“Bir peri masalı, bir kralın başka bir krala bir fincan şeker almak için gittiği öyküdür.”
Angela Carter
“Kırmızı Başlıklı Kız benim ilk aşkımdı. Onunla evlenebilsem son derece mutlu olurum sanıyordum.”
Bu cümle ünlü yazar Charles Dickens’a ait. Dickens, dünya çapında ün kazandığında bile masallardaki olağanüstü figür ve olayların kendisini ve yaratıcı dehasını şekillendiren derin etkisini kabul etmekteydi. Cahil ve dar kafalı mantıkla hareket ederek bu hikâyeleri sansürleyenleri ve yasaklayanları küçümsediğini her fırsatta dile getirirdi. Ona göre, çocukların başarmakta en çok zorlandıkları görevde yardımlarına masallar koşuyordu. Bu görev, bilincin daha karmaşık baskılarını uygarlaştırmak için daha olgun bir bilince ulaşmaktı.
Bunu dile getiren sadece Dickens değildir. G. K. Chesterton ve C. S. Lewis gibi edebiyat eleştirmenleri, masalların “ruhsal keşifler” olduğuna, bu yüzden “insan yaşamını içten görülen, hissedilen ya da sezilen” biçimde ortaya koydukları için “gerçek yaşama en yakın” yazın türü olduğuna inanırlardı. Bu ruhsal keşiflerde masal ve mitlerde yer alan karakterler güçlü bir etkiye sahiptir.
Bir önceki yazımda masallardaki olay örgüsünün ve çocuklar üzerindeki etkilerini konu edinmiştim. Şimdi bir önceki yazımın devamı niteliğinde, masallarda yer alan olağanüstü karakterlerden bahsetmek istiyorum.
Masal ve Mitlerde Çocuğun Anlam Arayışına Katkıda Bulunan Karakterler
Karakterlerden bahsetmeye başlamadan önce belki kısaca çocukların neyi nasıl düşündüklerine, düşündüklerine nasıl anlam kazandırdıklarına bakmak gerekir.
Adı üstünde çocuk, büyümekte olan varlıktır ve büyürken karşılaştığı problemlerin üstesinden gelebilmek için bilinçli benliğinde neler olduğunu anlamaya ihtiyacı vardır. Bilinç dışında olanlarla ancak bu şekilde başa çıkabilir. Hem çocukların hem de yetişkinlerin davranışlarında baskın rol oynayan bu belirleyicinin baskılanması bireye zarar verir. Bilinç dışının fark edilmesi onun olumlu amaçlar için kullanılmasına hizmet edebilir. Ancak biz yetişkinler çoğunlukla çocuklarımızın kaygılardan, öfkeden, hayal kırıklıklarından, kısacası onları sıkıntıya sokan her şeyden uzak tutulması gerektiğini düşünürüz. Özellikle çocuklarımız söz konusu olduğunda insanın karanlık tarafı yokmuş gibi davranma eğilimindeyizdir. Oysa onların bilinç dışındaki karanlık taraflarıyla yüzleşmelerini ve varoluşsal ikilemlerini fark etmelerini sağlamak sağlıklı yetişkin olmalarının belki de ilk adımıdır. Bu konuda bize yardımcı olacak en önemli kaynaklar ise masallar ve onların içinde yer alan olağanüstü karakterlerdir.
Masal ve mitlerde yer alan karakterler çok net bir biçimde betimlenir ve gereksiz ayrıntılardan arındırılarak anlatılırlar. Neredeyse tamamı çok tipik karakterlerdir. Adnan Binyazar, Deli Dumrul’un Bilinci isimli eserinde, Jung, Campbell ve Neumann’dan yaptığı alıntılarla bunu şöyle tarif eder:
Bu karakterlerin taşıdığı ve temsil ettiği bilinç, birincil varoluşuyla sonradan kendisinden ayrışacak her türlü nesnenin “ana”sı niteliğindeki kaotik “bütün”den doğar; ardından henüz çelimsiz bir çocuk olarak emekleyerek anne kucağından uzaklaşır; gençliğin gücü ve direnci delikanlılığın ayakları üzerinde dikilir. Zorlu süreçlerden sonra ölümsüzlüğe kavuşur. 1
Karakterler, çelişkili duygular barındırmazlar. Bir insan masalda ya iyidir ya da kötü. Ortası yoktur.
Karakterlerin kutuplaşması çocuğa ikisi arasındaki farkı kolayca anlama imkânı sunar. Bu karakterler, çocuğun gelecekte kim olmak isteyeceğine dair seçimler yapmasını sağlayarak bir bakıma anlam arayışını yönlendirir. Bunun yanı sıra mit ve masallarda çağdaş çocuk edebiyatı eserlerinin aksine sadece iyilikten söz edilmemekte, kötülük de en doğal haliyle erdeme ve iyiliğe eşlik etmektedir. Bu türün hemen her örneğinde yukarıda özelliklerinden bahsedilen karakterlerin eylediklerinde iyilik ve kötülük vücut bulur çünkü insan her zaman ikisine de eğilim gösteren bir varlıktır.
Masallardaki en önemli özellikten burada söz etmek gerekir; masallarda kötülük çoğunlukla geçicidir. Masalların sonunda kötü karakterlerin cezalandırılması, onları ahlâki deneyim haline getiren tek şey değildir. Tıpkı yaşamda olduğu gibi masallarda da yaptırımlar çocuğu düşünmeye iter. Suçun, suçlunun yanına kar kalmaması fikri çok etkili bir caydırıcıdır ve masallarda kötü karakterlerin hep cezasını bulması bu yüzdendir.
