışındaki radikal değişimlerini, tarihsel bağlam içinde yorumlayışın hayranlık uyandırıcı 😍
Yeni bir ahlâk anlayışının felsefede uzun süre etkili olduğunu ancak zamanla bu bilgelik anlayışının kaybolduğunu vurgulaman düşündürücü ve günümüze dair derin bir eleştiri sunuyor 💯
Bu serinin, okuyucularımıza da çok şey katacağına eminim. Emeklerin ve değerli katkın için müteşekkirim. İyi ki varsın 🙏🏻
Kucak dolusu sevgiler ❤️