Çocuk mücadele eden kahramanla kendisini özdeşleştirir ve onunla birlikte kötülerle ve kötülüklerle savaşır. Kahramanın yaşadığı içsel ve dışsal zorluklara birlikte göğüs gerdiklerini düşünür ve bu mücâdele ona etik bir bakış açısı kazandırır. Masal ve mitlerde ahlâk kavramı, asıl mesele olmaktan daha çok kişinin zorlukların üstesinden gelebileceğinin garantisidir.
Bettelheim’a göre, insanın hayatında karşılaştığı zorlukların üstesinden gelebileceği inancıyla mı yaşadığı yoksa hayatı mağlubiyet beklentisiyle mi yaşadığı çok önemli bir varoluşsal sorundur.2
Masallar ve mitler, insanın ilkel dürtülerinden şiddetli duygularından kaynaklanan içsel çatışmaları, varoluşsal kaygıları ve ikilemleri çok ciddiye alır. Bu kaygılar ve ikilemler, sevilme ihtiyacı ve değersiz olduğunun düşünülmesi korkusu; yaşam sevgisi ve ölüm korkusudur. Masallar, çocuğa kendi algılama düzeyinde anlayabileceği çözümler önerir.
Örneğin, masallar ara sıra “Eğer ölmedilerse hâlâ yaşıyorlardır” şeklinde son bularak sonsuza kadar yaşama arzusu ikilemini doğurur. Diğer bir son söz olan “Ve birlikte sonsuza dek mutlu yaşadılar” ifadesi çocuğu bir an bile sonsuz yaşamın mümkün olduğu konusunda aldatmaz. Fakat bu dünyada kısıtlı zamana sahip olmanın acısını bir an olsun hafifletebilecek tek şeyi çocuğa gösterir:
Biriyle gerçekten tatmin edici bir bağ kurmak. Masallar, kişinin bunu başardığında, duygusal güvenlik ve kalıcı ilişkiler bakımından insanın varabileceği en üst seviyeye ulaştığını gösterir. Tek başına bu bile ölüm korkusunu ortadan kaldırır.
Son Olarak:
Dil alanıyla ilgilenen bir öğretmen olarak öğrencilerime her zaman “kaliteli çocuk edebiyatı” eserleri okuma ve okutma taraftarı oldum. Bunun için çok sayıda eğitim aldım ve yeni çıkan edebiyat eserlerini, süreli yayınları hep takip etmeye çalıştım.
Masal konusu, öğrencilerime çalışmalar hazırlarken ve hatta kendi çocuğuma kitap okurken hep kafamı karıştıran bir nokta oldu. Bazı okulların masallara müfredatlarında asla yer vermediklerine, bazılarının da tüm dil müfredatlarını masallar üzerinden tanımladıklarına tanık oldum, hatta bu kurumlarda görev yaptım.
Beni yazımda bahsi geçen kitapları okumaya ve bu konuyu araştırmaya iten de çocuk edebiyatı otoritelerinin bu konudaki farklı yorumları oldu. Kimi masalın çocuk edebiyatında en çok yer verilmesi gereken tür olduğunu söylerken kimi çocukların onlardan kesinlikle uzak tutulması gerektiğini söylüyor ve iki tarafın da haklı gerekçeleri var. Masalların çocuklar ve hatta yetişkinler için travmatik ögeler taşıdığını söyleyenler de var, feminist versiyonlarını yazanlar da…
Konu ile ilgili okumalarımın beni taşıdığı sonuç masalların hayatımızda yer alması gerektiği. Bence masallar çocukların kendi güçlerinin farkına varmalarını sağlayan, çocuğu kendi doğduğu, hatta içine hapsolduğu küçük dünyasından çıkarıp sınırları yok eden büyülü metinler. Masalların derin içeriğini anlamak, onların içerdiği sembolleri keşfetmek ve çocuklarımızın keşfetmesini sağlamak bizim ve onların anlam arayışında yol gösterici olabilir.
Masallar hayatımızda olmalı, çünkü
“İnsan kendisini, öykülendirerek şekillendirir.”3
Referanslar ve Kaynakça:
- Binyazar, A. (2019). Deli Dumrul’un Bilinci. İstanbul: Metis Yayınları. ⇡⇡⇡
- Bettelheim, B. (2019). Masalların Büyüsü. İstanbul: İnkılap Kitabevi. ⇡⇡⇡
- Gezgin, İ. (2020). Homo Narrans. İstanbul: Redingot Yayıncılık. ⇡⇡⇡






2 YORUMLAR
Sevgili Fundacığım,
Masalların büyülü dünyasını böylesine derin bir bakış açısıyla ele alarak harika bir iş çıkartmışsın. Olağanüstü karakterlerin, çocukların anlam arayışındaki rolünü ve masalların insanın içsel dünyasına dokunuşunu anlatmana bayıldım 👌🏻💯
Eski masalların çoğunun patriyarkal düzeni pekiştirdiğine inananlardanım ben. Özellikle kız çocuklarını erkekler karşısında edilgen bir konuma yerleştiren, onları kurtarılmayı bekleyen figürlere dönüştüren hikâyeler, toplumun cinsiyet rollerini şekillendirmede ciddi bir etki bırakıyor. Ancak masalların dönüştürücü gücüne olan inancım tam. Bu yüzden, onların feminist bir perspektifle yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu bakış açısıyla yazılmış masallar, kız çocuklarının güçlü, bağımsız ve kendi kaderlerini belirleyebilen kahramanlar olarak büyümelerine ilham verebilir. Masalların büyüsü tam da burada, geleceği yeniden yazma gücünde saklı.
Yazının her satırında, emeğin ve birikiminin izleri net bir şekilde hissediliyor. Kalemine ve güçlü perspektifine sağlık canım.
Kucak dolusu sevgiler 🤗❤️
Çok teşekkür ederim sevgili Didem…